Tekerleme Yoluyla Eğitim

Mersin Mimar Sinan İlköğretim Okuluna, ününü duyduğumuz Saadet  Öğretmeni tanımak, öğrencileriyle ilişkisine tanık olmak,
uygulamalarını yakından görmek için Çukurova Üniversitesi Eğitim  Bilimleri Öğretim Görevlisi hocamız ve bir grup arkadaşımızla Mersin’e
gidiyoruz.

Okul, Mersin’in ücra bir köşesinde. Okula girdiğimizde bizi okulun  müdürü Kutlay Su Bey karşılıyor ve bizi Öğretmenler odasında
ağırlıyor. 103 öğretmeni ve yaklaşık 1700 kadar öğrencisi olduğundan  bahsediyor. Bölge ve okul sakinleri genelde Güneydoğu Anadolu
Bölgesinden gelmiş. Çoğu zaman eylemlerle, biber gazıyla karşı karşıya  kalan bu bölge ve okulda verilecek eğitimin işlenmiş bir mücevher
kadar değerli olacağını düşünüyorum. Sıcak sohbetimiz devam ederken  bir yandan çayımı yudumluyor, bir yandan Müdür Beyi dinliyorum. Diğer  yandan da öğretmenleri süzüyorum. Dikkatimi en çok çoğunluğun genç  olması çekiyor. Bir an için kendimi öğretmen olarak hayal ediyorsam da  bu durum fazla sürmüyor.

Oysa uzun zaman önce bırakmıştım hayal kurmayı. Tekrar hayal kuracağım  anları düşünürken, kapıda beliriveriyor Saadet Öğretmen. Sanki ilk
defa değil de yıllar öncesinden görüşüyormuşçasına sıcacık selamlıyor  bizi. Saadet Öğretmenin mesleğinde titiz ve zamanının kıymetli
olduğunu, ‘Hadi arkadaşlar sınıfa çıkalım, öğrencilerim sizleri  merakla bekliyor’ deyişinden anlıyorum. Ve sanki yüreğinin
kıpırtılarının yüzüne yansıdığını hissediyorum.

Sınıfa doğru ilerlerken, koridorun o dar merdivenlerde adını  koyamadığım bir şeyler hissediyorum. Ve sınıfa girdiğimde adını
koyabiliyorum artık: “Özlem”. Evet, bu sadece bir “özlem”di. Bu özlem,  çocuk masumluğumu kaybedişimin, yer yer iple boynumuza astığımız
kokulu silgilerin, tebeşir kokulu sınıfların, kareli masa örtülerinin,  öğretmenimden yıldız almanın, ayaklarımı yerden kestiği o günlerin
özlemiydi. Daha önce bu kadar büyüdüğümü, o günlerin ne kadar eskide  kaldığını, bu ana kadar hiç bu kadar canlı hissetmemiştim. Hayatta bu
kadar mı kaybolmuştum? Yıllar mı hızlanmıştı, ben miydim hızlı olan?  Yoksa ben miydim renk değiştiren, hayatında o masumiyeti kaybeden?

Bir kız çocuğu takılıyor gözlerime. Gözleri yosun yeşili. Kirpikleri o  kadar gür ki kaşlarını tarıyor. ‘Hoş geldin abla’ diyor, ‘Sağ ol
tatlım, hoş buldum’ diyorum ama duygularımı açığa vuramıyorum. İçimden  yanaklarını sıkmak geliyor. Yapamıyorum ama. Neden yapamadığımı da  bilmiyorum. Sadece omzuna dokunmakla yetiniyorum. Bu küçücük  davranışım bile, onu mahcup bir mutluluğa büründürmeye yetiyor.

Bu uygulamalı eğitimde, Saadet Öğretmenin birçok faaliyetine tanık  oluyorum. Bunlardan en çok dikkatimi çeken, “tekerleme” etkinliğinden
söz etmek istiyorum. Tekerleme deyip geçmeyin, sakın. İlk bakışta  anlamsız gibi görünen bu tekerlemelerin, Saadet Öğretmen ve
öğrencileri için değeri büyük.

Saadet Öğretmen, yirmi kadar uzun ve karışık sözcüklerden oluşan bu  tekerlemeleri önce öğrencilerine ezberletip, daha sonra şarkı haline
getirerek, onlara el, kol ve mimik hareketleriyle anlam kazandırmış.  Bunları bize göstermek için, hemen bir öğrenci kaldırıyor tahtaya.
Öğrenci, bütün tekerlemeleri bir çırpıda, dili hiç dolaşmadan, hiç  yanılmadan hatta arada nefes bile almadan söyleyiveriyor. Bu
tekerlemelerin, ‘iğne battı, canımı yaktı’, ‘bisiklete bindik,  karıncayı ezdik’ gibi basit tekerlemeler olduğunu düşünmeyin sakın.

“Bir berber bir berbere, bre berber, beri gel, diye, bar bar,  bağırmış.” “Çatalca’da topal çoban, çatal yapıp çatal satar, nesi için
Çatalca’da topal çoban, çatal yapıp çatal satar, karı için Çatalca’da  topal çoban, çatal yapıp çatal satar.” tarzında bugün (diksiyon)
eğitiminde yaygın olarak kullanılan, biz büyüklerin dahi hızlıca,  tekrarsız ve yanlışsız söylemekte zorlandığı konuşma tekerlemeler
bunlar. Sonra üç öğrenci daha kaldırıyor tahtaya, biri başlıyor  tekerlemeleri söylemeye. O durunca diğeri devam ediyor ve sonra
diğeri. Yine hiç durmadan, şaşırmadan, tekrarlamadan söylüyorlar  tekerlemeleri.

Ayrıca, şarkı biçimine getirilerek söylenen tekerlemeleri bir öğrenci  arabesk, diğer bir öğrenci pop tarzında söylüyor. Böylece,
müziksel-ritmik zekanın öğretimde uygulanması gerçekleştirilmiş  oluyor. Saadet Öğretmen, tekerlemelerin aynı zamanda geçerli
anlamlarının olduğunu da öğretiyor. O bunları öğretirken, öğrencileri,  tekerlemenin anlamına göre el, kol ve mimik hareketleri yapıyor.

Yapılan bu etkinlik öğrencinin konuşma ve devinişsel gelişimine etki  etmenin yanında, ona günlük yaşamda uygulanabilir pratik bir dil
kazandırıyor. Öğrencinin sözcük dağarcığı gelişiyor ve sık sık yapılan  tekrarla dilsel bellek gücü artıyor.

Öğrenciler tekerlemeleri, diğer etkinliklerinin yanında, ağızlarında  kalem tutarak da çok hızlı ve anlaşılabilir şekilde söyleyebiliyorlar.
Böylece öğrencilerin dil sınırları genişletilmiş ve alıştırmalar  yaptırılarak güçlendirilmiş oluyor.

Evet, başta demiştim tekerleme deyip geçmeyin, diye. Saadet Öğretmen  de deyip geçmeyin. Tekerleme etkinliği, Saadet Öğretmenin
uygulamalarından sadece bir tanesi. O daha birçok uygulamasıyla,  zihinsel ve duygusal yönden öğrencilerini fethetme yolunda ışık
saçmaya devam ediyor. Öğrencileri de tıpkı kelebeklerin ışığa koştuğu  gibi ona koşuyor.

Saadet Öğretmen öğrencilerine hem saygılı, hem de sıcak ve içten  davranıyor. Onun öğrencilerine böyle dokunması, saçlarını okşaması,
yanaklarını sıkması dikkatimi çekiyor. Yine dalıyorum ilkokul  günlerime. Bana göre o zamanlar öğretmen bir tabu gibi dokunulamaz,
erişilemez, ulaşılamaz bir varlık idi. Oysa şimdiki ben olsaydım,  gider sıkıca sarılırdım öğretmenime.

Şimdi anlıyorum, o yosun gözlü kız çocuğunun yanaklarını neden  sıkamadığımı, neden sadece omzuna dokunmakla yetindiğimi. Çünkü henüz
ben bir öğretmen değilim. Onun için uzak duruyorum, dokunamıyorum  yanaklarına.

Çıkışta gözlerim arıyor yosun gözlü, gür kirpikli kızı. Oysa o çoktan  kalabalığa karışmış…

Emine Adıgüzel.
Çukurova Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İlköğretim Din Kültürü ve
Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü 2. sınıf öğrencisi.