Hep konuşuyoruz… Dolu konuşuyoruz, boş konuşuyoruz. Anlıyoruz konuşuyoruz, anlamıyoruz daha çok konuşuyoruz. Boş teneke misali tıngırdıyoruz. Hep birilerine taş atıyor ama elimizi taşın altına sokmuyoruz. Bulunduğumuz alanda yer kaplamak için konuşuyoruz, ben buradayım demek, meydan okumak için konuşuyoruz. Ama hiç dinlemiyoruz! Dinlemeyi bir güç savaşı olarak görüyor ve eğer dinlersek alt oluruz düşüncesiyle karşı tarafı bastırmak için yine konuşuyoruz. Sonra mı ne oluyor? Etrafta monolog yapan bir sürü insan dolaşıyor. Herkes birilerine bir şey anlatmak istiyor fakat kimse dinleyicisini bulamıyor. Hasbelkader bir dinleyen bulduk mu da suyunu çıkarana dek anlatıyoruz. Kararında olma fikrine hep uzaktan bakıyor, iletişimsizlikten doğan kakofoninin kurbanı oluyoruz. Anlaşılamamaktan dem vurup anlamaya çaba göstermiyoruz. Oysa egomuzu göklere çıkararak konuşmak yerine mikrofonu bu defa karşı tarafa uzatıp dinlemenin tadına bir kez varsak… Sadece bir kez “ne anlatılıyor” u önemsesek, bir kez söz hakkını elinden almasak kimsenin… Bir kez hakkını versek ya dinlemenin. Birinin gözlerinin içine bakarak “seni dinliyorum” duygusunu vermenin  ve o gözlerdeki anlaşılma mutluluğunun hazzını yaşasak ya!

Şimdi ben sustum ve dinliyorum…

 

Zeynep Yıldırım

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.