Kara Taşın Üzerindeki Kara Karınca: “ Kadın”

Ayşe Dudu Tuncel
Ayşe Dudu Tuncel

Kara Taşın Üzerindeki Kara Karınca: “ Kadın”
Sürerim buluttan tarlaları,
Yağmurlar ekerim göğün göğsüne,
Güneşte demlerim senin çayını,
Yüreğimden süzer öyle veririm… Cem Karaca

Amansız zamandan selamlar, sevgili okur,
Bu satırları başkası acı çekerken uyuyamayan tüm insanların hissettiklerini aktarabilmek adına yazıyorum. Bazan kalemimin en keskin halini kullanarak haddimi ve çizgimi aşmak istiyorum. Üslubum bozulsun, çizgim bozulsun yeter artık bir kadın daha ölmesin diye bu tepkim. Kadını mutlu etmek yerine ağlatıp, kırmayı, canını almayı kendine hak görenlere. Kadını sağlam durmak zorunda gösteren toplum dayatmalarına…

Neden mi?
Şuan ben bu satırları yazarken bir yerlerde bir kadın yine öldürüldü. Dört duvar arasında köşeye sıkışmış bir kadın pencereden yüzünü dışarı çıkarıp, bugün de ölmedim diye derinden bir ohh çekti. Fabrikada çalışarak türlü sıkıntılarla aldığı maaşını, çocuklarının yiyeceği bir lokma için harcayan annenin yaktığı soba bile sıcaklığı ile teşekkür etti de kanlı, canlı karşısında düşünebilen, konuşabilen kişiler tepkisiz kaldı. Kim bilir hangi kadın bir zorbanın seni seviyorum naraları altında esaret hayatı yaşarken, hayatın romanlardaki gibi tozpembe olmadığını anladı. Bir bebek dünyaya hoş gelirken, bu bebek kız ise onu bu gezegen farklı dayatmalarla bile hoş karşılayamadı nedense. Şarkıların çoğu, şiirlerin çoğu kadınlara yazıldı yazılmasına da nedense hep ezbere okundu ve dinlendi. Kadın, kanlı canlı karşılarındayken kıymeti bir türlü bilinmedi. Ben bu satırları yazarken tüm bu sahneler gözümde bir bir canlandı. Ses oldu, söz oldu Cem Karaca’nın “Islak Islak” şarkısına dönüştü. Ve ben bu gezegende kadın olmanın ne kadar zor olduğunu bir de bu açıdan anlatmak istedim.

Dinlemek istersen diye linki iliştirdim.

Bir gezegenin ortasında kimsenin görmediği, duymadığı ve bilmediği bir canlı O. Saçının telleri kadar umutları ve hayalleri var. Tam yüz binlerce hayali var, geleceğine dair… Elinden alınmazsa tabi… Yüreği ile bakar yaşamın ona getirdiklerine. Allarıyla, pullarıyla değil; hatalarıyla, eksikleriyle sahiplenir. Toplumun binbir türlü dayatmasına rağmen kara taşın üzerindeki kara karınca gibi çabalar varlığını ispatlamaya. Toplumdan aldıklarını bir ses bir haykırış olarak değil, yaşadığı topluma faydalı olan çocuklar olarak geri verir. Çünkü kadın olmak, kimin ne diyeceğini umursamadan yaşanması gereken bir hayat ve kadın, hayatını bütün pürüzleriyle sevecek kadar da cömert..

Kadın, iki üç cümleyle anlatılabilecek bir varlık değil. Benim lügatimde onu anlatmaya yetecek donanıma sahip değil zaten, bunun bilincindeyim. Sadece ormandaki yangını söndürmek için ağzında su taşıyan serçe misali, ben de kelimem yettiğince içinde bulunduğum toplumda; kadına şiddet konusunda sessiz kalmamak adına, bu konudaki düşüncelerimi, burada sizlerle paylaşmak istedim. Tüm dünyada kadına şiddet var. Bunun farkındayım. Burada beni üzen durum geçen yıl; 360 günde 476 kadının canice öldürülmesi ve hala kadın cinayetlerinin devam ediyor olması! Bir kadın eşini kahvaltıya çağırdı diye bebeği ile sıcak su dökülerek vahşice bir tepki ile karşılaşıyorsa, benim de bir eğitimci olarak kalemimle tepkimi koymam gerekli diye düşünüyorum.Durup, düşününce bu insansıları aklıma şu cümle geliyor “beyinlerimiz savaşsın isterdim ama görüyorum ki silahsızsınız bayım” lakin ben yine de bir şansımı deneyeyim…

Problem şu ki 21. yüzyılda, uzay çağında bilim insanları robotlara “Cemilem” şarkısını ritmik oynatırken, kadınların devlete ve topluma varlığını hala ispat etmeye zorlanıyor olması. Toplumda bir kesim çaba içindeyken, diğer kesimin bir o kadar kayıtsız kalması. Fakat altını çizerek belirtmeliyim ki kadına şiddet, toplumsal bir sorun ve bu durumun çözümü merhamet ve iyilik gibi insanların erdemlerine terk edilemeyecek kadar önemli. Hiçbir kadının temel insan hakkı olan durumlar, en başta da “yaşama hakkı” diğer insanların onu sevmesine ve ona merhamet duymasına bağlı değildir. Ruhen, bedenen ve zihnen sağlıklı olmayan kadın, sağlıklı çocuklar yetiştiremez.Bu durumun sonucunda da çocukluk döneminde şiddete tanık olan ya da yaşayan çocuklarsa bu şiddeti hayatının her alanında ümitsizlik, depresyon, suçluluk duygularıyla boğuşarak yaşamaya devam eder. Yaşadığımız toplumda sosyal kötülüğün parçası olarak, yağmur geçirmeyen kaldırım taşları gibi katı ve duyarsız mı kalacağız?

Yazdıklarım bir anlam ifade ediyor mu bilmem ama “biraz merhamet, biraz vicdan, biraz da adalet lütfen!” diyerek düşüncelerimin bittiği yere nokta koymak istiyorum.
Sevgili kadın bu sözüm sana. Her şeye rağmen sen zaten sağlamsın. Kim bilir? Belki ilahi bir güç seni insanlıkla sınıyordur.

Kitap Önerisi : Tolstoy /Diriliş

Kaliteli toplum içinde yaşanılan günlerde buluşmak dileğiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin