Kapitalizmin Salgınları ve Bitmeyen Kavga

Karaburun Bilim Kongresi 2020 yılında gerçekleşmesi planlanan kongre için “ve Mülksüzler ve Bitmeyen Kavga” başlığıyla çağrı yaptı. Çağrı metnimizin ilk saptaması “tarihin mülksüzlerin tarihi, mülksüzlerin bitmeyen kavgasının tarihi olduğu”ydu. 2020 yılı insanlık ve elbette kapitalizmin tarihinde özel bir yere sahip oldu: COVID-19 pandemisi birkaç ay içinde 200’den fazla ülkeye yayılarak, 2021 Mart ayı sonu itibariyle “resmi verilere” göre yüz otuz milyona yakın insanın hastalanmasına, üç milyona yakın insanın da doğrudan ölümüne neden oldu. Salgın olanca hızıyla sürüyor…

Hiçbir salgın toplumsallıktan bağımsız düşünülemez. Nasıl ki Boccaccio’nun Decameron Hikayeleri’nde anlatısını bulan kara veba, Orta çağ dünyasından ve salgının merkezi Avrupa feodalitesinden bağımsız düşünülemezse, COVID-19 pandemisi de kapitalizmden ve bugünün kapitalist dünya sisteminden bağımsız düşünülemez.

Salgınlar çoğu zaman iktidarlar açısından ayrımcı ve suçlayıcı bir tavırla uzaklardan gelen “doğal felaketler” olarak görülmüştür. David Harvey’in salgın için yaptığı saptama doğrudur: “Konu salgınlar olduğunda doğal felaket diye bir şey yoktur…” Bugün yaşamakta olduğumuz pandemi de an itibariyle hem kapitalizmin krizinin hem de küresel düzeyde yarattığı ekolojik yıkımların aynı zaman diliminde buluşmuş olmasının ürünüdür.

Pandemi nedeniyle ölenlerin büyük çoğunluğunun yoksul emekçiler olması hiç de rastlantısal değil. COVID-19’un etkeni olan virüsün bulaşma yolları da dahil olmak üzere, hemen bütün özelliğinin bilimsel olarak ortaya konmasının ardından sermaye ve hükümetler tarafından pandemiye sınıfsal bir karakter kazandırıldı. Kendilerini hem etkene hem de pandeminin her türden sonuçlarına karşı korurken, mülksüzleri hastalığa ve hastalığın bütün olumsuz sonuçlarına karşı korunmasız bıraktılar. Pandemi, kapitalizmin emekçi sınıflar için gerçek sonucu olan yoksullaşma ve mülksüzleşme dinamiklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Siyahıyla, kadınıyla, göçmeniyle tüm ötekileştirilmiş yoksul emekçi kitleler yalnızca hastalanarak değil salgının yarattığı iktisadi çöküşün de gerçek mağdurları olarak yıkımın toplumsal maliyetlerini üstlenmişlerdir.

Kapitalizmin uygarlık krizi tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önündedir. Küresel sermayenin salgına karşı yanıtı az sayıda ilaç şirketinin “vampir susuzluğu”na terkedilmiştir. Pandeminin temel nedeni olan sermaye, pandeminin yarattığı tahribatı da kendisi için bir kâr arayışına dönüştürmüştür. Az sayıda küresel şirket tarafından kontrol edilen aşı üretimi ve dağıtımı, kapitalist mülkiyet haklarının devletler ve insanlar arasındaki ayrımcı doğasını açıkça ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla salgın, kapitalist üretim ilişkilerinin eşitsiz ve sömürüye dayalı doğasını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Lâkin salgın bir yandan da emeğin yegâne yaratıcı güç olduğunu, esas olanın ihtiyaçlar için üretim olduğunu, kadınların hane içinde sarf ettikleri emeğin yaşamsal önemde olduğunu ortaya koyarak, bir başka toplumun, ataerkil ve kapitalist eşitsizliklerin, emek sömürüsünün ortadan kalktığı, eşitlikçi bir toplumun olanaklı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

2020 yılında yaptığımız çağrı bugün ete kemiğe bürünmüş bir gerçeklik olarak karşımızda. Çağrımızı COVID-19 pandemisinin ortaya çıkardığı “yeni” dinamiklerle tekrarlıyoruz:

Ayağının altındaki yerküreyi, başının üstündeki “yıldızlı gökleri” fethe çıkan insan, çok uzun süredir kendi emeğine ve başkasının emeğine, doğanın bedenine ve kendi bedenine sömürge olarak davranıyor. Sömürenler, başımızın üstünde ve ayağımızın altındaki her şeye dokunarak daha çok insanı mülksüz, çok daha az insanı mülk sahibi kılıyor. Bugün, sermayenin yönetimi ve kuşatması altında mülk sahipleri, yığınların kanını canını pazara çıkarıp yaratıcı gücünü bir vampir gibi soğurmakla kalmıyor; derelere, topraklara, hatta rüzgâra bile göz dikiyor. Her biri doymak bilmez Midas’a benziyor; dokunduğunu altına çevirme telaşında, her şeyi yeniden yeniden kendi suretinde yaratmaya yelteniyor. Fakat öykü burada bitmiyor, esas burada başlıyor: Mülksüzlerin mülk sahiplerine karşı beş bin yıldır bitmeyen kavgası en az sömürü ve tahakküm kadar gerçek ve tarihin tam ortasından bize bakıyor.

Salgının yarattığı yıkımlar kavgada saflarını insanlıktan yana koyanların ne kadar haklı olduklarını haykırıyor. İşte bu nedenle, 15. Karaburun Bilim Kongresi’ni … Eylül 2021 tarihinde “Kapitalizmin Salgınları ve Bitmeyen Kavga” temasıyla gerçekleştirmeyi öneriyoruz. Kongre yaşadığımız pandeminin yarattığı toplumsal tahribatı kapitalizmin yıkıcı doğasıyla ilişkilendirerek ele almayı hedefliyor. Elbette salgın, bir an ya da durak değildir; yaşadığımız kapitalist toplumsallığın doğa ve insan ilişkileri içinde yarattığı sürekliliğin, tüm sorunların bir dışavurumudur. Kapitalizmle mücadele etmeden COVID-19 pandemisiyle mücadele etmek, yeni pandemilerin ortaya çıkmasını engellemek mümkün değildir. 21. Yüzyıl’ın daha başında birbiri ardınca gelen salgınlar, bu tespitimizin doğruluğuna delalet ediyor. O yüzden, bugünün salgını bizim açımızdan kapitalizmle mücadele tarihinin bir parçası niteliğindedir. Kongremiz, bugün kapitalizmin doğa ve insan ilişiklerinde salgınla açtığı çatlağı mücadele ve kavga tarihimizin bir parçası olarak tartışmaya açıyor: Kapitalizm ve salgınlar, yoksulluk ve mülksüzleşme, doğanın metalaşması ve ekolojik yıkımlar, salgının sınıfsal niteliği, cinsiyet ayrımcılığı, göçmenler, salgının insanın toplumsallaşma pratiklerinde yarattığı sosyal ve psikolojik yıkımlar, otoriterleşme eğilimleri ve yeni sağın yükselişi ve tabi, ki ülkemiz, ülkemizin içinde bulunduğu özel politik ve toplumsal koşullar kongremizin ana temaları arasında yer alacak.

Kongremizin düşünsel omurgası dün olduğu gibi bugün de praksis geleneğinin izinde şekillenmektedir. Yalnızca düşünmek değil, değiştirmektir amacımız. Bugün bu gereklilik düne göre çok daha çıplak bir gerçekliktir. Bu nedenle Karaburun Bilim Kongresi, sizleri bir kez daha birlikte düşünmeye ve dönüştürmeye çağırıyor.

Elbette pandeminin birlikte olma pratiklerimiz üzerine yarattığı sınırlamaların bilincindeyiz. Karaburun düşün sofrasının pandeminin yarattığı sağlık koşullarını dikkate alarak düzenlemesi birinci önceliğimiz olacaktır. Bu amaçla, Bedreddin’in, Börklüce Mustafa’nın, Torlak Kemal’in mekânı Karaburun’da toplantı ortamları mümkün olduğunca gökyüzü cennetinin olanaklarıyla düzenlenmeye çalışılacaktır.

O zaman gelin, Karaburun Bilim Kongresi’nde mücadelemizi örmenin, itinayla besleyip büyütmenin yol ve yordamlarını birlikte arayalım, arayışımız ışıltılar olsun, yolumuzu açsın, güçlenelim, beraberce çağlayalım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.