Nesnelerin İnsanı

“Doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil.” Paulo Coelho

Gözlemliyorum, Albayım!
Bazan sadece durup, bir nefes alıp öyle bakıyorum, yaşadığım gezegene…  Sonra ülkem için kaygılanılıyorum, insanım için kaygılanıyorum, bir dünya vatandaşı olarak dünyam için kaygılanıyorum. İnsan şemsiyesi altında gölgelenen, değerleri ve bakış açısının farkında olan kim kaygılanmaz ki?

Şairin dediği gibi; “yağmursan ıslanma, ateşsen yanma, sendeki ben…”İnsansan gel de kaygılanma diye devam ediyorum ben de hayat şiirime…

Farkındayım, Albayım!
Toplum üyeleri olarak orantısız duygu emisyonuna maruz kalmış, değerleri yanlış sosyal öğretilerden ibaret zanneden, bir insan şemsiyesi altındayız. Yıllarca kar yağışı gibi yavaş ve tutarlı empoze edilen negatif duyguların biz bireyler üzerinde işlevsel olmaması da düşünülemezdi zaten…

Dur, hemen yargılama Albayım!
Toplum olarak alametifarikamız belli, bereket ehliyiz. Kırıp dökerken bile bin parçaya ayırmaktan zevk alıyoruz. Beyim pazardan eve ne getirirse, ondan parmak ısırtan yemekler yaparım, bakış açısı…

Şimdi, bana yine diyeceksin Albayım!
-“Bu konularda fazla romantik davranıyorsun insan neticede, malzemesi bu kadar un ve şekerden helva yapılır.”

Eyvallah, yine haklısın be Albayım!
İnsan yanım acıyor sadece ve acı da bana idrak getiriyor, kayıtsız kalamıyorum. Aklımın çalışma saatlerini de donduramıyorum. Her karşılaştığım insanda farklı bir joker fark ediyorum, benzer hataları görüyorum. Sihirli bir gücüm olsa mesela, insanlara bakış aşısı yapabilsem, kendini benim gözümden görmesini sağlayabilsem, belkide zihninin sıfır noktasına ulaşacağım.

Duyuyor musun? Albayım!
Neyse ki yalnız değiliz. Dinle! Şarkı bize ne söylüyor.
“Arıyorum cebimde masalımın mutlu sonunu, duyuyorum içimde yüzü düşmüş umudumu, derdim büyük ama başımda dik ve kesiklerin hepsi kuruyor, acıtır ve ilacını da verir, zamanım ezelden böyle akıyor…”

Depresyonda değilim Albayım! Bu empati provası…
Günümüz modası böyle. Anlaşılmadığını düşünen insanlar bu yöntemi kullanıyor. Önce bir deniyorlar, sonra beğeniyorlar, baktı dikkat çekiyor o zamanda uygulamaya karar veriyorlar.

“Nasıl, depresyonda gibi yapıyorlar” diye mi soruyorsun Albayım?

Nesnelerin insanları diyorum, onlara ben. Misyonları tüketmek, Harry Potter’daki ruh emiciler gibiler. Tabi ben de uslu durmuyorum, kendimce baş etme yöntemlerim var. Hayat felsefem bu eğitmeye gelmişim:) Bir kaçından bahsedeyim;

*Araba markası, telefon markası, kol saati, katı, yatı, atı, zengin kocası ile var olmaya çalışarak, (beni tanırsın, Albayım! Başında bir olmayan, sıfırlara önem vermem, çünkü o sıfırların sahibi, kendi değersizliğin de boğulur, farkında da değildir (1 > 00000000 ). Bol sıfırlı ama anlam ifade etmiyor, ne yaparsın? )

*Mizah adı altında kendine küfür ettirmek için programlara katılan tayfa var bir de (İşte bunu hiç anlamıyorum Albayım! Dışarıda olsa “bana küfür etti” diye cinayet işleme potansiyeli olanlar, programda “Komedyen” format bu diyerek ebeye, dedeye bol proteinli küfürler savuruyor, kahkahalar eşliğinde, üste para alıyor. Tabi kimin, neye ve kime güldüğü önemli, sen de haklısın Albayım…).

* Kendi yaşantısında gizli özne olmayı bile beceremezken, diğer insanlarla ilgili ahkam kesen zatı şahaneler (elini taşın altına koymaya çalışanlara “yargı dağıtıyor, duyar kasıyor “ demek moda olan cümleleri arasındadır. Bunu da not düşelim Albayım),

*İkircikli davranışlarıyla, iticilikte marka olanlar ( tam klinik vaka, dokunmadan uzaklaşıyorum Albayım),

*Okumayıp, okuyana “reklam yapıyor o da asosyal cınımm” diyenlere (bir anne terliği tavsiye ediyorum),

* Çalışmayıp, çalışana “bunun gibi amelede kalmadı” diyenlere ( halı muamelesi yapıp, hafif tozunu alıp, bırakıyorum Albayım),

*Düşünmeyip, düşünene” bunun da her konuda bir bilgisi var” dediğinde (sen geceler boyu televizyon karşısında, mabadını sağdan sola çeviremezken, benim derdimin senin küçük beyninin alamayacağı kadar kıymetli olduğunu bilmeni beklemiyorum zaten diyerek, Franz Kafka’ya selam gönderiyorum).

İşte Albayım!
Kutsal çatlaktan mutsuzluk, kin ve nefret topluma böyle sızıyor. Onun yerine sevgi, şefkat, hoşgörü de sızabilir ama küçük bir menfaat ve ağızın amacı dışında kullanılması meselesi…

Sonra bir bakıyorsun; etrafında olmayan aşkın ızdırabını çeken,  sadık olmadan sadakat arayan, dürüst olmadan karşı taraftan dürüstlük bekleyen, emek vermeden emek bekleyen siyah enerjiler kaybolmuş. Misss gibi Ruh temizliği… Dört mevsim bahar…

Neyse ki Albayım!
Yaşadığım toplumu her şeyi ile kabul ediyorum. Her ne yaşadıysak bizim seçimimizdi ve bizi olgunlaştırdı, büyüttü…

Lakin bir şey beceremiyorsan, “gölge etme de işimize bakalım” demekten de kendini alamıyor bazan “İNSAN.”

Slogan aynı. Dikkat edelim kalite düşmesin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin