ANLAŞILABİLİYOR MUYUM?

Geçen haftalarda ‘spaghetto’ tek bir spaghettiye dendiğini öğrendim. Yani bir paketten bir avuç dolusunu aldığım spaghetti kutusundaki tek bir spaghettinin de bir ismi varmış! Ve ben hala bunun şaşkınlığını yaşıyorum. Bu bilgi benim ne işime yarar zaten bir avuç spaghettiyi kullanmıyor muyum, tek bir taneyi koca tencerede kim haşlar? Dolayısıyla bu kelimeyi kullanmaya ne gerek var? Benim spagettiye tutkuyla bağlı biri olarak  bu kelime işime yaramazsa İtalyanlar ne diye bu kelimeyi var etmişler o zaman? Kullanılmayan kelimeler zamanla yok olmaz mı?  Bilmediklerim spaghettiyle mi ilgili kelimelerle mi?

Ambitious Tutkudan Daha Mı Hırslı?

Bugün arkadaşımla sohbet ederken arkadaşım “Ambitious” kelimesini kullandı ve hemen kendisini düzeltme ihtiyacı duydu. Öyle ya İngilizce bir kelime kullanmaya hiç gerek yoktu. Ancak Türkçe’de karşılığı neydi bu kelimenin? Hangisi söylenebilir; tutkulu, hırslı ya da ihtiraslı? Herhangi biri kullanılabilir ve sonuçta benzer bir kapıya çıkar. Fakat kanımca eğer “Ambitious” kelimesi biliniyorsa globalleşen dünyamızda bu kelime kullanılabilir. Çünkü  bunlar ambitious için tam bir karşılık değildir zira kültürler ve kelimelerin kullanıldığı yerler farklıdır. Ya da bu kelimeler karşılık olarak kullanılmak isteniyorsa hemen arkasından bunu kullanmaktaki kasıt dillendirilmelidir.

Yeni kültürleri tanıyarak sadece yeni insanları, yeni yerleri, yeni yemekleri tanımıyoruz. Aynı zamanda yeni bakış açıları da ediniyoruz; şimdiye kadar bildiklerimizden, gördüklerimizden, algıladıklarımızdan farklı bir dünya keşfediyoruz böylece. Bu da bizim için yeni adlandırmalar demek oluyor çünkü her şeye sanki yepyeni bir gözlükle bakıyoruz.

Örneğin, her ne kadar son zamanlarda bireyci bir toplum olmaya daha yakın olsak da uzunca bir zaman kolektivist bir toplumduk ve hala da biraz öyleyiz. Ve biz insanlara yaptığımız yakıştırmaları daha çok toplumla olan bağlarına göre tanımlarız. Mesela ‘yenge’ sözcüğünü kullandığımız kadın metinde bir ‘sevgili’ değildir çünkü ‘biz’ onu onun hayatına göre değil ‘biz’e göre tanımlarız ve o bir yakınımızın sevgilisidir dolayısıyla yengemizdir tüm diğer sözcükler bununla ilişkilidir ve asla bağımsız olmamalıdır. Ya da her kadın önce bir annedir. Hayır, aslında her kadın önce bir kadındır, sonra toplumla ilişkileri başlar ve anne olarak adlandırılır, toplumumuz bir kadına, bir erkeğe ve çocuklarına bağlı olan hayatı ele geçirdiği her an hatırlatmayı çok sever. Ve ‘tutkulu bir insan’; en azından zannımca onun tutkusu topluma kanıtlanan başarılar ve toplumdan aldığı onaylardır bizim için. “Ambitious” kullanıldığında ise toplum tarafından dışlansa bile kendi idealleri peşinde koşan insanlar aklıma gelir daha çok çünkü o kelime başka bir kültüre aittir. Bu yeni tanışılan kültürde bizden farklı çağrışımlar yaptığı açıktır. Dolayısıyla bu durum bizim kültürümüze ancak doğru alt metinlerle ya da yerine geçecek yeni kelimelerle adlandırılabir.

Şehir Efsanesi Mi?

Belki de yalnızım bu konuda ve de yanılıyorum belki de abartıyorum. Mesela Eskimoların da kar için yüzü aşkın kelime kullandığı söylenir oysa yalnız iki tanedir. Yine de yüzlerce olması oldukça ilk anda bize çok mantıklı gelir. Zira evlerini bile kardan yaparlar ve en azından evlerini yaparken ‘kar’ çeşitli halleriyle kullanılıyordur yani kullanılmalıdır daha iyi anlatmak için. Örneğin yağmurun bile çeşitleri var, ahmak ıslatan ya da sicim gibi yağan yağmur benzeri. Genel olarak ya dışarı çıkarken yağmurluk al ya da azıcık ıslanabilirsin bir filmin romantik bir sahnesindeymişçesine olmak üzere iki ayrı kapı vardır. Fakat hava öyle ya da böyle yağmurludur işte, kapıdan çıktığınızda küçücük de olsa olan farklar fayda etmez ve ıslanıp hasta olabileceğimiz gerçeği değişmez. Neden bu kadar farklı kelime, deyim var o zaman? İşte bence asıl konu burada başlıyor.

Doktorlar her hastanın hastalığı kendine özgüdür der. Yani hastalığın tedavisi genel hatlarıyla bellidir ancak her hastanın o hastalığa direnci, tedaviye yanıtı farklılık gösterebilir. Grip gibi daha yaygın ve daha güçsüz patojenlerin yarattığı sorunlarda bu farklılığı görmezden gelmek bir veya iki hafta daha halsiz kalmanıza sebep olurken kanser gibi oldukça ciddi konularda hastanın hikayesine dikkat etmek hayati bir noktadır.

Aynısını anlatımımızda da düşünebiliriz. Günlük hayatta neyi nasıl anlattığınız çok hayati olmayabilir. Öncelikle jestlerimiz, mimiklerimiz ve ses tonumuz devredir. Örneğin “Yemek dehşet olmuş.” derken kullandığınız abartılı el haraketleri, gözlerinizi kocaman açmanız ve sesinizi yer yer yükseltip alçaltmanız yoluyla yemeğin fazlasıyla lezzetli olduğunu anlatmaya çalıştığınız anlaşılabilir. Ayrıca sözlü ifadeler geçicidir, yeni sözler eklendikçe eskiler unutulur yerlerine ne kastetmeye çalıştıklarınız geçer; bu da küçük yanlış anlaşılmaların sorun edilmemesini sağlar. Ve dil gittikçe tembelleşir. Hepsini aynı torbaya koyar ve ne anlatmak istediği yalap şap anlaşılır. Yazılı edebiyat da sözlü geleneğin tembelliğini sürdürür, gelişemez zira ne kadar iyi yazılırsa yazılsın; onu okuyan toplum tembelliğe alışmıştır ve bu ayrıntılı anlatım düşünülmeye değmeyecek yorucu detaylar olarak aşağılanabilir. Ancak bu yalnız yazılı edebiyatın sorunu olmakla kalmayacaktır. Zamanla sözlü edebiyatta da gittikçe azalan ayrıntılar farklılıkları yok eder ve yanlış anlaşılmalara ev sahipliği yapar. Sanırım buradaki en güzel örnek Hacivat ve Karagözdür; birbiriyle anlaşamayan toplumda kavga ve gerginlik de artmış olur böylece.

Ayvaz Kasap Hepsi Bir Hesap

Ama sanki bize göre süreç değil sonuç önemli. Başka bir deyişle, Ali ata baksın da ister uykusuz kalmış gözlerin mahmurluğu ile baksın ister aklı bambaşka diyarlarda kalmış buğulu gözlerle. Süreci anlamaya gerek yok sanki sonuca varalım yeter! Ama asıl hatayı burada yapıyoruz; anlamazsak sonucun ne anlamı var? Bizim sonuç dediğimiz başka bir sonucun nedeni değil midir aslında? Sonuç asla aynı olmayacak aslında çünkü her süreç kendine has ve kendine has sonuçları doğuracak. Dolayısıyla bizim daha iyi anlamaya ve daha iyi anlatmaya ihtiyacımız var. Bu da dilimizi zenginleştirerek olacak böylece düşüncemizde zenginleşecek. Sonra da kim bilir anlamaya en azından bunun için çabalamaya bir başlarsak eğer bu zincir öyle bir noktaya gelir; konuştuklarımız dedikodudan, başkalarını yargılamaktan bambaşka bir yerde, sevgide oluverir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.