ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUKLAR ve EĞİTİM SİSTEMİMİZ

Geleceğin yetişkinleri olacak çocuklarımızın ilgi, istek ve ihtiyaçları doğrultusunda eğitim almaları büyük önem taşır. Özellikle de ‘özel eğitime muhtaç’ çocuklarımız için. Çünkü bu çocuklar normal akranlarına göre dezavantajlıdır. Bu nedenle daha fazla ve özel ilgiliye gereksinim duyarlar. Bu noktada amaç kesinlikle normalleştirme olmamalıdır. Aksine amaç özelliklerine uygun eğitimle, potansiyellerini açığa çıkarmak, pratiğe dökerek aktif yaşamda kendisine ve çevresine faydalı olmalarını sağlamak olmalıdır. Özel yetenekli çocuk da, özel eğitime muhtaç, dezavantajlı bir birey olarak görülmelidir. Eğitim sürecinde ilgi, istek ve ihtiyaçları karşılanmadığında sorunlar kaçınılmazdır.
Özel yetenekli çocukların ileri düzeyde düşünme, hızlı ve etkili problem çözme, yaratıcılık gibi becerileriyle bilim, teknoloji ve sanat alanlarında üst düzey ürünler ortaya koyma potansiyelleri vardır. Ayrıca derin duygu dünyaları, gelişmiş adalet anlayışları, çevrelerine saygılarıyla da topluma yön vermeye en güçlü aday konumundadırlar. Peki eğitim sistemimiz özel yetenekli çocuklarımızın ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabiliyor?
Ülkemizde özel yetenekli öğrencilerimizin faydalanabilmesi için MEB tarafından uygulanan programlar şu şekildedir:

1-Bilim ve Sanat Merkezi(BİLSEM)
Özel yetenekli çocuklar için uygulanan başlıca hizmettir. Okulöncesi ve yükseköğrenim dışındaki kademelerde, iki aşamalı sınav sonunda belirlediği öğrencilere destekleme ve zenginleştirme etkinlikleri sunmayı amaçlar. Ancak; -kaba bir ölçütle nüfusun %2’sinin özel yetenekli olduğunu düşünürsek- yaklaşık üç yüz bin özel yetenekli öğrencinin BİLSEM çağında olmasına rağmen, devam eden öğrenci sayısı yaklaşık yirmi beş bindir. Her geçen gün BİLSEM sayısının ve kontenjanlarının artmasına rağmen hala ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır.

2- Destek Eğitim Odası(DEO)
MEB’e bağlı Rehberlik ve Araştırma Merkezi(RAM) tarafından tanılanan özel yetenekli öğrencilerin, destekleme ve zenginleştirme etkinlikleri için uygulamaya konan diğer bir eğitim programıdır. Esasında ‘tam zamanlı kaynaştırma’ kararı verilen tüm özel eğitim öğrencileri için kullanılan bir programdır. Programa göre tanılanan özel yetenekli öğrenci, okulda kurulan DEO’da planlama dahilinde, görevlendirilen uzman öğretmen eşliğinde, farklılaştırılmış eğitim-öğretimden faydalanmasını amaçlar. Ancak gerek uzman öğretmen ve materyal eksikliği gerekse de okulun altyapısının program için elverişli olmamasından ötürü, programdan faydalanan öğrenci sayısı –maalesef ki- tüm Türkiye’de bir elin parmaklarını geçmez durumdadır.
MEB’in uyguladığı bu programlar kağıt üzerinde amaca hizmet eder gözükse de pratikte durum hiç de iç açıcı değildir. Durumu bir örnekle gözler önüne sermeye çalışalım:
İlkokul ikinci sınıfa giden bir öğrencinin farklı özellikleri ile öğretmeninin dikkatini çekmesiyle, RAM’a yönlendirildiğini düşünelim. Öğrenci ‘Özel Yetenekli Birey’ olarak tanılandığında, RAM’ın vereceği eğitim kararının özü şöyle olacaktır: ‘Bulunduğu eğitim kademesinde tam zamanlı kaynaştırma öğrencisi olarak devamına ve DEO’dan yararlanmasına…’ Öğretmen ve aile konuya yeterince hakim değildir genelde. Okul idarecileri ise ne yapacağını bilemez. RAM’da zaten Üstün Zekalılar Öğretmeni kadrosu yok, dolayısıyla yol gösterecek uzman da. Bu durumda öğrenci şanslı ise, herkes de sorumluluk bilinciyle bir şeyler yapmak isterse; materyalsiz veya çok az materyalle kurulan ve genelde norm fazlası bir sınıf öğretmeninin görevlendirildiği DEO’dan faydalanmaya başlar. Aslında kimse ne yapması gerektiğini tam olarak bilmiyordur. Hal böyle iken, veliler farklı alternatif arayışına girerler. Tercih genelde daha fazla seçenek sunan özel ve vakıf okullarıdır. Fakat ekonomik, iş, aile vb. sebeplerle bu kurumlardan faydalanamayan öğrenci, kağıt üzerinde destekleme ve zenginleştirme etkinliklerine devam eder. Asıl sorun ise daha ileride ortaya çıkacaktır. İlgi, istek, ihtiyaç ve özelliklerine uygun eğitim-öğretim programı sunamadığımız özel yetenekli çocuğun okula ilgisi azalmaya, içine kapanmaya ve davranış sorunları ortaya çıkmaya başlar. Hatta okul-aile-sosyal çevre ve etkinlik ilişkisinin kurulamadığı ortamda, özel yetenekli çocukta kaygı bozukluğu, takıntılı düşünce ve davranışlar gibi psikolojik-psikiyatrik sorunlar ortaya çıkabilir.

*Bu makale bir üstün zekalılar öğretmeninin durum değerlendirmesidir. Tamamen kişisel gözlem ve düşünceden ibarettir.

Volkan UĞUR
Üstün Zekalılar Öğretmeni

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.