Matematik bir şeye yaramaz, çünkü matematik çok şeye yarar!

Matematik bir şeye yaramaz, çünkü matematik çok şeye yarar!

Abbas Güçlü’ye açık mektup:

29 Eylül 2017

Sayın Abbas Güçlü,

Bugünkü yazınızda şöyle bir pasaj vardı: “Gelelim hemen her öğrencinin belalısı durumundaki Matematik dersine. İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar Matematik ile aram hiç iyi olmadı. İkmale bile kalmadan hep geçer not aldım ama her defasında öğretmenlerime şu soruyu sordum: Matematik’in bana ne yararı var? Onlar da ısrarla, her defasında, büyüğünce anlarsın dediler. Yaşımız kemale erdi ama ben hâlâ onca matematik dersini, sınıf geçmenin ötesinde niye aldığımı hala anlayabilmiş değilim.”

Abbas Bey, çok haklısınız, matematik bir şeye yaramaz, çünkü matematik çok şeye yarar! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkânsızdır. Marangozluk, masa, iskemle, dolap yapmaya yarar, ama matematik her şeye yarar! İnsanoğlu, bu dünyayı, bu doğayı, bu evreni anlamanın mantık ve matematikten başka bir yolunu bulamadı bugüne kadar. Doğarken kendimizi içinde bulduğumuz dünya da, daha sonra kendi yarattığımız dünya da matematikle anlaşılır. İçinde belli bir düzen olan, belli bir denge olan her yapı matematikle anlaşılır. Bunun başka bir yolu yok!

Matematiğin yetmediği yerde felsefeye, inanca, ilkelere başvurulur. Ama matematiğin yettiği yerde başka bir şeye başvurana da yobaz denir.

Matematik, içinde yaşadığımız evrenin zihinsel bir modeli olma iddiasındadır. Örneğin bir binanın Richter ölçeğinde kaç derece depreme dayanıklı olacağını binayı sallayarak değil, bir iki alan çalışması yaptıktan sonra, masa başında, kalem kâğıtla, hesap kitapla, yani matematikle anlarız.

Teknolojiyi, sanayiyi geçtim, ticarette, siyasette, insan ilişkilerinde, sporda ve hatta sanatta, kısaca muhakemenin ve dengenin olabileceği her yerde mantık ve matematikle karar veririz.

Sanat ve felsefe de, aynen matematik gibi, tek bir şeye değil, her şeye yarar. O kadar her şeye yararlar ki, yararları o kadar geniş bir alana yayılır ki, “hah işte şu işe yaradı” diyemezsiniz. Mesela sanattan anlamak, Picasso’yu, Klee’yi bilmek, Dostoyevski’yi okumuş olmak, Brahms’ı dinlemek bugüne kadar ne işinize yaradı? Hiçbir işinize yaramadı tabii, ama her işinize yaradı, bu sayede bambaşka bir insan oldunuz. Zaten aksi halde o köşede biraz zor kalem oynatırdınız.

Türkiye gibi gerikalmış ülkelerde, doğrudan ve anında bir yararı olmayan uğraş dalları hor görülür, küçümsenir, aşağılanır, yok sayılır, engellenir. Zaten biz de bu yüzden hiçbir şeye yaramayan sanatın, felsefenin ve matematiğin köylerini kurduk. İçine saplandığımız orta gelir tuzağının yegâne çıkış yolu, daha fazla matematikte, daha fazla bilimdedir.

Matematikte tek bir doğru vardır. Bu sayede matematikte kavga dövüş olmaz, ama tartışma olur, fikir teatisi olur, ikna çabası olur. Siz hiç karşısındakinin bacağını ısıran, rakibine uçan tekme atan matematikçi gördünüz mü? Ben de görmedim. Peki ya siyasetçi gördünüz mü? Emin olun ki o siyasetçi matematik bilmiyordu.

Matematik hiçbir işe yaramasa doğruyu bulmanın ne demek olduğunu öğretir, doğruya nasıl ulaşılacağını gösterir, doğruya ulaşmanın zorluğunu fark ettirir. Matematik, hiçbir şey olmasa, doğruya ulaşmanın çıraklık dönemidir. Zihinsel olan matematiği gerçek hayatla karşılaştırınca, hayatta doğrunun ne kadar muğlak olduğunu, ona ulaşmanın ne kadar zor olduğunu, hatta bazen de mutlak doğrunun olmadığını anlarız. Böylece karşı düşüncelere daha açık oluruz, ikna etmenin ve diğerini dinlemenin önemini kavrarız. Matematik sadece hesap kitap değildir, doğru öğretildiğinde bir demokrasi dersidir de.

Abbas Bey, ben bu sözleri çok yerde yazdım, çok yerde söyledim, sizinle çıktığım programda da benzer sözler ettim. İzin verirseniz ben de yazımı sizin yazınızı bitirdiğiniz gibi bitireyim: “Ama yine de çuvaldızını kendime batırıyorum… Demek ki iyi anlatamıyoruz!..”

Saygılarımla,

Ali Nesin

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here