Türkiye Zeka Vakfı EMREHAN HALICI’nın Kongre Açış Konuşması

Türkiye Zeka Vakfı EMREHAN HALICI’ nın Kongre Açış Konuşmasından Başlıklar
29 Kasım Cumartesi günü saat 10:00’da ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezinde başlayan kongrenin açılışını Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı yaptı. Halıcı’nın konuşmasında zeka ve yetenek kavramları kadar bilginin önemine dikkat çekti. Konuşmasından dikkat çeken başlıklar şöyle:
Zekâ ve yetenek alanında yapılan çalışmalar, TBMM’de kurulan komisyon; BTYK’da alınan strateji kararı; MEB’de oluşturulan uygulama planı ve strateji belgesi iyi niyetli ve umut verici adımlardır. Ancak Türkiye’nin bilgi, zekâ, yetenek alanlarında çok daha yoğun mesai sarf etmesi gerekliliği açıktır. Bilgiyi, yeteneği, zekâyı, araştırmayı, yaratıcılığı hayata geçirmek Türkiye için ikincil değil, birincil nitelikte, stratejik bir öncelik olmak durumundadır.
Zekâ ve yetenek üzerinden sağlanan kazanımlar evrenseldir. Sağladıkları gelişim yalnızca yerel ölçekte değil, dünya ölçeğinde hayatı kolaylaştırır, zenginleştirir, daha sağlıklı daha mutlu hâle getirir. Ancak bu ürünlerin kullanımı açısından sağlanan kazanımlar evrensel görünmekle birlikte, bu ürünleri geliştirip üreten ülkelerin ekonomik ve toplumsal açıdan sağladığı kazanımlar aynı ölçüde evrensel değildir. Küreselleşme olgusu bilgi ve ürünlerin dolaşımını hızlandırmış olsa da, bilgi ve ürünlerin üreticisi olan ülkeler ile bu bilgi ve ürünlerin kullanıcısı olan ülkeler arasındaki fark 1990’lardan bu yana hızla açılmaktadır.
Türkiye’nin konumu, iyi bir kullanıcı ve yer yer iyi bir izleyici olmanın ötesine geçmelidir. Nüfus profili ve teknoloji kullanım / okuryazarlık düzeyi, Türkiye’nin bilgi, zekâ, yaratıcılık gerektiren alanlarda büyük bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Bu alanlarda sahip olunan potansiyeli faydaya, zenginliğe, refaha ve mutluluğa dönüştürmek için üstün zekâlı, yetenekli bireylerin tespitine ve bu bireylerin desteklenmesine yönelik daha yoğun çaba göstermek; zekâyı, özgür ve sistematik düşünceyi, yaratıcılığı, yenilikçiliği, araştırmacılığı, hem algoritmik hem de sezgisel aklı merkeze alacak şekilde eğitim sistemini dönüştürmek gerekmektedir.
Üretim süreçlerini orta-teknoloji, genel ekonomiyi orta-gelir düzeyine sıkışmışlıktan kurtarmak için başka bir seçenek yoktur. Türkiye bilgi ve zekâ temelinde kendi teknolojilerini üretmeli, bunun için de kendi genç beyinlerini, en doğru en etkin şekilde geliştirmenin yollarını aramalıdır. Yüksek katma değerli, yüksek teknolojili, yerli ve yenilikçi üretim hedefini benimsiyorsak zekâ ve yetenek alanını da başlı başına bir ülke politikası olarak ele almamız gerekmektedir.
Doğru ve güncel bilgiyi doğru bir biçimde kullanmak yeterli olmayacaktır. Türkiye yalnızca bilgiyi kullanan değil, yeni bilgi ve teknikler geliştiren bir ülke mertebesine ulaşmak durumundadır. Bu çerçevede gerek endüstri gerek hizmetler alanında, gerekse de diğer bütün sektörlerde, kamu yönetiminde, tarımda, hayvancılıkta bilgiyi ve zekâyı üretim süreçlerine dâhil etmemiz, bir diğer ifadesiyle ekonomimizi bir “Bilgi ve Zekâ Ekonomisi”ne dönüştürmemiz gerekmektedir. Güncel bilgiye erişimde ve bilginin kullanımında sınırlarımızı aşmalıyız. Ancak bu bizim için yeterli olmamalıdır. Bilgiyi geliştirmek için de bütün toplumsal, ekonomik ve hatta siyasi süreçlerin merkezine insanı, zekâyı, özgür ve yenilikçi düşünceyi, araştırmacılığı, yaratıcılığı koymalıyız.
Bu çerçevede üstün zekâ ve üstün yetenek; “kapsayıcı, ülke çapında yaygın ve her kademesiyle eğitim sistemiyle uyumlu, bütünleşik” programlarla desteklenmelidir. Eğitim sistemi de her kademesiyle “insanın sahip olduğu yetenekleri açığa çıkarmak ve geliştirmek” ideali çerçevesinde topyekûn bir dönüşüme tabi tutulmalıdır. Konuya dair evrensel anlamda geçerli ve yetkin, ancak yerel koşullarla da uyumlu enstrümanlar geliştirilmeli, standartlar belirlemeli, tespit araçları oluşturulmalı, bu alandaki Ar-Ge çalışmaları desteklenmelidir.
Bu yönde kamu otoritesine, akademisyenlere ve reel sektöre önemli görevler düşmektedir. Ancak her üç tarafın doğru platformlarda bir araya gelebilmesi ve yönlendirilebilmesi açısından sivil toplum da belirli sorumluluklar üstlenmelidir. TZV bu sorumluluğunun farkındadır. Bu yıl ikincisi düzenlenen Zekâ ve Yetenek Kongresi de esasen bu sorumluluğun ürünüdür.