EĞİTİMİ ŞEKİLLENDİREN EĞİLİMLER 2016

EĞİTİMİ ŞEKİLLENDİREN EĞİLİMLER 2016
YÖNETİCİ ÖZETİ
Eğitimin, bütün OECD ülkelerinde hızla yayılan obezite salgınına neden olma konusunda bir rolü olup olmadığını veya artan şehirleşmenin okullarımızda, ailelerimizde ve toplumlarımız üzerinde ne gibi etkileri olabileceğini veya yeni teknolojilerin çocuklarımızın düşünmesini ve öğrenme yöntemini esasında değiştirip değiştirmediğini hiç merak ettiniz mi?
Eğitimi Şekillendiren Eğilimler eğitimin geleceğini etkileyen önemli eğilimleri inceler. Bu çalışma kesin cevaplar vermez: analitik bir rapor ya da istatistiksel bir inceleme değildir ve OECD politikasının ifadesi kesinlikle değildir. Bunun yerine eğitimi etkileyecek potansiyele sahip önemli eğilimleri hakkında düşünmek için bir kıvılcımdır ve diğer taraftan bu eğilimleri etkileyecek eğitimin potansiyelidir.
Eğilimler güçlü olurken, bu kitapta eğitim için gelen soruların açıklayıcı ve düşündürücü olması planlanmıştır. Erken çocukluk eğitiminden, yükseköğretime ve hayat boyu öğrenmeye kadar tüm boyutlarda eğitim keşfedilmiştir. Biz okuyucuları ileriye bakmaya ve tartışmalarında kendi ülkelerinden ya da bölgelerinden gelişmeler hakkında örnekler vermeye davet ediyoruz.
Bu kitap, geniş bir kitleye ulaşılabilmesi için hazırlanmıştır. Eğitimin herhangi bir alanı ile ilginiz varsa; politikacı, memur, danışman, araştırmacı ve politika analiz uzmanı, eğitim enstitüleri yöneticisi ve diğer paydaş, öğretmen eğitimcisi, öğretmen, veli ve öğrenci iseniz bu kitabı kullanabilirsiniz.
BU YAYINDA NE VAR?
Bu kitapta eğilimler, uluslar ve şehirler ile farklılıklara girmeden önce küresel değişimlerdeki “büyük resim” den başlamaktadır. Daha sonrasında, aileler ve çocuklardaki “mikro” seviyeye dönmektedir.
Yeni teknolojiler birçok boyutu etkilemesine ve diğer tüm boyutlardan etkilenmesine rağmen, son kısımda tek bir bölüm olarak sunulmuştur.
Küreselleşme
Bölüm 1’de küreselleşmenin önemli bir trendi yer almaktadır. Hızlı değişen teknolojinin ve azalan ulaşım ücretlerinin sağladığı imkanlarla insanlar ülkeler ve kıtalar arası serbest bir şekilde seyahat etmektedirler ve OECD ülkelerine büyük etnik, linguistik ve kültürel çeşitlilikleri getirmektedirler. Tanınma eşliğinde küreselleşme için kanıtı olarak birçok ülkenin vatandaşının birden fazla ulusu içinde barındırdığı gösterilebilir. Ekonomik olarak bu uluslararası ticaretin yükselişinde, direkt yabancı yatırımlarda ve tüm dünyanın finansal birleşiminin diğer işaretleyicilerinde (gerçek bir
küresel erişim ile çok uluslu şirketlerin dağılımını da içeren) düşünülmektedir. Ayrıca iklim değişikliği gibi yeni küresel mücadelelerle karşılaşılmaktadır.
Bütün bu eğilimlerin yakın ve orta vadede devam etmesi planlanmaktadır. Küresel mücadeleler ulusal sınırlarda duramaz ve bir hükümet veya aktörün hareketleri ile çözülemez. Büyük bolluk zamanlarında dahi ülkeler içindeki ve arasındaki eşitsizlik herkes için küreselleşme çalışmasının bir sonraki safhasını oluşturmaya yardım etmek için daha fazla çalışmanın yapılması gerektiğini net bir şekilde ifade etmektedir. Bu hem ekonomik politikalara yeni bir yaklaşımı hem de sosyal kaynaşma üzerinde yeni geniş bir ehemmiyet gerektirecektir. Koordineli ve müşterek cevaplar gerektiren zorluklarla mücadele etmek çok ulusluluğa ve küresel hükümete yeni bir adanmışlık gerektirmektedir. Eğitim günümüz dünyasında uygulamaya ihtiyaç duyulan yeterlilikler ve yetenekleri sağlama konusunda önemli bir role sahiptir.
Ulus-Devlet’in Geleceği
Yukarıda çerçevesi çizilen küresel zorlukların aciliyeti geleneksel ulus-devletin rolünün ne olacağını sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Bölüm 2, devletin en önemli rolünün hala vatandaşlarının refahını ve güvenliğini teminat altına alma konusu olduğu üzerinde odaklanmaktadır. OECD ülkelerinin ve gerçekte dünya çapında birçok ülkenin karşılaştığı en büyük zorluklardan birisi, ekonominin zor durumda olduğu zamanlarda kamu harcamalarının nasıl dengeleneceğidir. Daha uzun yaşama ile ilgili olarak yükselen barınma ve sağlık maliyetleri diğer harcama alanları için mevcut olan bütçeyi nasıl etkileyecektir? Son zamanlarda bütün OECD ülkeleri arasında askeri harcamalarda kesintiye gidilmesi yönündeki eğilim, ekonomik ticaret anlaşmaları, bölgesel işbirliği ve siber güvenlik konusunda büyüyen önem gibi ulusal güvenliğe katkı sağlayan ve sürdüren diğer yollara kapı açmıştır.
Ulus-devletin diğer önemli rolü ise iş gücünün verimini geliştirmek ve ulusun yetenek ihtiyaçlarının karşılandığını temin etmektir. İş gücü piyasasında, geçen yarım yüzyılın en önemli sosyal değişimlerinden birisi cinsiyet eşitliğine doğru yapılan hareket olmaktadır. Son yıllarda, daha fazla bayan iş gücü katılımı, ebeveynler iş ve aile arasında bir seçime zorlanmayarak, yüksek verim oranları ile ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte, sürekli zorluklar bulunmaktadır: Aile ve çalışma hayatını uzlaştırmanın devam eden zorlukları, yönetimde bayanların temsilindeki eşitsizlik, girişimci ve parlamenter roller ve cinsiyetten dolayı oluşan kazanç farkı. Güvenlik, sağlık ve harcama önceliklerindeki değişimin potansiyel etkisinde olduğu gibi, eğitimciler, bilgi yoğunluklu iş piyasasında gelişecek olan öğrencilerinin ileri seviye yeteneklerinin farkında olması gerekmektedir.
Şehirler Yeni Ülkeler Midir?
Bölüm 3, mega şehirlerin yükselişini inceler. Mexico City gibi bazı şehirlerin, Danimarka ve Hollanda gibi birçok küçük ülkeden çok daha büyük olup nüfusunun 20 milyonu aştığını görülmektedir. Bazıları, şu anda şehirlerin en uygun seviyedeki yönetim olduğu fikrini savunmaktadırlar. Şehirler, meselelere çabuk bir şekilde ve uyumla tepki verecek vermek için yeterince küçük ve ekonomik-politik gücü elinde tutmak için de yeterince büyüktürler. Ve aslında şehir hayatı özeldir, New York ve Shanghai gibi iki farklı ülkedeki şehirler kendi aralarında daha fazla ortak noktaları olmaya meyillidirler; fakat kendi ülkelerindeki kırsal toplumlarda daha az ortak nokta vardır.
Bununla birlikte şehir çevrelerinde bir paradoks ile karşılaşılmaktadır: verim ve çalışma fırsatları üzerine konsantre olurlar, fakat yüksek oranda fakirlik ve iş piyasasının hariç tutulmasına ev sahipliği yapabilir. Bir kentin yaşanabilirliği, daha güvenli caddeler, daha iyi bir altyapı ve ev ile iş arasındaki gidip gelme zamanında azaltım yoluyla artırılabilir. Örneğin, toplu taşıma sistemlerinin geliştirilmesi şehir kirliliğini ve gürültüyü azalttığı gibi, ev ve iş arasında gidip gelme ile harcanan zamanı da azaltabilir. Güvenli caddeler ve suç oranlarındaki azalma şehir sakinlerinin kendilerini daha rahat hissetmesine yardım edebilir. Bu özellikle çocuklarının güvenliğini düşünen aileler için önemlidir. Eğitim bunların hepsinde rol sahibidir ve rol sahibi olabilir; şehir sanatını öğreterek, toplum işleri için ihtiyaç duyulan yetenekleri sağlayarak ve ömür boyu yaratıcılığı ve yeniliği destekleyerek.
Aile Meseleleri
20. yy’da baskın aile modeli – evin geçimini sağlayan bir baba ve birçok çocuk ve ev işlerinden sorumlu bir anne ile tanımlanmış – değişmektedir. 4. Bölüm, bu değişime göz atmaktadır: yeniden kurulmuş aileler ve tek ebeveynli evler son 50 yıldan fazla bir süredir artmaktadır, aileler daha küçük olmakta ve bireyler daha geç çocuk sahibi olmaya karar vermekte veya çocuk yapmamaktadırlar. Boşananların sayısı evlenme oranlarının düşmesine rağmen artmaktadır. Evlilik kurumu kavramımız değişmekte iken aileler ve aile yapıları hakkındaki düşüncelerimiz de değişmektedir.
Hükümetler ailelere yardım etmede artan bir rol oynamaktadırlar: son 30 yıldır OECD ülkelerinin çoğunda aile yardımlarındaki kamu harcamaları ve doğum izni haftaları artmaktadır. Hükümetler ayrıca, hukuki yapılar yaratıyorlar ve insanların sağlıklı seçimler yapmalarına yardım etmek için müdahalelere ödenek sağlıyorlar. Benzer bir şekilde, güvenli çevreler ve daha iyi sağlık bakımı birçok OECD ülkesinde çocuk ölüm oranlarının sabit bir şekilde azalmasına imkân vermiştir. Bu çabalara rağmen, yapılacak daha çok iş bulunmaktadır. Ev borçları OECD ülkelerinin çoğunda artmaktadır ve şimdiki gençlik fakirlik içinde yaşama konusunda geçmişte yaşamış olan muadillerinden daha büyük bir risk altındadır. Modern dünyanın toplumlarımız için ve özellikle de çocuklarımız için yeni stresler yaratması ile ilgili de endişeler bulunmaktadır. Çocuklardaki obezite, siber riskler (çevrimiçi zorbalık gibi) ve rapor edilen stres seviyelerinin hepsi son 10 yılda artmıştır. Burada eğitimin aileleri ve çocukları özellikle de en fakir ve en dezavantajlı konumda bulunanları en iyi şekilde nasıl destekleyebileceği ile ilgili bir seri önemli sorular bulunmaktadır.
Yeni Cesur Bir Dünya
Bölüm 5, teknolojinin hayatlarımızı nasıl değiştirdiğini incelemektedir. Artan bir şekilde, taşınabilir ve uyarlanabilen teknolojiler bize evimizi terk etmeden bakkal malzemelerimizi almayı, faturalarımızı ödemeyi, film izlemeyi ve toplantılara katılmayı sağlamaktadır. Gerçekte, gittikçe artan bir şekilde bu gibi birçok şeyi hemen yapıyoruz: İnternet kullanıcıları çok sayıda çevrimiçi (online) faaliyetleri eş zamanlı olarak yapmaları daha muhtemel olmaktadır.
Teknolojik ilerlemeler sadece internete özgü değildir. Örneğin, biyoteknolojideki yenilikler, birbirini izleyen genler hayatlarımızı tamamen değiştirme potansiyeline sahiptir. Fakat yeni teknoloji daha önceden bilinmeyen risk ve tehlikelere neden olabilir. Bilgisayar korsanlığı, sanal zorbalık ve kimlik hırsızları yeni çıkan eğilimlerden sadece birkaçıdır. Gençler ve çocuklar çevrimiçi hizmetlerin ve sosyal ağların en sık kullanıcılarıdır. Okullar ve öğretmenler, kendileri her zaman yeterli yeteneklere sahip olmaksızın, zahiri dünyanın avantaj ve dezavantajları konusunda öğrencilere eğitim verme ve rehberlik etme ile ilgili zorluklarla yüzleşmek durumunda kalmaktadırlar. Eğitim ile ilgili bu eğilimlerin etkisi çok açıktır ve sınıfta teknolojinin nasıl daha iyi kullanılabileceğine dair birçok çalışma zaten yapılmaktadır. Zor sorular her ne kadar kalmış olsa da, eğitim sistemleri dikkat süreleri, çevrimiçi zorbalık ve dolandırıcılık gibi siber-riskleri azaltma konusundaki endişelere dikkat çekmek zorundadır.

Ve Eğitim?
Eğitimi Şekillendiren Eğilimler 2016, küreselleşme, ulus-devletler, şehirler, modern aileler ve yeni teknolojilerle alakalı olarak zengin birçok konuyu kapsamaktadır. Her bölümün sonunda eğilimi eğitime bağlayan bir seri soru sorulmaktadır. Bu eğilimlerin kendilerinin, eğitim sistemi ve içindeki bildirge ile şekillenmiş olduklarını hatırlamak önemlidir. Politikacılar, öğretmen eğitimcileri, uygulayıcılar ve eğitimde ilgisi olan diğer herkes için, bu yayının eğitimin geleceği hakkında düşünme konusunda bilgi veren ilham verici bir kaynak olmasını umuyoruz. Tüm okuyucuları kendilerine şu soruyu sormaya davet ediyoruz: “Eğitim sistemim ve işim için bu eğilim ne anlama gelmektedir?”