Sınav Değil Eğitim Seferberliği…

Sınav Değil Eğitim Seferberliği…

Doç. Dr. Tuncay AKÇADAĞ

TEOG’un kaldırılması kararından sonra zaten sorgulanmakta olan eğitimin gidişatı tartışmaları daha da bir hız kazandı. Tartışmaların yoğunlaştığı noktalar, sınavın yapılma amacı, eğitimde sıklıkla değişen politikalar ve bunların sonucu bir türlü yolunda gitmeyen işler, eğitimin başka amaçları gerçekleştirmede birer araç olarak kullanılması ve bireyin yeteneklerini ortaya çıkarmadan öte bu gizil bazen de açıktan söylenen amaçlara alet edilmesi gibi.

Bir diğer durum ise TEOG kaldırılınca yerine ne getirileceği tartışmalarıdır. TEOG kaldırılınca yerine yine değişik veya benzer tarzda bir sınav getirilme olasılığının yüksek olduğu söylenmektedir. Öyle ki, durum, sınavları kaldırmakla indirmekle çözülecek gibi değil. Bu tartışmaların gündemde kalacağı ve yine çizilen sınırlar içerisinde çözüm üretileceği görünüyor.

Oysa Türkiye’nin bir eğitim seferberliğine ihtiyacı var. Kuşkusuz bu “seferberlik” durumu sadece eğitim için değil, devlet sistemini oluşturan, hukuk, ekonomi, sağlık gibi diğer alt sistemlerde de gerekli. Yani Türkiye’nin bir seferberliğe ihtiyacı var. Ancak konumuz gereği eğitime dönelim ve eğitim seferberliğinin nasıl olması gerektiği üzerinde duralım.

Bu işin başlangıç noktası “kaygı birliğidir.” Yapılan tartışmalar, farklı kaygıları dile getirmektedir. Oysa ortak kaygı, çocuklarımızın dünya ölçeğinde bilgi üretebilen ve yerelden hareketle evrensel kimliğe ulaşmış bireyler haline gelmesidir. Bu kaygının samimi bir biçimde ortak hale gelmesi gerekir. Bu şu demektir: bilimi ve bilimsel kültürü odağa alıp diğer bileşenleri bunun etrafına yaymak.

Diğer bir adım bu hedefe ulaşmayı sağlayacak ekibin oluşturulmasıdır. Terk edilmesi gereken anlayış, ”bizden olsun eksik olsun” anlayışıdır. Bilimsel bilgiyle hareket etmenin yolu ve yöntemi bellidir. Dâhilde kalan ve ötelenen bilim insanlarını bir çatı altında birleştirmek ve hedefe yöneltmek gerekmektedir. Bu kadro aynı zamanda seferberliğin beynini oluşturacaktır.

Diğer adım öğretmen eğitimidir. Bu eğitimi iki biçimde düşünmek gerekir; hizmet öncesi, hizmet içi. Her iki kümede bulunan öğretmenlerin asıl amaç olan öğrencilerin kendi yetenek ve kabiliyetleri ölçüsünde eğitilmelerini sağlayacak amacı gerçekleştirecek biçimde örgütlenmeleri gerekmektedir. Hizmet öncesinden mezun olan bir öğretmen adayı hizmetin içine geldiğinde öğrendiklerini hemen uygulayacak biçimde donanık olması gerekmektedir. Bu da öğretmen yetiştiren kurumların yeniden yapılanması anlamına gelir. Öğretmen teoriyi ve uygulamayı birleştirebilecek bir alt yapıya kavuşturulmalıdır. Hizmetin içinde öğrendiklerini pekiştirmeli ve gelişebilmelidir.

TEOG ve benzeri sınavlara ihtiyaç duyulmaması durumuna gelmenin yolu, öğretmenlerin öğrencileri, yönlendirebilme ve bunun gerekçelerini ailelereanlata bilmeden geçmektedir. Tabi yönlendirilmiş çocuğun gerçekten gidebileceği kaliteli kurumların olması şartıyla. Öyleyse eğitim seferberliğinin bir diğer boyutu da öğrencilerin yeteneklerine göre değerleneceği kurumların sayısını ve niteliğini artırmak olacaktır. Ailelerde oluşan yanlış algıyı değiştirmek elbette zordur. Her aile çocuğunun saygın meslekler diye adlandırılan bir meslek içinde kalmasını beklemektedir. Oysa her mesleğin saygın olduğu algısı oluşturulmalıdır. Bu nedenle her öğretmenin bir “veli eğitimi ajandası” olmalıdır. Öğretmenin yaptığı etkinlik, gözlem, ölçme ve değerlendirme sonuçları ile birlikte öğrencisi için oluşturduğu düşünceyi ve çocuklar için olabilecek en iyi sonuçları velilere anlatma, açıklama ve gösterme durumu öğretmenin sorumluluğunda olmalıdır. Böylece çocuğun ne olacağı kendisi, velisi ve öğretmeniyle birlikte karara bağlanmış olur.

Öğrencilerin yetenek ve kabiliyetleri açığa çıkarıldıktan sonra öğrenci kendi durumuna göre odaklanacağı bir alanın sınavına hazırlanabilir. Bu genel bir sınavdan ziyade yetenek ölçen ve bir ilgi sınavını çağrıştırmaktadır. Söz gelimi fen ve matematiğe ilgi duymayan bir çocuğun bu alanlarla ilgili bir yere girmeye çalışmasının gereği yoktur. Bu süreç değerlendirme ile açığa çıkarılabilir. Bu durumda öğrenci genelin içinde ilgilenmediği bir alanda anlamsız bir yarışa girmektense ilgi duyduğu bir alanda kendi durumuna göre bir yere girebilme durumuna gelecektir. Yarış onun kendiyle olan yarışı haline getirilmelidir.

Bir diğer durum eğitimin yönetilmesidir. Eğitim yöneticiliği bir meslek olarak kabul görmeli ve sağlanmalıdır. Her mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve yetenek ölçütleri eğitim yöneticiliği için de geçerlidir. “Bizden” olanın yönetici atanması durumunun yol açtığı sorunlar pek çok bilimsel makalenin konusu olmuştur. Bu inattan da derhal vazgeçilmelidir. Eğitim yöneticisinin aynı zamanda bir öğretim lideri olması beklenir. Okul yönetiminin çok boyutluluğu içinde bunun zorluğu söz konusu ise buna ilişkin bir modelle okulların işlemesi sağlanmalıdır. Öğretim liderliğine dayalı okul çalışma sistemi kurulmalıdır.

Sonuç olarak gündemdeki, yıllardır birbirinin benzeri olan sınavların nasıl devam etmesi gerektiği tartışması anlamsızdır. Daha büyük bir sorunun çok basit kalan küçük biri dilimi içinde oyalanıyoruz. Hatta bu dilimi ana sorun gibi çözmeye çalışıyoruz. Yani her zamanki gibi vakit kaybediyoruz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here