KARANTİNADA BİR ÖĞRETMEN, UZAKTAN EĞİTİM AMA YAKINDAN TAKİP…

– Bu virüs ciddi ciddi dünyaya yayılıyor.

– Bize gelmez canım.

– Ya gelirse?

– Zaten gelmiş diyorlar. Bizim bir tanıdığın tanıdığı doktor, onların hastanede varmış.

– Nasıl yani? Ay, ya bize de gelirse? Ne yaparız çoluk çocuk?

– Okullar da tatil olabilirmiş.

– Abartmayın o kadar da.

– Olsa olsa bahar tatilini birleştirirler, 2 hafta sonra okuldayız.

– Ya dönemezsek? Eyvah daha anlatmam gereken konular vardı.

– Benim öğrencilerin hepsi kitaplarını yanlarına aldılar.

– Öğretmen kitapları yanınızda mı? Bilgisayarlar?

Her şey çok hızlı başladı aslında. Öğretmenler odasında, servislerde, yemekhanede, nöbetlerde bir anda bu konuşmalar, sorular ve derken uğultular arasında daha ne olduğunu bile tam olarak anlamadan, panik olsak da öğrencilerimize belli etmeden, endişelerimizi öncelikle onlara yansıtmadan ama içimizde yanardağlar patlayarak öğrencilerimizi evlerine yolladık. 13 Mart’tan itibaren kendimizi evlerimizde karantinaya aldık ve belki de dünya olarak henüz hazır olmadığımız bir sürece girdik. Önce sadece kısa bir ara zannettik; derken uzadı, uzadı ve daha da uzadı. Ve şimdi artık uzaktan eğitimin son düzlüğüne girdik.

Peki biz öğretmenler olarak her evin bir okula dönüştüğü bu uzaktan eğitim sürecinde neler yaptık? Ekranların önünde öğrencilerimiz neler gördü? Arka planda neler oldu? Daha neler olabilirdi? 21 yıllık bir İngilizce öğretmeni olarak gözlemlerimi elimden geldiğince anlatmak isterim.

Öncelikle okullara ara verilmesi ile bizlere ilk haftanın aslında bahar tatili olduğu duyuruldu ve sonrasındaki hafta ne olacağı da son ana kadar belli değildi. Dolayısıyla biz her ihtimale karşı hazır olmalı ve planlamalarımızı yapmalıydık. Bu durumda biz öğretmenler o tatil denilen haftada aslında arka planda toplantılar yaptık, hangi yaş grubuna hangi platform uygun olur, hangisi çocuklar için daha kullanışlıdır, hangisi daha verimlidir tartıştık. Her zamanki gibi, öğrencilerimiz için en doğrusunu bulmaya çalıştık. Derken ders hazırlıkları geldi. Daha önce kameralar önünde hiç ders anlatmamış bizler, ekran başına geçmek için eğitimler aldık. Ne de olsa her sabah zil çalmasa da saat 8’de ders başlayacaktı. Ders planları hazırlandı, dünyanın farklı yerlerinde meslektaşlarımızın neler yaptıkları öğrenildi, örnekler incelendi, denemeler yapıldı ve her şey tamam dediğimizde heyecan doruklarda ilk dersi beklemeye başladık. 23 Mart, 2020 Pazartesi günü tüm Türkiye’de, uzaktan eğitim sürecinin ilk ders zili çaldı. Artık tatil değil, eğitim dedik. 3-2-1 Sahne! Sahne bizimdi. Çevrimiçi dersler başladı. Başladı ama gelin onu bir de bize sorun. O ilk günler, ah o ilk günler… İnternet kesildi, dersten koptuk, sistemden düştük, çocuklar bağlanamadı, kameralar açılmadı, mikrofonların sesi çıkmadı. Kör sağır ekran başında biz çocukları bekledik, çocuklar da bizi bekledi. Sonra anlatmaya çalıştık aslında tüm dünyada aynı durumun olduğunu, ilklerin hep sancılı olduğunu. Önce kuralları öğrettik. Adı uzaktan eğitim ama yakından takip istiyor. Bu durumda da sınıfta ne yapıyorsak, ona en yakınını yapmalıydık ki öğrenciler bocalamasın. Küçük çocukların rutinlere ihtiyacı var dedik, oluşturduk, öğrettik. 20.yüzyılda doğan bizler, 21.yüzyılda doğan çocuklara, interneti, çevrimiçi dersleri ve kurallarını öğrettik. Bazen de onlar bize öğrettiler çünkü onlar dijital çağın çocukları, yeri geldi onların bizden çok bildiğini fark ettik. Öğrenme hayat boyu sürer dedik ve biz de onlardan öğrendik. Bu süreçten hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin çok büyük kazanımlarla çıkacaklarına inanıyorum. Her şeyden önce, farkındalıkları arttı, kendi işlerini kendileri halletmeye başladılar, organizasyon becerileri gelişti. Düşünsenize, bu çocuklarla birlikte kaç milyar yıllık dünya tarihinde, COVID-19 isimli bir virüsün tüm dünyaya yayıldığı, hayatın yavaşladığı ve neredeyse koca dünyanın evlerinde karantinaya girdiği yaklaşık 3 aylık bir zaman ve bizim hayatlarımız bu zamana denk geldik. Bir bakıma öğretmeninden, öğrencisine, öğrencisinden velisine, hepimiz fedakarlıklar yapan birer kahramandık. Her şeyden önce anılar biriktirdik. Neler oldu neler? Dersi anlattık anlattık, mikrofon kapalıymış. Çocuklar ekrana bakın dedik, meğerse yansıtmamışız. Pijamayla derse gelen öğrenciler, ders sırasında gizli gizli çikolata yemeye çalışanlar, internet kesildi numarası yaparken mikrofonu açık unutanlar, ekrana boyu yetmediği ya da okuma yazma bilmediği için derse anne babasının kucağında katılan minnoşlar… Her eve misafir olduk. Dersimizde sadece çocukları görmeye alışıkken, kameraya kafasını uzatan, ya da fark ettirmeden yandan dersi dinleyen, çocukların kulağına yanıtı söyleyen büyükler… Derken hep birlikte alıştık çevrimiçi derslere. Alıştık ama bu kez de çocuklar sıkılmasın diye sürekli farklı etkinlikler bulup, onları ekran başında enerjik tutma çabaları başladı. Veli toplantılarında velilerimize “Ekran zamanını kısıtlayalım.” diyen bizler, “Çocuklar tüm gün ders yapsın, ekran başından kalkmasın.” dedik ve kendimizle çeliştik. Sonra bir veli yazdı, “Hocam dersler çok uzun!”, daha sonra diğeri yazdı, “Hocam bu kadar kısa ders olur mu?”, bir diğeri “Seneye hazır olacak mı bu çocuklar? Müfredat yetişecek mi?” dedi. Birkaç veliden de şunu duyduk, “Biz okulumuza da öğretmenlerimize de güveniyoruz.” İşte o veliler bize tam zamanında moral oldu. Sonra, Ziya Öğretmen dedi ki, “Sevgili öğretmenler! Fikirler, düşünceler, iyilikler, iyi niyetler yürümez, onlar uçar. Açın siz camları, onlar yolunu bulur. Unutmayın pencerelerde sizi bekleyen öğrencileriniz var.” Yorulduğumuz yerde bir de bu moral oldu. Biz öğrencilerimiz için bilgisayarların başındaydık ve onlarla birlikte bir yola çıkmıştık; küçük adımlarla, büyük etkiler yaratmalıydık. Her zaman anlatmaya çalıştığımız gibi müfredat kağıt üzerinde yazılı bir belge. Bizim yaptığımız ise çocukları bir noktadan alıp daha ileride başka bir noktaya götürmek. İşte, o noktaya giderken, yolda çocuklar düşmesin, üzülmesin isteriz hep. Ağlayan, içten içe canı yanan varsa, gittiği yerde mutlu olmayacak, kendini oraya vermeyecektir biliriz. O yüzden dedik ki, “Biz çocuklarımızı aldık, ileriye gidiyoruz, ama her şeyin başı sağlık.” Bırakın bu sene daha başka türlü öğrensinler İngilizce’yi, matematiği, feni. Biz seneye yine varız, onları bıraktığımız yerde karşılar yine daha ileriye götürürüz. Biliyorduk ki öğrenciler için zor bir süreç, evlerine kapandılar, oturup ekrana bakmak zorunda kaldılar, arkadaşlarından ayrıldılar, oyunları kısıtlandı. Zordu çocuklar için hem tam olarak anlamadıklarından; hem de koşullarından… Yeter ki, sağlık olsun dedik.

Veliler için de kolay geçmedi bu dönem. Pek çoğu evden çalıştı tıpkı biz öğretmenler gibi. Evde toplantılar, bir yandan çocuk takip edilecek, bir yandan evin işleri, bir yandan ödevler… Hem desteğe ihtiyaçları vardı; hem de destek olmaya… Onlar da sağlık olsun dediler…

Tüm bunlar dışında benim bir de ailem var, her öğretmen gibi. Önce evde sabah 8’den akşam 4’e kadar göremediğim, hatta bazen 7-8’lere kadar göremediğim LGS’ye hazırlanan ve çevrimiçi derslere katılan kocaman bir oğlum var. Sayılıdır yanına gidip destek olabildiğim çünkü o bir öğretmen çocuğu olarak annesinin öğrencilerinden sonra geldi maalesef. Bir de 2 yaşında oğlum var, odaya girip de canlı ders sırasında bağırmasın diye, kendimi odaya kilitlediğim için akşama kadar göremediğim. Eşim var, ilgilenmem gereken 65 yaş üstü aile büyüklerim var. Hayatımda tüm bunlar varken, ekran önünde ders vardı. Ekran arkasında ise akıp gitmeye çalışan apayrı bir hayat. Sağlık olsun dedim.

Uzun lafın kısası, bu süre. kimse için kolay olmadı. Bir süre daha kolay olup olmayacağını da bilmiyoruz. Bir öğretmen olarak, kendi adıma konuşacak olursam, benim en iyi bildiğim iş öğretmek. Benim için yeri zamanı önemli değil. Sınıfta da öğretirim, ekrandan da öğretirim. Yeter ki birbirimizi anlayalım, destek olalım. Hem bir anne olarak, hem bir öğretmen olarak, kendi çocuklarım için dilediğim gibi tüm öğrencilerim için aynı şeyi diliyorum: Siz önce sağlıklı olun, mutlu olun çocuklar. Gerisini biz hallederiz.

Okullarımızın kapılarının sağlıkla açıldığı güne kadar hoşçakalın, sağlıkla kalın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin