SITARA: KIZLARIN HAYALLERİ SÖNMESİN!

SITARA
Kızların Hayalleri Sönmesin!

Son birkaç aydır izlediğim filmlerde verilen mesajlara çok fazla odaklanıyorum. Netflix’in kısa animasyon filmi Sitara: Kızların Hayalleri Sönmesin, yazmak istediklerimi o kadar güzel yansıtmış ki tüm o filmlerde ortaya çıkarmak istediğim ve vermek istediğim mesajları yansıtır nitelikte bir film olmuş. O kadar fazla verilmesi gereken mesaj var ki bu yazımda odaklanacağım ise belki de en önemlilerinden biri olanı ve birçok ülkenin kanayan yarası.

Kısa belgesel dalında iki kez Oscar kazanmış olan yönetmen, yazar ve aktivist Sharmeen Obaid-Chinoy 1970’lerde Pakistan’da geçen, pilot olmayı hayal eden küçük bir kızın hikayesi ile tüm dünyaya filmi ile bir mesaj göndermiştir. 14 yaşındaki Pari ve onun hayallerinin hikâyesi ile 15 dakikada, diyalogsuz bir animasyon filmle dünyadaki istatistiklerle kanıtlanmış bir gerçeği seyircisine göstermiştir.

Her yıl dünyada, 12 milyon çocuk gelinin hayalleri asla uçuşa geçemeyecek.

Yönetmen, Pakistan-Amerika ortak yapımı bir kısa animasyon filmle çocuk yaşta yapılan evliliklerin ne kadar yanlış ve korkutucu olduğuna değinirken; özellikle de çocuk gelinlerin duygularına ve gelecek hayallerine odaklanıyor ve bir sosyal sorumluluk projesini de başlatmış oluyor. Yönetmenin de ifade ettiği gibi “Sitara bir filmden daha fazlası; bir hareket.”

Her yıl 12 milyon kız çocuğu çocuk yaşta evlilikle yüzleşirken, Pari örneği bizi gözyaşlarına boğuyor. Kâğıttan uçağını yaparken, kız kardeşi Mehr uçtuğunu hayal ederek ablasının yanına geliyor. Pilot olma hayallerini yaşatırken birbirlerini selamlıyorlar ve çatılarında çocukluk hayalleriyle kurdukları dünyalarını yeşertiyorlar. Kamera evlerin çatılarından uçan kâğıttan uçakları takip ederken, erkek çocuklarının çatılarında uçurtma uçurduklarına şahit oluyoruz. Pari ve kız kardeşinin kâğıttan uçağının, eve dönmekte olan babalarının ayağına takılması ile kızların yüzündeki üzüntüyü de görmüş oluyoruz.

Kızların babalarının gelişini görmesi ve annelerinin kızgın bakışlarının eşliğinde eve girmeleri zamanın nasıl geçtiğini anlamadıklarını gözler önüne seriyor. Kızlar annelerine yardım ederken, babalarının mavi bir kutu ile içeri girişi ise seyirciye mesajın yaklaştığı izlenimini veriyor. Babalarının kutudan tatlı çıkarışı, tatlıyı annesine ikram edişi ve annesinin istemeyerek de olsa bir parça ısırdığı sahne, seyirciye gelecek olan haberin fragmanı niteliğinde oluyor. Babası ikinci kutunun içindekini çıkarıp kızı Pari’ye gösterirken annesinin kızgınlığına şahit oluyoruz. Kutunun içinden çıkan ayakkabının şekli, rengi ve annenin kızgınlığından anladığımız ise bir düğün ayakkabısı olduğudur.

Pari, kütüphanesinden her akşam okuduğu Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçen ilk kadın pilot olan Amelia Earhart’ın kitabını alırken, kitaplıkta kâğıttan yapılmış bir uçak gözümüze çarpar. Üzerinde ise ‘mutlu eş’ yazmaktadır. Seyirci hiçbir diyalog olmasa da Pari’yi bekleyen haberi anlar. Kızlar ise yakında öğrenecekleri o üzücü haberden bihaber kitaplarını okumaktadır.

Gece yarısı oyuncak bir uçağı uçurmak için uyanırlar. Uçağın bir kanadı karanlıkta parıldarken, çatıda gökyüzüne bakarak gerçek pilotlar olduklarını ve gerçek bir uçağı uçurduklarını hayal ederek oyuncak uçaklarını uçururlar. Seyirci ise ertesi gün gelecek haberi düşünmek bile istemezken, kızların mutlu anlarına odaklanır.

Ertesi gün annesi Pari’nin ellerine kına yakmak için geldiğinde, ikisi de hiçbir şeyin farkında bile olmadan ellerini annelerine uzatırlar. Kız kardeşi odada kâğıttan yapılmış uçağını uçururken, Pari evliliğe ilk adımını atıyordur. Babası annesiyle birlikte çekilmiş olan fotoğraflarına bakarken fotoğraftaki ayrıntı her şeyi açıklar niteliktedir. Mutsuz bir gelin ve zafer kazanmış bir damat.. Pari de başka bir fotoğrafta yerini almak üzere yola çıkacaktır.

Düğün günü, Pari’nin mutsuzluğuna ve annesinin çaresizliğine şahit oluruz. Annesi kâğıttan yapılmış bir uçağı kızına uzatırken, Pari’nin gözlerindeki hayal kırıklığını görürüz. Kendinden yaşça çok büyük olan biriyle evlenmektedir. Pari ve babasının elindeki fotoğrafın daha da korkunç olanına şahit oluruz. Damat hariç herkes mutsuzdur fotoğrafta; çaresiz ve pişman.. Her fotoğrafta değişmeyen tek şey Pari’nin duruşudur. Sadece yere bakıyor, hayal kırıklıklarını ve elinden kayıp giden geleceğini düşünüyordur. Damada bakamayan Pari, tanımadığı biriyle sürüklenecek olan bir geleceğe doğru gidecektir. Yapayalnız ve çaresizce…

Salondan ayrılırken, küçük kız kardeşiyle birbirlerine verdikleri selamdan eser kalmamıştır. Hoşça kal dercesine ellerini kaldırır Pari. Elveda…

Pari
Pari

 

Pari’nin eşi ve onun ailesi ile ayrılışının ardından, Pari’nin erkek kardeşi babasına sırtını döner. Annesi ve minik kız kardeşini de alarak oradan uzaklaşırlar. Bizim ise aklımızda Pari’nin babası ile damadın babasının el sıkışmasının görüntüsü kalır.

Ailesinin gidişinin ardından babası yerde bulduğu kâğıttan uçağa bakar ve hatasını anlar. Giden ailesini durdurur ve uçağı Mehr’e verir. Uçak uçar ve giden Pari’nin ardından gökyüzünde süzülür. Pari için artık çok geçtir. Bir hayır deme, karşı çıkma hakkı bile yokken; nereye gittiğini ve neler yapacağını bilmiyordur. Bir bilinmezliğe doğru yürüyor, hiç tanımadığı biriyle uzaklaşıyordur. Her yıl milyonlarca çocuk gelin tıpkı Pari gibi bir bilinmezliğe doğru gidiyor. Okulda olması gereken ve oyun oynaması gereken yaşta çocuk büyütüyor. Ve biz sadece seyirci kalıyoruz.

Filmin sonundaki fotoğraflardan anlıyoruz ki Mehr başta babasına çok kızgın olsa da zamanla kızgınlığı hafifliyor ve bir zamanlar kız kardeşi ile kâğıt uçak uçururken, şimdi babasıyla uçuruyor. Bir başka fotoğrafta ise babasının onu okula götürdüğünü görürüz. Pilot okuluna gider, tüm ailenin onun mezuniyetinde çekilmiş fotoğrafına bakarken gözyaşlarına boğuluruz. Küçük Mehr artık bir pilottur. Uçakla uçuşunu görürüz ve Pari’nin de içinde olduğu ailesinin onun ardından el sallayışını. Fakat bu kez mutluluğa ve umut dolu bir geleceğe doğru sallanan elleri görürüz.

Pari, tüm hayallerini kardeşine emanet etmiş ve sonunda Mehr ablasının kaderini yaşamamış ve pilot okuluna gitmiştir. Kızların hayalleri sönmesin diyerek, bu kısa animasyon filmin tüm ülkelere örnek olmasını diliyorum.

İyi seyirler…

Şeyda Bilgin 1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Karabük Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. 2012 yılında öğrenci değişim programı (Erasmus) ile Polonya'da eğitim aldı. Amerikan Edebiyatı ve Rus Edebiyatıyla ilgileniyor. En sevdiği yazarlar ise James Joyce ve Fyodor Dostoyevsky. Medya ve İletişim bölümü öğrencisi olup; TED Karabük Kolejinde İngilizce öğretmeni olarak görev almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin