Öğrenilmiş Çaresizlik

Akvaryumun bir tarafına barakuda cinsi bir köpekbalığı, diğer tarafına da barakudaya kurban edilmek üzere küçük balıklar yerleştiriliyor.

Köpekbalığı aç. Ancak yemeğine kavuşmak için yaptığı her hamlede, cam duvara tosluyor ve geri dönüyor. Bir deniyor, iki deniyor, üç deniyor. Her seferinde sonuç aynı. En sonunda çabasının boş olduğuna karar vermiş olmalı ki, diğer tarafa hamle yapmaktan vazgeçiyor.

Araştırmacılar bir sonraki adımda ne olacağını görmek için aradaki cam duvarı kaldırıyorlar. Artık köpekbalığı ile küçük balıklar arasında hiçbir engel yok.

Sizce köpekbalığı ne yapıyor? Diğer tarafa geçiyor mu geçmiyor mu?

Köpekbalığı, cam duvar kalktıktan sonra diğer taraftaki balıklara ulaşmak için en ufak bir hamlede bulunmuyor. Kendi kendine, kendisine ayrılan bölümde aç bilaç dönüp duruyor. Arada hiçbir engel kalmamış olsa da, köpekbalığının “nasılsa diğer tarafa geçemem” düşüncesi ona engel oluyor.
Bu duruma psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” deniliyor. Bu kavramı ilk olarak, köpeklerle yaptığı araştırmalar sonucunda, psikolog Martin Seligman ortaya atmış.

Hayvan araştırmalarıyla ortaya çıkan kavram, özellikle öğrenme açısından çok önemli ipuçları veriyor.
Okulda ve hayatta önünüze çıkan engellerle ilgili nasıl bir tutum takınacağınız konusunda iki seçeneğiniz var: “Ne yapsam boş” ya da “çalışırsam yapabilirim” tutumu.

Seligman bir çocuğun hayata karşı bu iki stilden hangisini geliştirdiğinin çocukluk döneminde şekillendiğini söylüyor. Aşağı yukarı üçüncü sınıfa gelindiğinde, çocuk dünyaya karşı iyimser ya da kötümser bir bakış açısı geliştirmiş oluyor. Bu bakış açısı, temelini annenin (ya da çocuğun yetişmesindeki ana figür kimse onun) stilinden alıyor ve anne babanın, öğretmenlerin ve çevredeki diğer yetişkinlerin eleştirileriyle şekilleniyor.

Bu görüşü doğrulayan bir araştırmada, üçüncü sınıfa giden çocuklar, anneleriyle birlikte teste alınıyor. Çocuklara ve annelerine çözümü olan ve çözümü olmayan problemler veriliyor. Yapabilirim tutumunda olan çocukların annelerinin de çözümsüz problemler sırasında probleme odaklanarak çalışmaya devam ettiği ve duygusal açıdan olumlu bir tutum sergilediği görülüyor. Diğer taraftan öğrenilmiş çaresizlik davranışı gösteren çocukların anneleri de çocukları gibi olumsuz bir duygu durumu içinde, çaresizlik tepkisi veriyorlar. Birinci gruptaki anneler, öğrenme hedefine odaklı: Problemde cama toslayınca, “Bakalım burada daha farklı bir yol izleyebilir miyiz?” tarzı bir yol izliyorlar. İkinci gruptaki anneler ise test performansına odaklılar.

Öğretmenin tutumuyla ilgili bir örnek olarak, aklıma lisedeki bir fizik dersimiz geliyor. Öğretmen sınav sonuçlarını açıklarken birkaç arkadaşımızın ismini okumuş ve ayağa kalkmalarını söylemişti. Dört beş kişi ayağa kalktı. Öğretmen, “İşte bunlar sınavdan düşük not alanlar. Sınıfın yüz karaları” dedi. Başka birşey demeden yerlerine oturttu. İstanbul’un en iyi Anadolu Liseleri’nden birinden söz ediyoruz.
O gün tahtaya kaldırılanlardan biri yakın arkadaşımdı. Benim bile başımdan aşağı kaynar sular dökülmüşken onun o sırada nasıl kötü hissediyor olabileceğini tahmin edebiliyordum. Sonrasında hüngür hüngür ağlamış, ne dersek diyelim kendine gelememişti. Zaten Doğu’dan yeni gelmiş, okula adapte olmaya çalışan, çok hassas bir kızdı. O günden sonra daha da kabuğuna çekildi ve o dönem fizikten sınıfta kaldı.

Buna benzer birçok örnekte, anne baba, öğretmen ve çevre, “Sen yüz karasısın”, “Bizimkinin matematiğe kafası basmıyor”, “Gerizekalı mısın, niye yapamıyorsun”a kadar çeşitli şiddet derecelerinde, çocuklara “ümitsiz vakasın” mesajını veriyor. Çocuk, “çalışırsam yapabilirim” yerine, “aptalım”, “bunu kafam almıyor”, “ne yapsam boş”, “bu bana göre çok zor”, “bu beni aşıyor”, “benim yeteneğim yok” gibi olumsuz ” düşüncelerin kıskacında, okula ve öğrenmeye karşı motivasyonunu, özgüvenini, çabalama isteğini yitiriyor.

O yüzden, henüz akvaryumun içinde cam duvar yokken, çocuğunuzun güvenle ve umutla gezinebilmesi için ona “yapabilirsin” zihniyetini kazandırmak gerek. Başarısızlığın kendisindeki bir eksiklikten değil, belki öğrenme hızı ya da stilindeki bir farklılıktan, belki yeterince çaba göstermemekten, belki alternatif stratejileri denememiş olmaktan, belki kendisiyle ilgili algısının öğrenmesinin önüne geçmiş olmasından, belki öğrenmenin kendisine ne gibi bir fayda sağlayacağını görememesinden, belki konunun kendisini ilgilendirecek ve motive edecek biçimde işlenmiyor olmasından kaynaklanıyor olabileceğini görmek ve göstermek gerek…

Cam duvar bir şekilde örüldüyse de, “nasılsa örüldü, artık çok geç” demek yerine, o duvarı kaldırması için elinden tutmak, kendi duygularının ve düşüncelerinin farkına varmasına çalışmak ve değiştirmesi için ona yardımcı olmak, diğer bir deyişle, çocuğun iç diyaloğunu olumsuzdan olumluya doğru değiştirmeye çalışmak gerek…

Yoksa hayatı boyunca, hangi durumda olursa olsun, cama toslaya toslaya, çaresizlik duygusuyla olduğu yerde dönüp durabilir…

Çocuklara çaresizliği değil, mücadeleyi öğretelim.

O yüzden önce kendimiz, çaresizlik duygusuyla pes etmeden, mücadeleye devam edelim.

Dr. Bahar Eriş