Okulda Bugün Ne Öğrendin?

Bugün (10 Eylül 2018); okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul ve imam hatip ortaokullarının 5’inci sınıf öğrencileri, orta öğretim kurumlarında eğitim ve öğretime başladı. 1 hafta sonra ise sınıfların kapıları, 2018-2019 eğitim-öğretim yılı için tamamen açılacak. Yepyeni şeyler öğreneceğimiz güzel bir eğitim-öğretim yılı olmasını dilerim!

Atina Okulu “The School of Athens” -RAFFAELLO

Eğitim Neydi, Ne Oldu?

Antik Yunan’da gezici özel öğretmenlerle, Eski Mısır’da mistik okullarda ya da Afrika’daki kabilelerin bilge yaşlılarıyla kısacası Dünyanın her yerinde bir şekilde çocuklarımızı eğitmeye çalışıyoruz var olduğumuzdan beri. Sadece insanlar değil eğitime ihtiyaç duyan, doğadaki her canlı ya ebeveynleri tarafından eğitilir ya da bir şekilde kendilerini vahşi doğada hayatta kalabilmek için eğitirler yani bir şekilde öğrenme süreçleri hayat boyu devam eder. Yine de insanlar için eğitim çok daha farklıdır. Eric Hoffman’ın dediği gibi köpekler, kediler veya atlar bir şeyler öğrenerek kedi, köpek veya at olmazlar; yalnız insanlar  ‘olmak’ için yani kendilerini var etmek için öğrenmek zorundadırlar. Zira insanlık çocuklarını eğiterek sadece avcılardan kaçmayı öğretmek derdinde değildi, aynı zamanda onları meraklarıyla kavuşturdu ve kendi yollarını aydınlattı. Eğitim ile sormayı, merak etmeyi, bilginin peşinden koşmayı da öğrendik ve sonunda kendimizi var ettik! Evreni keşfederken kendini bulmak, geçmişi ararken geleceği görmek, her öğrendiğin şeyle bilmediğin ne kadar şey olduğunu fark etmek… ve en sonunda kendini tanımak; insanlık böyle doğdu!

Eğitimli insan; düşünen, sorgulayan, arayan insandı: keşfettikçe elindekilerin kıymetini bildi, tahmin ettikçe yanıldı, yanıldıkça keskin kenarlarını törpüledi, ne kadar çok şey öğrendi bir o kadar mütevazi oldu… ve eğitimli insan ütopyaların baş kahramanı oldu! Bu ütopyalara ulaşmak için de her toplum kendi ideal insanını yetiştirmek istedi, her insan da bu faziletlere ama toplumdaki herkes bu, ‘ideal’ eğitim hakkına sahip değildi. Bu yüzden de örneğin kadınlar da eğitim görmek istedi, sadece beyazlara değil siyahlara da eğitim hakkı tanınmalıydı, zenginlerin daha nitelikli bir eğitim görmesi adil değildi. Toplumun tüm bireylerinin eğitimli, bilinçli insanlar olması gerekti; öyle ya eğitim temizliği de öğretirdi, insanlarla nasıl konuşmanız gerektiğini de ve böylece toplum her bireyi ile yaşanası olurdu! Niye eğitim önemli biliyorduk, nasıl nitelikli eğitim verilir onu da çözmeye başlamıştık; kalan tek sorun herkes için eğitimdi ki zaten bizler bu mücadelede iken tren bir yerde bir şekilde rayından çıktı. Eğitim, kitaplarda yazanların ya da öğretmenlerin söylediklerinin ezberlenmesi halini aldı ve nitelik hızlıca azaldı! Ütopyalar distopyaya, ideal insan başka sıfatlara büründü. Öğrenmek kendini aramaktan, var olma çabasından çıktı ve okullar fabrika, öğrenciler üretilen ürünler oldu.

Neden Distopya?

Eğitim tek tip insan yetiştirmekte birebir çünkü! Bu amaç için de hepimiz bol bol ezberledik, kutucukları doldurduk ve topluma eğitimli bireyler olarak katıldık! ‘Eğitimli’ dediğimiz kavram bu noktada çok değişti; okullardan yayılan tuvalet kokularıyla duymamız gereken alarm seslerine kulaklarımızı kapattık ve kitaba gömülüp ezber yapmaya devam ettik. Artık pekiyi not alan ve vasat olan öğrenciler vardı; böylece daha çok ezberlediler, daha çok sınandılar ve kafalarına vura vura (dershaneler, özel dersler, sayısız test kitabı ve soru vs ile) onlar için hazırladığımız kalıplara sığdırdık öğrencileri. Ne ezberletiliyorsa o olduk, ezberci eğitimi bıraktık güya ama onun yerine ‘böyle düşünülür’ diye gösterilen yöntemleri ezberledik. Peki, ne öğrettik okullarda ya da evlerde yani hep birlikte?

“Yuvada başarılıydım. İlkokulda başarılıydım. Ortaokulda başarılıydım. Lisede iğrenç bir şekilde başarılıydım; yalnızca derslerde değil, sosyal olarak da. İneklemeden, bütün ders kitaplarını hatmetmeden başarılıydım; biraz isyankar ve küstahtım, hocalara tavrım, izin verilenin sınırındaydı ama yine beni diğerlerinden daha çok severlerdi; bunu becerebilmenin şartı, insanın sevimsiz bir şekilde çok başarılı olmasıdır, diye düşünüyorum bugün. Başarılı bir öğrenciydim, süper başarılı bir sevgilim oldu, diğer bütün işlere on basan bir iş teklifi aldıktan sonra başarılı dostlarımın arasında, başarılı bir şekilde evlendim. Sonra başarıyla büyüttüğümüz çocuklarımız oldu, başarılı bir şekilde elden geçirdiğimiz bir ev aldık. Bütün bu başarıların ortasında yıllarca dolanıp durdum. Başarılarla yattım, başarılarla kalktım. Başarılarla uyudum. Başarı soludum ve yavaş yavaş yaşamımı yitirdim. Şimdilerde olan bitene böyle bakıyorum. Allah çocuklarımı benim kadar başarılı olmaktan korusun.”

(Loe, 2017, sf 29.)

Onlara ‘başarılı’ olmaları gerektiğini öğretiyoruz. Başarılı olmak öyle kolay değil; bol bol çalışacaksınız, durmadan, elinize geçen tüm test kitaplarını bitireceksiniz, kalbinizden öyle geçmese de olur görünüşte mutlaka saygılı olmalısınız, ‘inek’ olmamak için tüm sosyal faaliyetlere de katılın ki herkes size imrenerek baksın. Bu yüzden de aynı soru tipleri, defalarca girilen sınavlar, sürekli bir sınanma hali, gizli rekabetler, bitmeyen kurslar ve ödevler… sonunda keyif aldık mı başarılı olmaktan, sahi anaokulundan KPSS’ye bu başarı ne kazandırdı bize?

Test kitapları ile dolu bir çocukluk bir de bol bol hobi adında kurslar ki sırf ‘inek’ olarak gözükmesinler. Farkında değil miyiz, eğlenerek sorgulayarak en kötüsü de bilinçli bir tercih veyahut sadece canı istedi diye yaptığı hiç bir etkinlik yok. Aynı soru tipleri, benzer konular, aynı yarış, aynı koşuşturmaca içinde nasıl özümseyecekler öğrendiklerini? Bir durup nefes almazsa nasıl görür nerede olduğunu? Boşlukta savrulmasına razı mısınız? Ne zaman kendi yollarını var edecekler, nasıl kendilerini bulacaklar? Aynı yolda gelecek kaygısı ve hırs dopingiyle dolup arkadaşlarını ittirip geçerek mi? Bir sürü para, sosyal statü, 5 yıldızlı tatiller, ödüllerle dolu vitrinler, havuzlu bir ev, süslü kıyafetler, en son model araba ve bol bol antidepresan ile kişisel gelişim kitapları dolu bir iç çekiş, emekli olsam keşke!

Oysa romanlar okur kendine ayna tutsun diye var, koskoca gökyüzünde kendini aramış binlerce yıldır insanlar; toklukları her şeyi bildiklerinden değil kendilerini aramaktaki açlıklarından olmuş. Doğru ya Hamlet ne kadar başarılı olursa olsun savaşta fındık kabuğu kadar huzuru olmadıktan sonra….

Şarkı: We don’t need no education Sanatçı: Pink Floyd Albüm: The Wall Çıkış tarihi: 1979

“Çocuklara öğrenci olarak değil, öğretmen olarak ihtiyacımız var.”

(Lafargue, 2017, sf. 102)

Bu çemberden çıkmak için öğrenmeyi bir yarış halinden uzaklaştırmak zorundayız, tıpkı oyun oynar gibi öğrenmeli çocuklar. Oyun oynar gibi öğrenebilmeli yani keyif alarak, düşerek kalkarak, yılmayarak. Düşünmeli, sorgulamalı, okumalı, etrafını gözlemlemeli, keşfetmeli, yanılmalı, yanıldığını düzeltmeli, korkmamalı ve içindeki sevgiyi nefrete dönüştürmemeli. Her gün yeni bir şeyler düzeltmeli dünyanın şu batmış düzeninde ve bir gün her çocuk dünyayı daha güzel bir yer haline getirebilmeli.

Otobüs şoförü, kırtasiyeci, kitabevinde çalışan kadın, televizyona senaryo yazanlar, pazardaki adam, yan komşu, uzaktan akraba… toplum hep birlikte özgürleştirmeli kafaları ve sonunda kitlesel eğitim tıpkı en baştaki gibi bir ütopyayı var etmeli.

Sokakta  gülen, saygılı, sorumluluk sahibi insanlar; bir park yeri uğruna kavga etmeyen, aksine birbirine öncelik tanıyan insanlar; mesela en son okuduğu kitaptan nasıl etkilendiğini parkta oturan emekliye anlatan insanlar, yere tükürürlerse ya da tuvaletleri temiz bırakmazlarsa yayılan mikropların hepimize zararı dokunacağını anlayan insanları, derdi para kazanmak değil mutlu olmak olan, sade mutlu olmak için değil yaşamı olduğu gibi içine çekerek yaşayan insanlar olur belki o zaman dünyanın dört bir yanında..

Ama henüz bir ütopya ise böylesi, önce insan kendini var etmeyi bilmeli; bunun için de dedim ya bol bol okumalı, gözlem yapmalı, düşünmekten ve soru sormaktan korkmamalı. Bugün Dünyanın her yerinde onların istedikleri gibi düşünmeye zorlanıyoruz; asıl mesele de budur işte! Kendinizi bulma yolunda yeni bir adım atacağınız güzel bir yıl dilerim!

KAYNAKÇA:

Loe, E. (2017). Doppler (5. baskı). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

Lafargue, P. (2017). Tembellik Hakkı: 1848 “Çalışma Hakkı”nın Çürütülmesi (çev. İhya Kahraman), (2. Baskı). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here