Sahi İnsan Neden Ne İstediğini Bilmez ?

Sahi İnsan Neden Ne İstediğini Bilmez?

Hayata dair beklentilerimiz o kadar fazla ki… Nereden, nasıl başlamalı diye düşünürken aklıma okuduğum şu cümleler geldi. Lewis Carrol “Alice Harikalar Ülkesinde “ adlı kitabında şöyle bir kıssaya yer verir; ”Alice, ormanda tavşanla birlikte tazıdan kaçmaktadır. Alice ile tavşan tüm hızlarıyla koşarken yol birden ikiye ayrılır. Alice durur ve tavşana nereye gideceğini sorar. Tavşan “Bu senin kararın” der. Alice hangi yoldan gideceğini bilememektedir. Tavşan durur ve şöyle der; “Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin bir önemi yoktur.“

Hayatımın en önemli unsuru “insan “ olduğu için çevremdeki insanlarla ilgili küçük küçük notlar alırım. Çünkü onları yorumlayabilmek için bilgiye ihtiyacım var. Ne zaman yüzümü bir insana dönsem, anlamlandıramadığım davranış yumağı ile karşılaşıyorum. Onların pin kodunu bulup, çözmek için ise onları kendilerinden bile daha iyi tanımak zorunda kalıyorum. Zamanımın belli bir kısmını ise bu davranışları yorumlamak için kutsal köşemde geçiyorum.
Bu konunun dikkatimi çekmesi ise izlediğim bir video ile oldu. Videoda Eflatun’a bir grup şöyle bir soru yöneltirler:
-“İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nelerdir?” demişler.

Eflatun ise bu soruyu şöyle cevaplar:
-Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, sonra da yitirdikleri sağlıklarını geri almak için para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Bunun sonucu olarak bugünü de yarını da ziyan ederler. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.

Sizce hala insan ne istediğini biliyor mu?

Alışveriş mağazalarında arada gezen ve etrafa boş boş bakan insancıklar vardır. Ya da bir bankın tepesinde dakikalarca ne istediğini bile bilmeden amaçsızca bekleyenler. Hatta karşıdan karşıya geçerken altıncı duyusundan (telefon) ayrılamayan, sağa mı yoksa sola mı bakayım derken aracın altında kalmaktan kıl payı kurtulanlar. Dizilerde bir bölümde fakir olan genç için üzülen, diğer bölümde zengin olduğu için sevdiği kıza kavuşan genç için sevinecek kadar hayalperest. Sanalla gerçeği ayırt edemeyen zavallılar… Bunlar ne istediğini bilen insan davranışları mı? Kararsız oldukları kadar acizler de. Karmaşık bir ruh hali ile günü kurtarma telaşındalar. Söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmaz. Oradan oraya bir yaprak misali savrulurlar. Mutsuzluğun vücut bulmuş hali olan bu kişiler, kum gibidirler. Rüzgar nerden eserse o yönden şekillenirler. Yapacağı seçimlerinde sürekli başkalarının onayını ararlar. Bu durumdaki insancıklar için bakın Mevlana ne demiş ”Bir insan bilmiyorsa ne istediğini ,hem seni ziyan eder hem kendini’’ Ne istediğini bilmeyen insancıklar neye sahip olduklarının ve nerede olduklarının farkında olmayanlardır.

Yine bu durumla ilgili çok güzel bir hikaye vardır. Söylenen odur ki:
“Bir kadın kendisine yeni bir ayakkabı almak için ayakkabı mağazasına girer. Satıcı kadının istediği tüm ayakkabıları getirip gösterir. Kadın neredeyse mağazada bulunan tüm ayakkabıları denemiş ama istediğini bulamamıştır. Görevli kadının ne istediğini bilmez halinden sıkılmaya başlasa da bir çift daha getirir. Kadın bir anda;
-“Evet işte bu, bunu beğendim hem de ayağıma çok iyi oturdu.’’ der. Buna karşılık satıcı
-“Ama onlar satılık değil hanımefendi” der. Kadın bu kez biraz şaşkın ve biraz sinirli bir şekilde ,
-“Neden ama ?” diye sorunca görevli kadının zihninde iz bırakacak cevabı söyleyiverir
– “Çünkü bu ayakkabılar zaten sizin efendim.’’ der.

Düşündüğümde benim de ne istediğimi bilmediğim bir dönem oldu hayatımda. Mesleğimin(Öğretmenlik)başlarında, insanlara olan güvenimin ilk değil ama en hassas yerinden kırıldığı bir dönemdi. Yeni bir şeyler yapmak için çok çalıştığım ama çevremce hep eleştirildiğim ve anlam veremediğim anlardı. Sürekli ‘ben nerede hata yapıyorum acaba’ diye beynimi soru yağmuruna tutuyordum. Sonra bir gün bunun peşinden koşmayı bırakmaya ve kendimi sükut içinde anlamaya karar verdim.

Her gün kendi kutsal köşemde durup düşünerek ödüllendirdim. Çünkü ben buna değerdim. Mesleğimde üçüncü yılımdaydım o zamanlar ve okuldan her döndüğümde, kendime zaman ayırmaya başladım. Kendimle baş başa zamanlar yarattım, çay keyfi yaptım, kitabımı okudum, o sürede karşıma bir ayna koydum ve kendimle ilgili neler bilmek istiyorsam onu sordum. Verdiğim cevaplara bazen ben bile şaşırıyor, kahkahalarla gülüyordum. Her gün sadece kendime ve keyfime odaklandım, başka hiçbir şey düşünmeden. Kendimle zaman geçirmekten çok keyif alıyordum ve oldum olası çok iyi soru sorardım. Felsefeyi sevmenin nimetleri tabi bunlar…

Can Yücel/ Fark Etmeli İnsan ile kısa bir mola? ?

Velhasılıkelam, ne istediğinizi bilen kişi olarak yola çıktığınızda evrendeki canlı-cansız tüm sistem size yol vermek için kenara çekilir. İdealleri ve arzuları olan insanlar hayallerini hem kendileri hem de toplum yararına yavaş yavaş inşa etmeye ve yeşertmeye başlamış demektir. İnsan olmak ve insan kalabilmek için ne istediğini bilmek yaşamın altın oran noktasıdır. Çünkü ne istediğini bilmeyen, karşısına çıkan her durumda boyun eğen ya da
hiçbir şeyde kararlı olmayan, bir dalda durmayan, bir işi sonuna kadar götüremeyen, aşkta bağlılığı bulunmayan biri gibi davranan insana dönüşür. Bu kişinin hayatı ise,” vahşi doğada yaşayan ve belgesellere konu olan temel yaşam mücadelesinden öteye geçemez. Onların hayata dair heyecanları da hep sönüktür. Bunların halleri yelkeni açmadan denize çıkanlar gibidir. Onlar için her rüzgâr gelip geçici bir yel hükmündedir. Bu nedenle her rüzgarla savrulan ot değil, rüzgarla kucaklaşan çınar olmak için ne istediğini bilmek şarttır.”

“İnsan ile insan arasında fark vardır. Bir demirden hem nal hem de kılıç yaparlar.”Nizami Gencevi

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.