Lick’ in Hayali: İş birlikçi Makine

blog yazarı
Betül AKYALÇIN

Dijital çağda yenilik yaratan kişilerin biyografilerine baktığımızda genellikle bireysel çalışan, yalnızlıktan hoşlanan, bilgisayarı ile insanlardan daha çok ilişki kurmuş karakterlere çokça  rastlarız. Yine ağ dünyasını konu alan filmlerde “hacker” ların sistem karşıtlığı, dahi beyinler ya da aktivist karakterler fazlaca vurgulanır. İnternet kabaca bilgisayar ağlarının birbirine bağlandığı bir iletişim ağı olarak tanımlandığında bu oluşumun gerisinde başrol oynayan kişi, az önce saydığım klasik karakterlerden biri midir?

Günümüzde insan-makine etkileşiminde insanı devredışı bırakan korku senaryoları tartışılırken, yıllar öncesinden insanın hayal gücü ve yaratıcılığı ile makinenin gücünü bir arada düşlemiş birinden söz etmek istiyorum. Bu kişi psikoakustik (sesleri nasıl algıladığımızla ilgili çalışmalar) üzerine doktorasını yapıp, çalıştığı elektrik mühendisliği ana bölümü içinde bir psikoloji alt bölümü kurmuştur. Aynı zamanda psikoloji ve teknoloji arasındaki bu ilişki ile insanların makinelerle nasıl iletişim kurduğuna giderek daha fazla önem veren birisidir. Bu yazının öznesi olan Joseph Carl Robnett Licklider, internetin altında yatan en önemli iki kavramın öncüsü olmuştur: merkezi olmayan ağlar ve insan – makine etkileşimini kolaylaştıracak arayüzler.

Herkes tarafından kısaca “Lick” olarak bilinen Licklider, mizah anlayışı güçlü ve dostlarıyla vakit geçirmekten hoşlanan, evinde sık sık akşam yemeği davetleri veren ve iş birliğini her şey olarak gören birisidir. Peki etrafında sürekli bir grup insanın olması ve onlarla uzaktan da sürekli iş birliği yapma isteği, ağlarla çalışması ile ilgisiz olabilir mi?

Licklider yarısı psikolog, yarısı mühendislerden oluşan bir ekip kurarak insanların bilgisayarlarla sezgisel biçimde iletişimde olduğu arayüzler oluşturmayı hedefler. Hava savunma sistemi için kullanılması istenen bilgisayarlara çok daha geniş bir bakış açısı ile bakarak insanların kütüphaneler dolusu bilgiyi birbiriyle paylaştığı düşünce merkezleri düşleyen Licklider, 1960 da yayımlanan insan – bilgisayar ortak yaşamı adında makalenin de yazarıdır. Makalesinde yer alan,

“Umudumuz yakın gelecekte insan beyni ve bilgisayar arasında çok sıkı bir ortaklık kurulmasıdır. Sonuçta ortaya çıkan ortaklık, bugüne kadar hiçbir insanın daha önce düşünmediği gibi düşünecek, bugün bildiğimiz makinelerden çok daha farklı bir şekilde bilgiyi işleyecektir. ”

sözü Licklider’ ın felsefesinin insanın öğrenmesini taklit eden yapay zeka araştırmalarından daha farklı olduğunu açıkça ortaya koyar. O daha çok makinelerle insanların birbirini büyüteceği ve birlikte karar alabilecekleri bir hayal kurmuştur. O yıllarda Martin Luther King’ in “Bir Hayalim Var” diye başlayan konuşması gibi masum ve birleştirici bir duygu uyandırdı bende bu düşünce. Ve şaşılmayacak biçimde insanlığın rüyalarını unuttuğumuz gibi makinelerin dünyayı ele geçirmesi gibi kabuslar konuşuluyor günümüzde.

İlk oluşturulan internet ağı ARPANET’ in oluşumunda çalışan iki kişiden biri olan Bob Taylor, Lick’ in hem hayranı hem de sıkı bir dostudur. Licklider, Taylor’u sıklıkla sanat müzelerine götürüp ona saatlerce fırça darbelerini nasıl incelediğini gösterir. Taylor ise Lick’ i müzisyenlerle buluşturup Hank Williams şarkıları çalmayı öğretir. Kısacası çoğu mühendisin tersine Taylor ve Licklider insanlarla iyi ilişkiler kuran, müzik ve sanattan zevk alan, psikoloji okumuş kişiler. Lick genellikle daha nazik olması, başkaları ile çalışmayı ve arkadaş olmayı sevmesi ile ön plana çıkıyor. İnsan ilişkilerine duydukları bu ilgi ve sevgi onların insanlarla makineler arasında arayüzler tasarlayan kişiler olmasında sizce tesadüf ihtimali bırakıyor mu?

Peki Lick’ in vizyonu neden günümüz dünyası için önemli ? Geçenlerde tam da bu konuyla örtüşen bir Ted konuşması olan Shyam Sankar’ ın “insan – bilgisayar iş birliğinin yükselişi” konuşmasına rastladım. Videonun başında 1997 ve 2005 yıllarında oynanan iki satranç karşılaşmasından söz edilir. İlki satranç meraklılarının hatırlayacağı gibi Garry Kasparov’a karşı Deep Blue isimli makinenin zaferidir. Diğer karşılaşma ise insan ve makinenin rakip yerine ortak olarak yarıştığı bir serbest stil turnuvasıdır. Sonuçta süper bilgisayarlı bir şampiyon değil, üç adet görece zayıf bilgisayar kullanan iki Amerikalı amatör maçı kazanır. Onların bilgisayarları yönlendirmedeki ve belirli pozisyonları incelemedeki yetenekleri şampiyonların üstün satranç bilgisini ve diğer rakiplerin sayısal gücünü yok etmiştir. Nihayetinde ortalama insan ile ortalama makinelerin iş birliği, en iyi insan ve en iyi makineleri yener. Sankar teröristlerin yakalanmasından, Haiti depremi sonrası yardım ulaştırmaya, hastalıkları tedavi etmekten, organize suçlara kadar farklı örnekler sunarak gestaltçı bir yaklaşımla arayüzlerin toplumu etkileyen büyük sorunların çözümünde satranç örneğindeki gibi faydalı olabileceğini anlatır. Yani gelecek, bilgisayarla en iyi şekilde “iş birliği” yapanların olacaktır.

Bütün bu anlattıklarımın yaklaşık 50 yıl öncesinin vizyonundan bir kesit olduğunu hatırlayarak şimdiki dünyamızın bulunduğu yeri ise birlikte yorumlayalım. Siber güvenlik ile ilgili sorunları, bilgilerimizi izinsiz kullanan uygulamalar nedeniyle duyulan kaygıları, devletlerin otoriteleri için risk gördüğü kripto paralar dünyasını düşününce bir etkileşim ve iş birliği temelinden ne kadar uzaklaştığımız çok açık değil mi? Nasıl ki karakter, bakış ve yaşam tarzı bir noktada yaratılmış olan uygulamaların iyi bir tahmincisi olmuşsa, şu an gündemdeki konularımızı besleyen de dijital dünyaya yanlış bakış, karakter ve yaşamların ürünüdür. Teknolojinin zararlı görülmesi, internetin tehlikeli bulunması, geleceğin distopik kurguları aslında yola çıktığımız patikayı terk edip çimlerin üzerinden ezerek geçmekte ısrar edişimizden başka bir şey değil.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin