Masumiyet Çağı

Masumiyet
Masumiyet Çağı

Söylentiler ve dedikodularla geçebilecek bir hayat mı? Yoksa, kulaklarımı her şeye tıkayıp hayatıma devam edebilirim diyecek kadar cesaretli bir dünya mı var? Kadınların da erkekler kadar özgür olmasının gerektiğine mi inanıyorsunuz? Ya da erkeklerin eşlerinin her söylediklerine katıldığı bir ülke mi hayal ediyordunuz? Masumiyet Çağı’nda her sorunun cevabını bulabilir ve yılı ne olursa olsun kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz.

Hiyerogliflere benzeyen bir dünyada yaşıyorlardı. Gerçekler asla söylenmiyor, yapılmıyor, hatta düşünülmüyordu bile. Yalnızca, birtakım zalim işaretlerle temsil ediliyordu.

Çok bilindik bir ailenin evine yemeğe davet edilmek ününü kurtarmak anlamına gelebilirdi. Korunduğunu göstermek ve tüm New York’a kanıtlamak.. Daha da önemlisi bakışların anlamı değişebilirdi içindeki düşünceler değişmese bile. Kontes ise bu kuralların hiçbirine uymak istemiyor sadece yönlendirmelere maruz kalıyordu çünkü New York’ta bir hanımın bir beyefendinin yanından ayrılarak başka bir beyefendinin yanına gitmesi pek alışık olunan bir durum değildi. Tabii ki tüm gözler üstünde ve tüm dedikodular onun içindi.

İnsanların zayıf yönlerini keşfetmek belki de Kontes’i güçlendiriyor ya da bu yönler hakkında konuşarak kusurlarından kaçıyordu. New York’ta ise en çok ilgisini çeken şey insanların kendi geleneklerinden çok başkalarının geleneklerine bağlanmasıydı. Amerika bir başka ülkenin kopyası haline gelmiş gibiydi. Oysaki farklı olmalıydı, çok farklı…

Böyle düşünen biriyle tanıştıktan sonra eski hayatına nasıl dönebilirdin ki? Özellikle düşündüğünü bile söylemekten aciz olan insanlarla birlikteysen. Ya da tek açıklama farklılıkların insanları birbirine çektiğiydi. Bizim ülkemiz hangisi? Sorusuna ise yanıt bile veremeyen Kontes Olenska artık düşüncelerini anlatmaktan vazgeçmiş, açıklamaktan yorulmuştu. Düşünceler çok yaygın olsa da dile getirilişi çok azdır. Belki de ne kadar nadir olursa, etkinin sonucu da o kadar verimli olur.

Geleneklere uymak, ailenin aldığı kararlara sadık kalmak, Avrupa ile New York arasındaki farkı düşünmek, kanunlar ile gelenekler arasında kalmak… Tüm bunlar Kontes’in bilmediği bir dildi. Onun dilinde ise şu cümle vardı. “Özgürce sevebilmek için öncelikle vazgeçmeyi bilmek gerekiyor.”

Değişimi kabul ettiğimiz gün, tüm cesaretimizle savaşmaya hazır olduğumuz gün, önümüze çıkan tüm zorluklarla başa çıkabileceğimize inandığımız gün olacaktır. Edith Wharton’un Masumiyet Çağı adlı romanından uyarlanan senaryosu ile film bize farklı düşünen insanların nasıl bir araya geldiğini ve gerçekleriyle yüzleştiklerindeki hayal kırıklıklarını anlatmış ve bunları karakterlerin hayat hikâyeleri ile gözler önüne sermiştir.

İyi seyirler

Şeyda Bilgin 1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Karabük Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. 2012 yılında öğrenci değişim programı (Erasmus) ile Polonya'da eğitim aldı. Amerikan Edebiyatı ve Rus Edebiyatıyla ilgileniyor. En sevdiği yazarlar ise James Joyce ve Fyodor Dostoyevsky. Medya ve İletişim bölümü öğrencisi olup; TED Karabük Kolejinde İngilizce öğretmeni olarak görev almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin