SANİYEDE YİRMİ DÖRT KARE

Ayşe D.

Merhaba
Kasımın sonlarında, hafif kış soğukluğunda izleyip etkilendiğim bir filmden bahsetmek istiyorum sana. Filmlerde kitaplar kadar olmasa da hayatımı nasıl idare edeceğimi öğretiyor aslında.O kadar muazzamlar ki taktik ve zamanlama ahenklerine hayran kalmamak elde değil. Jean-luc Godard der ki ; “fotoğraf gerçektir, sinema ise saniyede yirmi dört kere gerçektir.” Hayatla izlenen filmlerin çoğu çelişkili olsa da bu filmden bahsederken büyük keyif alacağım aynı etkiyi sende de yaratma dileğiyle..

FİLMİN KÜNYESİ
Adı : Muhteşem Münazaracılar
Yönetmen: Danzel Washington
Senaryo: Robert Eisele
Oyuncular: Danzel Washington, Forest Whitaker, Nate Parker, Jurnee Smollett-Bell, Danzel Whitaker
2007 | USA | 126 dk.

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku. Aydınlık mevsimiydi. Karanlık mevsimiydi. Hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.”
Charles Dickens /İki Şehrin Hikâyesi

FİLMİN KONUSU
1935’li yıllarda geçen film, Profesör Melvin B. Tolsun’un gerçek yaşam hikâyesinden alınmıştır. Başta Texsas ve Amerika’daki ırkçı sistemi eleştiren film, ırkçılığın eğitim sistemine nasıl yansıdığını gösteren bir başyapıt. Aslında münazarada, siyahi öğrenciler karşılaştıkları kişilere karşı değil ırkçılığa karşı galip geliyorlar. Ağır sorumluluklar altında uçuşan fikirleri izlerken “özgürlük mücadelesini” izleyiciye çok iyi aktarmış.

FİLMİN MOTTOSU (PAROLASI)
Tolson öğrencileri düşüncelerini ifade etmeleri konusunda şiddetle telkin etmektedir. Öğrencilerini çalıştırırken sürekli yinelettiği bir konuşma vardır:
+ Hakem kimdir?
– Tanrıdır!
+ Neden tanrıdır?
– Çünkü tanrı kimin kazanacağını ve kimin yenileceğini belirler. Rakibim değil!
+ Rakibin kimdir?
– Rakibim yoktur!
+ Neden rakibin yoktur?
– Çünkü o benim konuştuğum gerçeklerin karşılığındaki muhalif sestir.
*** Bir grubu veya toplumu bir arada tutmayı sağlayan ortak fikirler ve inançlardır. Bunu en iyi özetleyen yukarıdaki cümlelerdir. Aslında hepimiz eşitiz. Ve tek kudret vardır oda Tanrı’dır. Münazaranın çıkış noktası bu soru ve cevaplardır. Çünkü eğer ırkçılığın hapsinde eşitsizlikten yılsalardı bu başarıyı elde edemezlerdi. Dünyada ki en büyük sorunun ötekilikleri ve farklılıkları düşman gibi algılayıp ”Ben Üstünüm” ”Benim Dinim ” ”Benim Irkım” ”Benim milletim “ üstündür algısının, tam bir saçmalık olduğunun farkındalığını kazandırmıştır.

FİLMİN PARADİGMASI
İnsanları dil, din, ırk, cinsiyet ve statü açısından ayırmadan herkesin eşit haklara sahip olduğu bir dünya yaratmak.

FİLME DAİR SOSYOLOJİK AÇIDAN BAKIŞ
Filmin Eleştiriye Açık Olumsuz Kısmı
****“Bireyler topluma verdikleri ölçüde toplumdan istemek zorundadırlar.” Eğitimli yetişkinler gençleri kendi ezberlettikleri düşünceleri dikte ediyorlar. Belki de gençlerin savunma şekli daha farklı ve etkili olacak onlara bu noktada güvenmiyorlar. Başta babanın oğluna tokat atma sahnesi ve öğretmenin kendi hazırladığı cümleleri, öğrencilerine münazarada kullanmalarını zorunlu tutması. Filmin sonunda bu durum aşılıyor ancak başlangıçta fiziksel şiddete vardırılması tasvip edilemez. Kendi savundukları düşünceye aykırı davrandıkları için.

Filmde Mesajların Tam Anlamıyla Verildiği Kısımlar
*Amerika Güneyinde yaşayan siyahilerin var olma çabasını çok iyi aktarmış. Doğduklarında kayıtları tutulmayan, okulda, şerifin gözünde, toplum içinde statüsüne bakılmadan ötelenen bireyler. “Büyük balığın küçük balığı yemesidir. Ve böyle bir durumda balığın renginin önemi yoktur. “ mesajı ile Irkçı nefretin toplumu nasıl zedelediği ve yok ettiği vurgulanmıştır. Siyahi münazaracıların özgürlüklerini kazanmak için verdikleri mücadeleyi, azmi, gayreti, fedakârlıklarının onların bakış açısından görmemizi sağlamıştır. Bu film bize inancın, azmin ve doğruların ön yargıları kısmen de olsa nasıl değiştirebileceğini anlatıyor.

*Yerel yöneticilerin siyahilere karşı aldıkları olumsuz tavırları, siyahi ve beyaz üreticilerin yaptıkları yasal toplantıların bile şerif tarafından sorgusuz sualsiz basılması “Adalet dağıtmayan bir kanun, kanun değildir.” Cümleleri ile kanunların kimlerin elinde nasıl menfaatler uğruna karşı tarafa zarar verme pahasına kullanıldığını anlatmaya çalışmıştır.

*Çoğu toplumda ikinci sınıf eşya muamelesi gören kadın, burada hem kadın olduğu için hem de siyahi olduğu için toplumdan soyutlanması kaçınılmaz son olmuş. Geleneksel toplumlarda ataerkil yapının hakim olmasının da payı olabilir. 1930’lu yıllarda cinsiyet ayrımcılığının olduğunu çok rahat ifade edebiliriz. (Yaşanılan yerde sadece iki tane kadın avukat bulunması, münazara ekibinde bir tane kadın katılımcı olması gibi)

*Siyasi görüşüne göre insanların etiketlendiğini ve mimlendiğini de söyleyebiliriz. (Ekipte Tolson’ın siyasi görüşünden dolayı kopmaların olması ve ana karakterin kendini şu sözlerle savunması “Siyasi görüşlerim beni ilgilendirir bay Burgess, sizi temin ederim ki bu durum ekibi tehlikeye atmaz.” Gibi.) Birbiri ile çelişen toplumsal davranışlar yumağı. Siyahilerin sorunu sadece beyazlarla değil, söz konusu siyasi görüşler olunca kendi aralarında da ayrılıklar ve bölünmelere neden oluyor.

*“Eğitim tek çıkış yolumuz. Cehaletten kurtulup, sonsuz karanlıktan çıkarak o görkemli ışığa doğru koşalım.” Cümleleriyle seslerini değil, sözlerini yükseltmeyi öğütleyen bir öğretmen modeli ile karşı karşıyayız filmde. Salt kuru bilgi aktaran bireyden ziyade, öğrencileri eylemleri ile yönlendiren, dönüşümcü bir lider olarak yorumlayabiliriz. Dönüşümün ancak mevcut sitemin dışına çıkıldığında sağlanacağına inanıyor ve bu konuda öğrencileri/sendika üyelerini teşvik etmeye çalışıyor. ”Köleleri bedensel olarak kuvvetli, zihinsel olarak zayıf tutun ki size bağımlı olsun. Vücudunu bırakın, aklını alın. Yetişen gençliğe aklını kaybettirdiklerini düşünüyorlar “ İşte siyahilerin eğitimi önemseme amaçları ve kendilerini çok yönlü yetiştirme sebeplerini çok iyi ifade ediyor. Filmin sonunda da eğitimin değiştirici gücünü görüyoruz. Bu değişim nitel aralıklarla parça parça oluşan devrimdir. Devrim denilen durum topluma yavaş yavaş aşılanan ve zamanla kabul görerek uygulamaya dönüşen kuvvetli bir güç olarak karşımıza çıkıyor.

* “Tartışmanın savaş olduğunu ve silahını(kelimelerini) en iyi kullanan kişinin bu savaşı kazanacağını söylüyor.” Topla- tüfekle insanları yok ederek değil, düşüncesini yani tezini antitez ile çürüterek kendilerini topluma kabul ettirmeyi amaçlıyorlar. Tartışma da önemli olanın centilmence karşı tarafı köşeye sıkıştırmak olduğunu vurguluyordu. Sözlerin, kelimelerin gücünün yanında ideallerin hayat üstünde ki etkisi çok iyi aktarılmış. Münazara ve karşıt fikirlerin savunulması bakımından doyurucu bir filmdi.

*Geleneksel toplumlarda verilmiş statü toplumsal tabakalaşmaya neden olmuştur. Bu durum sosyal eşitsizliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sırf siyahi diye 7 dil bilen üniversite profesörüne saygısızlık yapılıyor. Beyazların siyahilere göre biyolojik üstünlük olduğu konusunda çeşitli davranışlar sergilenmektedir. Sadece eğitim alanında değil meslek yaşantısında da eşitsizlikler vurgulanmaya çalışılmıştır.

*İşçi sınıfının da desteği alınarak birlik sağlanmaya çalışılmış ve ortak hareket etmenin gücü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ancak bu durumun gerçekleşmesi için işçi grubunun sevgi, saygı ve güveninin kazanılmaya çalışıldığını şu cümleden anlıyoruz. ”Üzerimde smokin olsa beni dinlerler miydiler?” Yapılan toplantılar demokrasiye aykırı olmamasına rağmen polisler tarafından baskınla ve zorbalıkla dağıtılıyordu. Bunu yapan beyazlar bile işçi olarak bu durumdan rahatsız olduklarını şu cümlelerle ifade ediyorlar.” Hamallığı biz yapalım ödülü onlar alsınlar”

Sonuç olarak şu alıntılar oldukça manidar;
-“Bireyler topluma verdikleri ölçüde toplumdan istemek zorundadırlar.”
-”Köleleri bedensel olarak kuvvetli zihinsel olarak zayıf tutun ki size bağımlı olsun. Vücudunu bırakın, aklını alın.”
– “Savaş en büyük fedakârlığı ister o da yaşamın kendisidir.”
“Büyük balığın küçük balığı yemesidir. Ve böyle bir durumda balığın renginin önemi yoktur.
-“Adalet dağıtmayan bir kanun, kanun değildir.”

Müzik Önerisi
Max Richter – November

Gazi Üniversitesi '11 Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni Kişisel mottom; insanları tanı ve sağa kaydır. ogretmenbalim@hotmail.com

2 YORUMLAR

  1. Merhaba, sayenizde filmi internetten bulup izledim. Hepimizin insan oldugunu tekrardan yuzumuze vuran etkileyici bir filmdi. Ötekiyi anlama ve otekilestirmenin ne kadar kotu oldugunu gosteren bir film. Keşke hiçbirimiz bu otekilestirmeyi yapmasa. Üretimlerimizle katkilarimizla birbirimizle yarışsak paylaşsak. Sevgiler..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here