Okullarda kazanım ve öğretim odaklı felsefe çalışmalarının değerler eğitimi açısından önemi

felsefe dersi

Okullarda uygulanması gerekli olan felsefe çalışmalarının kazanımını bir metafor ile anlatmam gerekirse, bu “Bumerangı fırlatmak” biçiminde olurdu. Bumerang, şeklinden ve atış biçiminden dolayı havada dairesel hareketler çizer ve bir yörünge takip ederek başlangıç noktasına geri döner.

Peki felsefe kazanımlarının, bumerang ile bağlantısı nedir? Çocuklar, felsefe etkinliğine başlamadan önce konuya dair net veya net olmayan bazı fikirlere sahiptir. Şimdi, kendimizi bir etkinlik içerisinde ve sahip olunan fikirlerin evrensel ahlak yasalarından erdem çerçevesinde baktığımızda olumsuz olduğunu ve etkinlik boyunca eğitmenin her koşulda tarafsız ve yönlendirici olmadığını da varsayalım. Felsefe çalışması başladığında tüm öğrencilerin fikirlerini bir bumerang gibi savurduğunu hayal edelim. Bumerang, bazı öğrencilere değişmiş biçimde gelecek, bazılarına hiç gelmeyecek ya da olduğu gibi gelecek. Eğer bumerang değişmiş biçimde geliyorsa, çocuk o konudaki fikrini değiştirmiştir, doğru yönelim gerçekleşmiştir, geri dönmüyorsa, sahip olduğu fikirlerin hatalarını fark etmiş, yeni bumerangını inşa etmektedir, eğer ki ve en önemlisi bumerang olduğu gibi dönüyorsa uygulama sonuçsuz ve işlevsiz kalmış olacaktır. (Bu metafor, felsefe çalışmasının konusunun olumsuz kavram üzerinden değerlendirilmesi neticesinde oluşturulmuştur.)

Çağımızın çocuklarında hedonizm temelli davranışların artışı, ebeveynler ve eğitimciler olarak dikkatimizi çekmektedir. Çocukların benmerkezci yaklaşımdan uzaklaştırılması ve etik değer bilincinin acil olarak okullar tarafından sisteme alınması gerektiği akademik başarı hedeflerinin önüne geçmez ise gelecek nesil manevi anlamda kayıplar ile büyüyecektir. Erken çocukluk, anaokulu ve ilkokul eğitim yöneticileri başta olmak üzere, okul idarecilerinin evrensel insan hakları beyannamesini temel alan yaklaşımlar ile ders müfredatlarına yeni bir boyut kazandırmalarının gerekliliği artık kaçınılmaz olmuştur.

Okul öncesi eğitim kurumlarında ve ilkokullarda öğrenciler, öğretmenlerine saygılı, ödevlerinde sorumluluk sahibi, arkadaşları arasında hoşgörülü ve empatik tutum sergilerken, ortaokul döneminde hazcı tutum sergilemesinin, öfke dolu olmasının, aile, arkadaş ve okul üçgeninde sorumluluklarının ve etik değerlerinin yavaş yavaş silikleşmeye başlamasının sebebini yalnızca “ergenlik” sürecinde mi aramalıyız?

İstisnai durumları göz ardı ederek söylemeliyim ki, “etik değer çöküşleri” sistematik olarak yaşanmaktadır. Bu yüzdendir ki, değerler eğitimi son 10 yıldır okullarımızda uygulanmaya başlandı. Fakat, program çerçevesi ve işleyişi okullarda değişiklik göstermektedir. Bu da istenilen sonuçlarla, mevcut durum arasındaki mesafeyi açmıştır.

Etik bilincin çıkış noktası olan felsefe, eğitimin ilk kademelerinde müfredata harmanlanmış biçimde kazanım ve öğretim odaklı, öğretmen, öğrenciye evrensel ahlak yasaları doğrultusunda yönlendirici ve yol gösterici şekilde eklenmelidir. Bu öğretim biçimi hepimizin bildiği Sokrates’ten gelmektedir. Sınıf içerisinde gerçekleşecek olan felsefe çalışmaları için kazanımlar, hedefler ve müşavirlik hizmetleri eğitim döneminin başında belirlenmelidir. Program belirlenirken göz önüne alınması gereken hususlar şunlardır;

I. Öğrencinin bilgi ve yeterlilik düzeyinin tespiti,

II. Öğrencinin derse, psikolojik hazır bulunuşluluğu ve ön bilgisinin ölçülmesi,

III. Öğrencinin ihtiyacının saptanması,

IV. Doğudan batıya evrensel dil oluşturulması,

V. Hiçbir kavramın toplumun ve evrensel ahlak ilkeleri ile çelişmemesine dikkat edilmesi,

VI. Öğrenciyi doğru ilkelere yönlendirici tavır sergilenmesi,

VII. Sistematik, yürütülebilir ve esnek yapıda olması,

VIII. Felsefe çalışma sürecinde ders işleyişinin, kazanımlarının ve sürecin kontrol edilebilir olması,

IX. Farklı dersler ve özellikle rehberlik birimi ile gerekli durumlarda iş birliği yapılabilir olması.

Felsefe çalışması yapacak olan öğretmenin, hümanistik yaklaşımı benimsemesi, evrensel, kültürel ahlak ilkelerine hakim olması, üzerinde çalışacağı kavramı objektif bakış açısıyla değerlendirebilmesi, ders esnasında öne sürülen evrensel ahlaka aykırı bir fikri, doğruya ve kabul edilebilir olana evrilebilecek bir yönlendirme yaklaşımında bulunurken, mentor rolünde olmalı, elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra tercih hakkına müdahale etmemelidir. Etkinlik sırasında saygısızlığa ve sevgisizliğe yönelik hazcı yaklaşımda bulunan bir öğrenci için öğretmen tetikte olmalı ve mevcut durum ile alakalı gerekli birimleri bilgilendirerek çoklu katılımı sağlamalıdır.

Pedagojik formasyon sahibi ve uygulamadan gelen bir öğretmen tarafından verilen felsefe ve değerler eğitimi, çocuklar üzerindeki evrensel kazanımların içselleştirilmesini kolaylaştıracaktır.

İçinde öğretme aşkı olan bir öğretmen için tek gerekli olan, bilgiye aç çocuklardır. Öğretmenin en büyük erdemi, öğrettiklerinin kazanımlarını çocuklarda görmesidir. Ve bu bir adanmışlıktır. Bu adanmışlık; Standardize edilmiş, köreltilmiş ve tek tipleştirilmeye çalışılan onlarca gencin yok olan değerlerine sahip çıkma, yüceltme ve kültürel mirasımızdan bizlere kalan sevgi, hoşgörü temelli yaklaşımları canlandırmak olmalıdır. Batıdan doğuya, inanç ile çıkılmış bir harekettir bu.

Çocuklarda erdem sahibi olmak, evrensel ahlak yasası bilincini oluşturmak, olanı yeşertmek istiyorsak, kalplerine iyiliği, doğa ve insan sevgisini, empatiyi yerleştirmeli, eylemlerinde insanlığa faydalı olan için çabalamayı sevgi temelinde öğretmeliyiz.

Aristotales’in erdemleri konu alan Nikhomakhos’a Etik’te belirttiği gibi, “Aşırılık ve eksiklik kötülüğe, orta olma (altın orta) erdeme özgüdür” sözüyle ölçülü olmaya, iyi olmanın erdem ile ilişkisine değinmiştir. Mevlana’nın, “Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebileceğin kadar yersin, denize testiyi daldırsan alabileceğin kadar su alırsın, gerisi kalır” sözüyle aynı dili kullanarak evrensel bir ölçüye dikkat çekmiştir. Ünlü Hint bilginlerinden Buddha, “Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen” derken, Alman Filozof Immanuel Kant, “Öyle davran ki, davranışın belirleyicisi olan maximin (eylemin adındaki niyet), tüm insanlar için geçerli evrensel bir yasa olsun” diyerek yine sevgiye dikkat çekmişlerdir.

Hangi inanca, hangi dünya bakış açısına sahip olunursa olunsun her birimizin birleşeceği bir nokta vardır. Bu da “Sevgi ve iyi olma, iyiye yönelme” halidir.

Ve Sokrates der ki; “Son soluğuma değin, elimden geldiğince felsefe öğretmekten geri durmayacağım. İster dinleyin ister dinlemeyin ister salıverin ister salıvermeyin. Bin kez de ölmem gerekse yine yolumdan dönmeyeceğim.” ve cezaların içinden kendisi için ölümü seçer, çünkü diğerleri, onun erdem ve doğruluk üzerinde tartışmasına mani olacaktır. Onu sevenler onu kaçırmak istese de para ile serbest kalma imkanı sunsalar da kabul etmeyen Sokrates, son sözünde, oğulları için Atinalılardan onları korumalarını, kötü davranışlarda bulunmaları halinde adaletli davranarak cezalandırılmalarını ister.

Ölüm anında bile insanların doğruluğundan dürüstlüğünden taviz vermeyen, inandığı ve savunduğu değerler uğruna bir an olsun pişman olmayan bir kişi olarak, tarih boyunca ardında kalanları doğruluğa, adalete yönlendirenlerden olarak günümüze kadar gelmiştir.

Biz öğretmenler olarak, bahsettiğim dava için yönlendirici olmamız, tarihten öğrenmemiz gereken en önemli derslerden biri değil midir sizce?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin