AŞK YAŞAYACAĞIMIZ GÜNLERDE KOLERA

bilge
Bilge SEVİL

AŞK YAŞAYACAĞIMIZ GÜNLERDE KOLERA

Tarih 31 Ağustos 1854, Londra kötü koku ve hava kirliliğinden boğulmak üzere.  Bu kötü koku ve hava kirliliği öyle rahatsız edici ki bu koşulların sebep olduğu düşünülen salgın hastalık sadece 3 günde 127 kişinin ölümüne neden oldu bile. Takvimler 10 Eylül’ü gösterdiğinde ise ölüm sayısı 500’e ulaşmış ve şehirdeki insanların dörtte üçü evlerini terk etmişti. Salgının adı kolera idi ve aynı senenin sonunda tüm dünyada 60,000 kişinin ölümünün sorumlusuydu. İnsanlık kolerayla çok daha önce tanışmıştı oysa! İlk olarak 1817’de Hindistan’da ortaya çıkan salgın, üç sene içerisinde Filipinler, Afrika ve Türkiye’nin batısına kadar ulaşmış; 1854 yılına tekrar geldiğimizde ise kolera neredeyse tüm dünyayı etkisi altına almıştı. İnsanlık, tarihinin en büyük salgın hastalıklarından biriyle boğuşuyordu ve sebebini henüz anlayamamıştı.

İnsanlık Kolerayla Nasıl Başa Çıktı?

Sanayi Devrimi beraberinde Londra şehrine büyük bir hava kirliliği de getirmişti. Dahası hızla büyüyen şehrin alt yapısı da çökmüş, sokaklar insan dışkıları ve pis kokulu sularla dolmuştu. Durum o kadar vahimdi ki sağlık denetlemesi yapan yetkililer endişelerini şu notlarla anlatıyordu; “Bu sokaklar biriken küller ve pisliklerle örtülmüş durumda…Pis kokulu sular ve kanallar sesini çıkarmayan fakirlerin kapılarına doğru akıyor ve ağzına kadar dolu helalar kullanılamayacak halde…”. Dolayısıyla 1832 Mayıs’ında Londra’nın ilk kolera vakası  birçokları için şaşırtıcı olmamıştı. Çoğu bunun zaten hastalıkların çoğunun kaynağı olduğu zannedilen kirli havadaki miyasmalardan kaynaklandığını düşünüyordu. Ancak 1854  yılındaki Broad Street Pompası olayının sonrasında asıl sebep anlaşılabilmişti.

1832 kışında henüz 18 yaşında tıp fakültesinde olan John Snow’a ilk ödevi olarak kömür madenindeki kolera vakaları verilmişti. Newcastle yakınlarındaki Killingworth kömür madenine giden ve vakalarını inceleyen Snow bilmese de aldığı şu notlarla büyük keşfinin ilk adımlarını atmıştı:

“Kömür ocaklarının galerilerinde tuvalet yok; işçilerin dışkıları her tarafa yayılmış durumda, dolayısıyla her an ellerine bulaşabilir. İşçiler her vardiyada galerilerde sekiz ya da dokuz saat kalıyorlar; yemeklerini de yanlarında götüren işçiler ellerini yıkamadan bu yiyecekleri tüketiyorlar…Bu nedenle, herhangi bir galeride bir kolera vakası baş gösterdiğinde, hastalığın yayılması için her türlü ortam var…”

1848 yılında, Londra’nın ikinci kolera vakasındaki araştırmaların Dr. Snow koleranın sebebinin miyasmalar olmadığına dair kanıtlar toplamaya başladı. Çünkü; Dr. Snow, çoğu kişinin aksine koleraya o zamanlar daha adlandıramadığı başka şeylerin sebep olduğunu düşünüyordu.

“ “Zehir” her ne ise, bedene pis su ya da yiyecek yoluyla giriyordu. Mikrop miyasma yoluyla alınıyor olsa önce ciğerlerde ve kanda görülür, ateş, titreme ve baş ağrısı gibi belirtiler gösterirdi.”

“Broad Street Pompası” olayı ise üçüncü dalganın bir kolu olarak 31 Ağustos l854’te patlak verdi ve Dr. Snow tıp tarihinin en büyük gelişmelerinden birine imza attı. Dr. John Snow Londra’daki kolera nedeniyle olan ölüm vakalarını haritada işaretlediği zaman suçluyu bulmaya çok yaklaşmıştı. Koleradan ölenlerin çoğu, içme suyunu Broad Sokağı köşesinde yer alan su tulumbalarından sağlıyordu,  araştırmasını bir dedektif edası ile derinleştiren Dr. Snow tulumbanın bir metre ötedeki foseptik çukuru ile bağlantısını keşfetti. Kolera salgınının sorumlusu kanalizasyon sularının karışmış olduğu içme sularıydı!

Londra’da bir kadın çocuğunun hastalığı sırasında çocuğunun ishalden kirlenmiş bezlerini bir kova su ile yıkamıştı. Daha sonra kovadaki pis suyu evinin önündeki lağım çukuruna boşaltmış ve içme suyuna sızan lağım Londra’daki üçüncü dalga kolera salgınını başlatmıştı. Anlaşılan oydu ki dışkıdaki bu mikrop içme suyu vasıtasıyla yayılmıştı. Tüm bu bulgulara rağmen miyasma teorisini savunan ve Dr. Snow’un tezini reddetmişti. Oysa Dr. John Snow haklıydı ve epidemioloji alanında bir çığır açmıştı. Şehirlerdeki kanalizasyon sisteminin önemi, hijyenik koşullar ve koruyucu sağlık sisteminin önemi böylece anlaşılmış oldu.

Bugün net bir şekilde biliyoruz ki kolera, vibrio cholera bakterisinin ince bağırsakta parazitleşmesi sonucu oluşur.  Bağırsağın kenarına tutunarak çoğalan, ama dokulara yayılmayan kolera vibriyonun ürettiği toksin, hastanın aşırı ölçüde su yitirmesine neden olur öyle ki bu su kaybı hastayı birkaç saat içinde öldürecek kadar çok olabilir. İshal, kusma, bayılma, kas krampları ya da şuur kaybı hastalığın belirtilerinden yalnızca bir kaçıdır. İnsandan insana bulaşabilen hastalık ayrıca dışkı bulaşmış içme sularının ve gıdaların tüketilmesi ile yayılabilir. Hijyenik olmayan koşullar altında ise tehlike oldukça yüksektir.

Koleranın Tedavisi

Kolera bunca ölüme sebep olmuş olsa da tedavisi oldukça kolay olan bir hastalıktır. Başlıca sorun su yitimi olduğu için ağız yoluyla vücuda su takviyesi başka bir deyişle oral rehidrasyon tedavisi ya da damar yoluyla kaybedilen su vücuda tekrar alınabilir. Ya da ishali önlemek için antibiyotik kullanımı veya yine ishalin etkisini azaltmak için çinko tedavisi uygulanabilir. Dahası kolera için ilk altı ayda %85 koruma sağlayan aşısı da bulunmaktadır ve Asya, Afrika ve Uzak Doğu’da yaygın olarak kullanılan bu aşılar bu bölgelere seyahat edecek kişilere de uygulanmaktadır. Ayrıca kişisel temizliğe dikkat etmek, ellerimizi sık sık yıkamak, temiz su tüketmek, pişmemiş veyahut az pişmiş yiyecekleri tüketmekten kaçınmak, ve meyveleri iyice yıkamak koleradan korunmak için alacağımız basit önemlerden sadece bir kaçı.

Özetle kolera salgını özellikle 1800’lerde olmak üzere insanlığın yüz yüze geldiği en zor durumlardan biridir. Hindistan’da patlak veren salgın Japonya’dan Fransa’ya, Rusya’dan Kanada’ya kadar hızlıca yayılmış ve bir çok ölüme sebebiyet vermiştir. Ancak koleranın gizli kimliğini çözdük: artık çok daha temiz bir dünyada yaşıyoruz; temiz suya ulaşabiliyoruz, şehirlerimiz iyi birer kanalizasyon sistemine sahip ve kolera için çözüm olabilen bir çok ilacımız, tedavi yöntemimiz var. Ama Broad Street Pompası olayının üstünden yaklaşık 200 yıl geçmesine rağmen hala kolera salgınından insanlar ölüyor ve bu koleranın başarısı değil, bizim umursamazlığımız.

Bugün Kolera Salgını

15 Mart 2015’te Yemen’de başlayan çatışmalar bugün hala devam eden bir iç savaşa dönüştü. Zengin yer altı kaynaklarına rağmen dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Yemen sıkı ablukalar altında daha da yoksullaştı. Yemen’de bugün, 16 milyon kişi temiz içme suyundan mahrum ve 1.8 milyon çocuk ise yetersiz besleniyor. Altyapısı savaş yüzünden büyük hasar görmüş olan ülkede temizlikten söz etmek hemen hemen imkansız. Dahası ülkedeki sağlık kuruluşlarının yarısına yakını zarar ve görmüş durumda ve ambargo dolayısıyla ülkeye ilaç girişine de izin verilmiyor yani sağlık hizmetlerine erişim sağlamak da bir o kadar zor. Bu koşullar altındaysa beklenen oluyor ve Yemen’de koleradan dolayı binlerce insan hayatını kaybediyor.  21 Aralık 2017’de Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) kolera vakası sayısının 1 milyona ulaştığını bildiriyor. Ambargo nedeniyle ülkeye ilaç girişine izin verilmiyor ve sadece hijyenik koşullar sağlanarak önlem alınabilecek, bir kaç basit tedavi ile çözülebilecek kolera 2015’ten bu yana binlerce insanın ölümüne neden oluyor. 2017’nin bitmek üzere olduğu bu günlerde, ilk kolera salgınının üstünden 200 yıl geçmişken sadece Yemen’de değil; Kenya’da, Haiti’de ve bir çok az gelişmiş ülkede kolera salgını tehlikeli seviyelerde kendini göstermeye devam ediyor. Sözün özü bu insanlar temiz suya ulaşamadıkları, yeterli sağlık hizmeti alamadıkları ve hijyenik koşullar altında yaşamadıkları için hayatlarını kaybediyor. O halde bunca ölümün sorumlusu vibrio cholera bakterisi mi yoksa göz göre göre olan bu ölümlere sessiz kalan diğer insanlar mı?

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.