“TIRNAK İÇİNDE BİR HAYAT”

Gerçek beni düşündüğümde tek hissettiğim, hayat karşısında alabildiğine yetersizlik, sonsuz bir boşluk, müthiş bir beceriksizlik. Huzursuzluğun Kitabı/ Fernando Pessoa

Merhaba Sevgili Okuyucu
Zehirli sarmaşık dolu zihin haritamdan kurtulmak için yazıyorum bu satırları… Amacım sadece amaçsızlık… Senin kadar umursuyorum yaşadığım hayatı, senin kadar önemsiyorum aldığım nefesi… Tutunmak için sığındığım güzel hayallerin yerini; korkulu rüyalar, endişeli gözler aldı. Bu yazıyı okumak zorunda değilsin, normal şartlarda ben de yazmak istemezdim zaten. Şuanda ise şartlar, hiçte normal değil…

Bazen mutsuz çocuklar ülkesinde gibi hissedersin kendini! Etrafında ruhu ve aklı yara bere içinde, yorgun bir sürü “İNSAN” vardır. Bu çıkmazda ne yapılabilir?” diye kafanın içinde susturamadığın düşüncelerle yine başbaşasındır. Sürekli bir ses bombası…

Halbuki sessizlik o an için ne kadar da iyi gelecekti. Çığlıklar içinde gittikçe büyüyor çaresizlik, tehlikeli yılan gibi besleniyor umutsuzluk. Kendine biçilen rolü beğenmiyor, isyan ediyor insan. Peki, çocuklar, ya yaşını almış o güzel insanlar… “Canım onlarda az evinde oturuversin” der gibi bakışlarımız. Şimdi benzedi işte, tırnak içinde bir cümleye hayatımız…

Evet, canım okuyucu sana söylüyorum. Çünkü bugün şartlar bunu gerektiriyor. Sanki bir şey yapabilecekmişiz gibi yönetildiğimiz, kaderin çizgisinden çıkmak istiyoruz. Şeytan kadar özgürüz suç işlemede… Dermanımız yok yiyip içmeye… Hazırız aslında vicdan denilen şeyin canına okumaya… Çünkü toz tuttu umutlar, çünkü aklımızı yiyen tek şey var artık:

Biz Bu Süreçten Sağ Çıkar mıyız?

Korkuyoruz herkes kadar! Çaresizliğimizin kaynağı “Korku”… Korkumuz ve kaygımız hayatın tek anlamı oldu son günlerde! Ürperiyor tüylerimiz en umulmadık uzuvlarımızda… Sağa ve sola savrulurken ruhlarımız… Üstlendiğimiz ve yüklendiğimiz misyonları atıverdik bir anda. Nefes alış verişlerimiz güçleşti, sanki eriyoruz güneşin altında bir pamuk şekeri gibi. Tadını bıraktı her şey, bir kuruntu diğer bir kuruntuya köprü oluverdi son günlerde…

Yapmamız gereken, çirkinliğin içinde güzelliği bulmaya çalışmak, huzuru dilenmekti böyle bir vakitte. Taşlar dile geldi… Sonra ve bir doktorun ağzından şu cümle çıksın ve desin artık diye odaklandı umutlar;
“Bu derdin dermanı bulundu. Her şey normal seyrine dönecek…” Hala bu cümle dökülmedi…

Bazan kötü hissediyorum. Nefesim kesiliyor, kalp atışlarım hızlanıyor. Daralıyorum, soğuk terler döküyorum ki işte o anda sadece dışarı çıkmak ve temiz hava almak istiyorum. Ama çare değil, çünkü bilinmedik korku ve tadılmamış bir acı var yaşadığım gezegende. Yüreğimi bir telaşa sokan ekşi bir tat bırakıyor dilimde ve şunları söylüyorum tüm çaresizliğimle..

“Biz bu süreçten sağ çıkar mıyız? “Ağzım kuruyor. İşitme duyumu yitirmiş gibi dünyayı sessize alıyorum. Pencereden hızla geçip giden arabalara bakıp, odaklanamıyorum yaşadığım zamana.. Akıl tutulması yaşıyorum sanki. Ailemi göremiyorum, tanıyamıyorum. Sezgilerim darmadağın oldu; yaşam, özlem, mücadele… Sanki anlamsız birer kelimeden ibaretler. Dilimin ucunda hala şu soru takılı: “Biz bu süreçten sağ çıkar mıyız?”

Okumaya mecalim kalmadı. Harfler tanıdık birer ok sadece, Cümlelerse anlamını yitiriyorlar her okuduğum hikâyede… Tıpkı yaşadığım hayat gibi yavan ve bir o kadar da sıradan… Derken ölümü hissediyorum bir anda; haberim yokmuş varlığından ve kısa bir ömrümün olduğundan… Çünkü mezar artık bana göre, bu gezegende mezarını düşünecek bir insan kalmayacak sanki bu korku filminde. Nefes aldığıma sadece şu trajikomik cümle şahittir: “Ben bu süreçten ailemle ve sevdiklerimle sağ çıkar mıyım ?”

Amaçsız ve isimsiz bir kadın… Ortada bir puzzle var ve ben kendimi bulamıyorum. Artık kötü hissedemem! Çünkü yaşanması gereken yaşanacak ve ben kâhin değilim…

Sağlıklı ve huzurlu günler dilerim. (Sürçülisan ettiysem affola)

Gazi Üniversitesi '11 Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni Kişisel mottom; insanları tanı ve sağa kaydır. ogretmenbalim@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here