Yetenek Dediğin Hep Erkenden mi Belli Olur?

Ben çocukken evimizin önünde akşam sefaları vardı. Gündüz kimsenin dönüp bakmadığı uyku halindeki tohumlar, akşam tüm mahalleyi güzelleştiren pembe beyaz çiçeklere dönüşüverirdi. Öyle ki, aynı çiçek olduğuna inanamazdınız.

Bazı çocuklar da “akşam sefaları” gibi, geç açan çiçekler. Kimi yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşuyor, kimi daha geç yürüyor, kimi sosyal ya da başka bir alanda daha geç gelişiyor. Hatta bazı çocuklar, zaman ilerledikçe, akşam sefaları gibi coşarcasına bir değişim yaşıyor.

Alman asıllı dahi fizikçi Albert Einstein’ın hikayesinde olduğu gibi…

Küçük Albert, konuşmayı yaşıtlarına göre epey geç sökmüş. Hatta o kadar geç sökmüş ki, ailesi “geri zekalı” olabileceğinden şüphe ediyormuş! Konuşmaya gönülsüz davrandığı ve söylenen her şeyi tekrar ettiği için, etraftan aptal muamelesi görüyormuş.

Dünyanın gidişatını değiştiren bir dâhiden söz ediyoruz. Einstein’in çok güzel bir sözü var: “Aslında herkes dâhidir. Ama siz bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre değerlendirirseniz hayatı boyunca aptal olduğunu sanır” diyor. Farklı gelişim süreçlerini, öğrenme stillerini ve yetenekleri görmezden gelen, tek tip eğitime dayalı okul sistemi böyle değil mi? Birçok çocuk, ağaca tırmanamadığı için aptal olduğuna inanan, öğrenilmiş çaresizlik kurbanı, deniz yüzü görmemiş balıklar…

Einstein’ın geç konuşmasını aptallık işareti olarak görenler, bir dâhiyi konuşma yeteneğine göre değerlendirip heba edebilirlerdi. Oysa Einstein’in asıl yeteneği hayal gücüydü. En karmaşık fizik yasalarını basit resimler halinde hayal edebiliyordu. Dünyayı değiştiren görelilik teorisini geliştirirken çıkış noktalarından biri, bir ışık demeti ile yarışan bir çocuk hayali olmuştu.

Gelin görün ki, ışık hızını anlayan Einstein, ışık hızında konuşmamıştı. Bir kaynağa göre, 3 yaşına doğru konuşmaya başlamış. 2 yıl 8 aylıkken, kendisine yeni bir kız kardeşi olacağı söylenmiş. Yeni bir kız kardeşin neye benzediğini hayal etmeye çalışırken “Tekerlekleri var mı?’’ diye sorduğu iddia ediliyor!

Geç konuşan ve geç yürüyen bir dâhi de İspanyol ressam Pablo Picasso. Picasso da, konuşmayı ve yürümeyi öğrenmeden önce çizmeyi biliyormuş. Öyle ki ağzından çıkan ilk sözcük “Piz! Piz!” olmuş (İspanyolcada “lapiz” kalem demek.) Yerçekiminin babası Newton da, teorisini geliştirirken bir taşı dünyanın etrafındaki yörüngeye girinceye kadar fırlattığını hayal etmiş.

Bazı çocuklar dünyayı kelimeler yerine resimler üzerinden görüyor, anlamlandırıyor, hayal ediyor. Bu bir eksiklik değil, bir farklılık. Ancak genel olarak okul sistemi sözcükler ve rakamlar etrafında dönüyor. Dolayısıyla diğer alanlardaki yetenekler gölgede kalabiliyor ya da çocuklar yeteneksiz ilan ediliyor. Tıpkı uyku halindeki akşam sefaları gibi…

Hatta canım çiçeklerin içindeki potansiyeli bilmeyen biri, akşama kadar bekleyemeyebilir, bu otlar fazlalık diyerek söküp atabilirdi bile! Einstein’ın öğretmenlerinin yaptığı gibi… Babası bir gün Einstein’ın öğretmenine, oğlunun hangi mesleğe yönelmesi gerektiğini sormuş. O da, “Hiç fark etmez, hiçbir şeyde başarılı olması mümkün değil” demiş.

Yolun başındaki bir çocuk için “ümitsiz” hükmü vermeye ne denir bilmiyorum, ama eğitimcilik kesinlikle bu değil.

Einstein yıllar sonra kendisine yapılanların bıraktığı acı izleri şöyle anlatıyor: “Modern eğitim yöntemlerinin, araştırmaya giden kutsal merak duygusunu tümüyle boğmamış olması bir mucize. Çünkü bu minicik hassas çiçeğin, uyarılma dışında en büyük ihtiyacı, özgürlüktür.”

Ne güzel de resmetmiş… Merak, minicik bir hassas çiçek. En büyük ihtiyacı, özgürlük.

Farklılık, eksiklik değildir!

Otistik çocuklar da resimlerle düşünenlerden. Bir örnek Temple Grandin. Grandin, Time Dergisi’nin 2010 yılında düzenlediği dünyanın en etkili 100 kişisi sıralamasında Kahramanlar kategorisinde yer aldı.

Temple, küçük bir kız çocuğuyken otizm teşhisi almıştı. Bilinçli bir aileye doğduğu için şanslıydı. 2 yaşından itibaren konuşma ve oyun terapisi gördü. Ancak 4 yaşında konuşabilmeye başladı. Çevrenin alay ettiği, asosyal bir çocuktu. Öğrendiği her şeyi tekrar ettiği için onunla “kayıt cihazı” diye dalga geçiyorlardı.

Temple sadece daha “farklı” düşünüyordu: Sözcüklerle değil, resimlerle düşünüyordu. Resim okulda en başarılı olduğu dersti. Herkesin de kendisi gibi resimler halinde düşündüğünü sanıyordu, hatta öyle olmadığını ilk öğrendiğinde adeta şok yaşamıştı. Resim yeteneği, daha sonraki hayatında büyük buluşlara imza atmasını sağladı.

“Normal” kavramı, tamamen çoğunlukta olmakla ilgili. Otistik bireyler çoğunlukta olsa, otistik olmayanların epey zorluk çekeceği bir dünya düzeninde yaşıyor olabilirdik. ABD’de Martha’s Vineyard diye bir yer vardır. Bundan uzun yıllar önce oradaki nüfusun tamamına yakını sağırmış. Bütün düzen de sağırlara göre kuruluymuş. Kulağı duyan “anormaller” epey zorluk çekiyormuş.

Her çocuğun bir yoğurt yiyişi var.

Bazı çocuklar yaşıtlarına göre daha geç gelişir.

Bazı çocuklar diğerlerinden daha farklı gelişir.

Çocuk erken konuşuyorsa, erken gelişim gösteriyorsa harika, bu yüksek potansiyel işareti olabilir. Ama geç konuşuyorsa bu “aptal” olduğu anlamına gelmez.

Hatta bazen aptal değil Einstein bile olabilir!

Ne yapmalı?
Çocuğunuzun konuşmasında ya da gelişiminin başka bir alanında yaşıtlarına göre bir gecikme varsa, bunun nedenini anlamaya çalışmak, ona destek vermek, sabırla çabalamaya devam etmek gerekir.

Bir taraftan güçlü taraflarını keşfetmek, geliştirmek ve güçlü taraflarından yola çıkarak zayıf tarafını geliştirmeye çalışmak esastır.

En önemlisi de ona saygıda ve sevgide kusur etmemek, değerli olduğunu hissettirmektir.

Hoş, o sizin biricik çiçeğiniz, kıymetliniz, hiç açmasa ne fark eder… Ama bir gün bir bakmışsınız, onca emek verdiğiniz akşam sefalarınız patır patır açmaya başlamış!

Her Çocuk Üstün Yeteneklidir kitabının yazarı Dr. Bahar Eriş, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi’dir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.