Toplum Hastalığı: Alışılmışın Yüzsüzlüğü

“Bir kere yanlış trene bindiyseniz, koridordan ters tarafa koşmanızın hiçbir yararı olmaz.”

Merhaba! Bugün 27 Eylül Pazar. Eylül ayının son hafta sonu… Güzel eylülü ve “güzel” havaları geride bırakıyoruz. Hazır böyle bir ortamdayken Saik Faik’i rahmet ve saygıyla hatırlarken, şu cümlesine sığınarak “Yazmasam deli olacaktım” zihnimin ve ruhumun ihtiyacı olan yazma eylemini bu köşede gerçekleştiriyorum. Kendimi düşüncelerin zirvesinden paraşütle uçar gibi boşluğa bırakıyorum. Umarım sen de okurken benimle aynı heyecanı yaşar ve aynı keyfi alırsın…

Gözler Önünde, Akıldan Uzak
Toplum olarak deniz seviyesinden alçağa doğru yol alırken, cahil cesareti ile şiddeti, nefreti ve öfkeyi, cinsel açlığı, yargılamadan infazı öncelik haline getiren bireylere gittikçe alışır ve kabullenir hale geliyoruz. Değişen onlar olmazken biz çoktan onların yüzsüzlüğünü benimsemişiz. İşte bu yüzden girişte bu cümleyi tercih ettim “Bir kere yanlış trene bindiyseniz, koridordan ters tarafa koşmanızın hiçbir yararı olmaz.” Hem bu durumdan rahatsız olup eleştirerek hem de öylece bekleyemeyiz.

Sizce de tam bir akıl tutulması değil mi?

21. yüzyıl ortamındaki toplum üyelerini gözlemlediğimizde, kendi zorbalıkları ve yetersizlikleri ile başa çıkamayan bireylerin her an her yerde buna TV ekranları da dâhil, kendi özgürlükleri uğruna sizin yaşam alanınızı, savaş alanına çevirmesi. Görenin ve maruz kalanın tepkisiz ve hissiz davranması. Ya da çözümü farklı yerlerde(!) bulması.

Pamuk İpliğine Bağlı Ruh Halleri

Her geçen gün daha fazlasına, daha kolayca maruz kaldığımız ruh hastaları var. Onların hayatlarının bir döneminde yaşadıkları zorluklardan kaynaklı olduğunun empatisini yapmak mağdur edilirken hiç kolay değil. Çünkü ortaya çıkan gerçekler bizleri hissizleştirirken onları da yüzsüzleştiriyor. Sonuç mu her yanımızı alışılmış yüzsüzlüğü ile gurur duyan insansılar sarmış durumda. İnternetin ve teknolojinin etkisi altında geçen hayatlarını, yoğun bir şekilde yaşadıkları duyguları gerçekten hissetmiyorlar bile… Her şeyi, izlediği videolarda, filmlerde gördüklerinin taklidi sanıyorlar. Kaliteli insanlara rast gelelim…

***************************************
TAVSİYE: “Göğsümüze oturan öküzü benimsememizi ve halkın kendi acıları ile gurur duymasını” ironik olarak yorumlayan Murat beyi izlemekte fayda var.

Radyocu ve Youtuber: Murat Soner /Kırmızı Oda İncelemesi

İçeriğin beş cümlelik özeti (Ben diziden çok toplumla ilgili altını çizmeye çalıştığı yerleri önemsedim ve onları paylaştım ):

1.“Sallanmadan deprem, biri ölmeden şiddet konuşulmuyor ülkemizde.” (Twitter ve TV programlarında yargı dağıtılmasını nasıl yorumlarız başka türlü…)

2.“Empati” Google da aratılan kelimeler arasında hala” (Herkesin kitapları aksesuar olarak kullanması da kitapların ırzına geçmenin medeni versiyonu. Keşke iç-dış mekân fotoğraf çekimi için kitap taşıyan eşekler yerine, okuduğunu sindiren ve hakkını verebilen bireyler olabilinse)

3.“Tezgâhtaki maydanoz gibi ıslatılarak sunulan bedenlerin olduğu diziler” (cinsel açlığı olan toplumun zeminini başka nasıl oluşturabilirlerdi ki… )

4.Dikkat çekme adı altında kadına, çocuğa ve hayvana şiddeti senaristlerin fantezilerinin bir ürünü olarak sunulması. Bırakın dikkat çekmeyi daha farklı boyutlarının örneklerinin canlandırılmasıysa bir sonraki şiddet için çok iyi bir malzeme oluyor.

5.“Yerli dizilerdeki karakterleri akrabasının yerine koyan, dizide ölenlere gerçekte cenaze namazı kılan, tarihini dizlerden öğrendiği için oradaki karakterin heykelini diken bir topluma, zaten çok ihtiyacı olduğu terapiyi de anca bir dizi ile verebilirdik.”(Bu cümleyi tek geçerim )

“Overlokçu gibi psikiyatristte ayağınıza geldi”

Pazar menüsü: Upuzun bir aile sofrası, elmalı tarçınlı kurabiye, papatya & yeşil çay,
Sunay Akın /AyÇöreği ve Denizyıldızı kitabı

Keyifli hafta sonları!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin