“Salyangozun Şehri: Şehri İnşa Et – Suyu Koru!” Oyununun Hikâyesi

Bir araştırma süreci nasıl eğitsel oyuna dönüştü?

Bu proje, öğrencilerimizle birlikte yürüttüğümüz bir çevre araştırmasıyla başladı.

Çekmeköy ilçesindeki arazi kullanım değişimlerini incelemek amacıyla uydu görüntülerini analiz ettik. Beton yüzeylerin yıllar içerisindeki artışını ve bunun yağmur suyunun toprakla buluşmasını nasıl etkilediğini araştırdık.

Çalışmalar ilerledikçe öğrenciler önemli bir farkındalık geliştirdi:

Şehirler büyüdükçe doğal yüzeyler azalıyor, yağmur suyu toprağa ulaşamadan yüzey akışına dönüşüyor ve kentlerin su döngüsü değişiyor.

Başlangıçta elimizde grafikler, veriler ve bilimsel sonuçlar vardı. Ancak öğrenciler bir noktada çok önemli bir soru sordu:

“Bu bilgiyi başka insanlara nasıl anlatabiliriz?”

İşte projenin yönünü değiştiren an tam olarak buydu.

Bilimsel bilgiyi yalnızca tablolarla anlatmanın yeterli olmayacağını düşündük. İnsanların bu süreci gerçekten anlayabilmesi için deneyimlemesi gerekiyordu.

Böylece oyunlaştırma fikri ortaya çıktı.

Ve “Salyangozun Şehri: Şehri İnşa Et – Suyu Koru!” adlı eğitsel kutu oyunu tasarlandı.

Oyunun temel amacı, oyuncuların şehirlerini geliştirirken aynı zamanda doğal yüzeyleri ve su döngüsünü korumanın önemini deneyimleyerek öğrenmeleridir.

Oyunda oyuncular:

  • yapılaşma kararları alır,
  • yeşil alanlar oluşturur,
  • yağış durumlarıyla karşılaşır,
  • bilim kartlarıyla çevresel bilgiler edinir
  • ve şehir planlamasının sonuçlarını gözlemler.

Eğer şehir fazla betonlaşırsa yağmur suyu toprağa sızamaz ve oyuncular yüzey akışı ile taşkın riski gibi çevresel sorunlarla karşılaşır.

Ancak yeşil alanlar arttıkça toprağın suyu emme kapasitesi yükselir ve şehir daha sürdürülebilir hale gelir.

Oyunun spiral tasarımı ise doğadan ilham alır.

Spiral; doğada büyümeyi, devamlılığı ve dengeyi temsil eder. Oyunun sembolü olarak seçilen salyangoz ise doğanın yavaş ama dengeli ilerleyişini simgeler.

Bu süreçte öğrenciler yalnızca bir araştırma yapmadı.

Aynı zamanda bilimsel bir problemi; anlaşılabilir, deneyimlenebilir ve paylaşılabilir bir öğrenme modeline dönüştürdü.

Bu proje bize bir kez daha gösterdi ki:

Bilim, yalnızca öğrenilen bir bilgi değil; deneyimlenen, hissedilen ve başkalarına aktarılabilen bir süreçtir.