YAZ DOSTUM!

Yaz dostum Barış söyler kendi bir ders alır mı?
Yaz dostum su üstüne yazı yazsan kalır mı?
Yaz dostum bir dünya ki haklı haksız karışmış…
Yaz dostum boşa koysan dolmaz dolusu alır mı?
BARIŞ MANÇO

Merhaba Kıymetli Okur 🙂

Hikâye o dur ki… Sarı çizmenin moda olduğu bir zaman diliminde, İzmir eşrafından birisi uşağını çağırıp bir görev vermiş:
– Bak a efendi! Aydın’dan Mehmet ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borcunu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.

Gariban uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet sonra tarife uygun adam aramışsa da nafile… Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer de yolcuların ayaklarına bakmaya başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde beyinin tariflerine benzettiği kişiye seslenmiş:
-Mehmet ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor.

Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmet olup, Aydın’da da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmet ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmet Ağa’nın adını yeniden yazarken diğer yandan uşağı paylamaya başlamış.

Sonunda dayanamayan uşak:
– Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmet ağa da. Seninkini yaz deftere bir daha!

Bu hikâye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden bahsedilirken “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” deyimi kullanılmaya başlamıştır. İskender Pala / İki Dirhem Bir Çekirdek kitabından alıntıdır.

GELELİM ASIL MESELEYE…

Sevgili Barış abiye “Yaz Dostum” dedirten nedir bilemem ama su gibi akıp giden zamanda eğitime ve öğretime dair şahit olduklarım “Yaz Dostum” dedirtti bana. Söylemekle yapmanın her zaman farklı olduğuna inanan bir öğretmen olarak yeri geldiğinde kendime çuvaldızı batırmayı da ihmal etmedim.

Acaba tahtaya neler yazarak başlasam; içi boşaltılan beyinlerimizi mi, internette kolayca ulaşabildiğimiz bilgilerle oyalanmamızı mı, var olan bilgiyi ezbere söyleyince atomu parçalamışız gibi ağlanacak halimize gülmemizi mi, konuştuğumuz dilin kıymetini bilemeyecek kadar özenti oluşumuzu mu, sosyal bilgiler dersinin başlı başına hayat bilgisi dersi olduğundan bihaber oluşumuzu mu, marketten ekmek alamayacak kadar dört işlem bilmeyişimizi lakin iş çıkarlarımızı hesaplamaya gelince kurnazlığa zekiyim deyişimizi mi, beden eğitimi alıp bedenini eğitemeyen bireyler topluluğuna dönüşümüzü mü, müzik dersi alıp ancak kuru gürültüyü müzik zannetmemizi mi, resim dersi alıp sanattan ve estetikten nasibini almamamızı mı, teknoloji ve tasarım dersini alıp teknolojiyi youtuberlık tasarımı ise taklitten ibaret sanmamızı mı, işimizi bırakıp kişilerle nasıl uğraştığımızı mı, varoluş nedenimizi karnelerde ki rakamlarla ya da alınan diplomalarla sınırlandırışımızı mı, elimize ara sıra değen kitapları ve bununla fütursuzca övünmemizi mi? Elimden düşmeyen bu deftere acep ne yazmalı…

Öğretmenler olarak tüm e okul işlemlerini hallettik ve sezonu kapattık sadece karneleri dağıtmak için 18 Ocak Cuma gününe gözler çevrildi. Ama eksiklikler 150 yıl önceki eksikliklerle, aksaklıklar 150 yıl önceki aksaklıklarla devam ediyor. Çünkü öğretmen anlatan öğrenci dinlediği kadarıyla anlayan konumda hala. Çağın, teknoloji çağı olması elle tutulur fark yaratıyor denemez. Sadece kulaklar ve gözler aşağıdaki klişeleşmiş cümleleri duymaya ve görmeye devam ediyor. Yukarıdaki hikayedeki uşak kardeşimin de beyine dediği gibi “Seninkini yaz deftere bir daha !” demek düşüyor sanırım biz öğretmenlere….

*Başarılı bir eğitim öğretim dönemi daha bitti.(Kime göre neye göre)

*Tüm ülke genelinde ilk, orta ve lise öğrencileri karneleri alacaklar. ( Sadece öğrenciler değil en tepedeki Milli Eğitim Bakanından başlayarak, Milli Eğitim camiası, öğrenci, veli, topluma ait en küçük atomik parçalarda karnelerini alacaklar. Lütfen! Eksik bilgi ile sadece öğrenciler ile sınırlandırılamayacak kadar hassas bir meseledir.)

* Öğrencilere tavsiyemiz tatilde kitap okuyun.( Ne tür kitap okusunlar? Whattpadteki saçma sapan kitapları mı? Sadece kitap okuma tavsiye edilmez aynı zamanda ne tür kitaplar gelişimlerine katkı sağlar onlardan da bahsetmek gerekmez mi?)

Yorumlamak zor değil tüm yaşananları yaş tahtaya vurup, akıllı tahtalarla yolumuza bakıyoruz hepimiz. Yaş ile kuru tahta üzerinden menfaat hesaplarımızla birbirine çelişen davranışlar bütünüyüz aslında. Defterde tutulanlar ne yazık ki yurdum neslinin kaderi haline geliyor. Yeni dönemden beklentilerim yüksek değil lakin karanlığa küfretmekte âdetim değil. Ben yine kibrit çöpü kadar da olsa ümitvar olayım olmasına da hesabını hangi “Sarı Çizmeli Mehmet Ağadan” sorayım. Sevgiler…

Müzik bazen ruha gıda olmaktan daha fazlasıdır.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here