İYİLİK YOLUNDA “BEN” GÖRELİLİĞİ

blog
Hatice Hazal İlgar

İYİLİK YOLUNDA “BEN” GÖRELİLİĞİ

İyilik kavramı bir başkasının gereksinimlerini hiçbir çıkar gözetmeden, zorunluluk hissetmeden, insanın bilgisi doğrultusunda kendi iradesiyle gerçekleştirdiği erdemli davranış olarak tanımlanabilir. İyi kavramı, insan ruh varlığının dünyaya uyum sağlamak için var ettiği kavramsa iyilik bunu fiile dökmek olarak görülmektedir.

İyi olan nedir? İnsan yaratılışının çok öncesinde var olan ve insan aklının anlamlandırması Kur’an-ı Kerim’in ayeti ve birçok düşünürün söylemleri ile oluşturulur. Toplumsal normlar ve çevresel değerlerle şekillenen iyilik farklılık gösterirken bize emredilen iyilik kavramı hakikate ulaşmamızda bize yol göstermektedir.

Kur’an-ı Kerim’de ” İyilik/birr yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Ancak iyilik o kimsenin (yaptığı şey)dir ki: Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere, iman eder, ona olan sevgisine rağmen malını yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verir. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir. Söz verdikleri zaman sözlerini yerine getiriler. Sıkıntı, darlık ve savaş zamanında sabrederler işte onlar doğru kimselerdir. Ve yine onlar takva sahibi olanlardır”(Bakara/177).

Bu sözlere bakarak iyi davranış göstermenin sadece ibadet etmek olmadığı anlaşılmaktadır. Doğru, iyilik sahibi olmanın yardımlaşma, hoşgörü, dürüstlük, sabır ve ibadetlerin yerine getirilmesiyle iyi ve doğru insan olunabileceğine ışık tutuyor.

Ayette geçen “Birr” kelimesi, “birr” olarak okunduğunda iyilik , “burr” olarak okunduğunda buğday, “berr” olarak okunduğunda toprak anlamına gelmektedir. Bu bilgiler nazarında bize verdiği mesaj belki de toprağımıza ekilen her bir tohum iyiliği ve verdiği faydayı, biten buğdaylar Allah’ın rızasını almayı sembolize etmiş gibidir. “Ben” bilincinizi sizin toprağınız olarak kabul edebiliriz. Düşünün ki çorak ve verimsiz toprakta yani yanlış iyi bilinciyle oluşmuş bir benlikte ekilen hiçbir tohum Allah’ın rızasına erişemeyecektir. Ama toprağı verimli ve doğru iyilik bilinciyle ekilen tüm tohumlar misliyle çevresine fayda ve esenlik sağlayacaktır ve böylelikle Allah rızasını alanlardan olacaktır. Düşündüğümüzde Allah’ın rızasına en çok gereksinimi olan biz kullar değil miyiz? Yani iyilik yaparak asıl amacımız olan gereksinimimize ulaşmış oluyoruz. O yüzden midir bilmem temel gıdalarımızdan biri buğday olmuş ve nesillerce kutsal sayılmıştır. Belki de bize kattığı öğretide gizlidir asıl kutsallığı. Sadece midemiz değil ruhumuzu da doyuruyordur böylece.

İnsanı insan yapan fiilleri etkileyenleri iki faktörle ifade ederiz. Bunlar içsel ve dışsal denetimlerdir.

Dışsal denetim: geçici ve tamamen yüzeyseldir. O zaman dilimindeki iktidara ya da toplum normuna göre şekillenen onaylanma, kabul edilme, statü, zenginlik gibi aslında bizim olmayan başkaları tarafından var edilmiş suni bir denetim kaynağıdır. Böylelikle insan kendi varoluşsal sebebinden ayrılır ve sapar. Bu değerler uğruna yaptığı her eylem de geçicidir. Çünkü çevresel değer ve ideolojilerin değişmesiyle, o zaman onaylanmak için yaptığı hiçbir edim bir anlam ifade etmeyecektir. Bu iyilik için de aynıdır. Birilerinin onayı, sevgisi için yapılan iyilik zaman değişince ya anlamsızlaşacak ya da devamı gelemeyecek bu sebeple geçici olacaktır.

İçsel denetim: kalıcı ve içselleştirildiği için değişime çok zor uğrayan denetim kaynaklarıdır. İnsanın kendini keşfetmesi ve birçok bilgi sentezleri sonucunda kendine ideoloji edinerek ortaya çıkar. İnsanın kendi “iyi” kavramını arayarak bulduğu ahlakı ve özgür iradesi ile oluşturduğu ideal iyidir. Yaptığımız tüm fiiller gibi iyiliğinde “ben” de başlaması öz benliğin idealarını yaratıp, uygulaması ile oluşur. Çünkü onları hiçbir dışsal talep ya da tehdit değiştiremez. Kendi öz benliğimizi oluştururken içsel denetimimizi ne kadar geliştirmiş olursak o kadar özgür oluruz. Dışarıdan bir tebrik, ödül ya da suçlama beklentisi ile hareket etmemek insan ruhunu ve fikrini özgürleştirir.

Kimse dürüst, ahlaklı, hoşgörülü, saygılı olma gibi “iyi” kavramının altını dolduracak edinimlerinizi sizden alamaz ve her toplum normu tarafından değişmeden kabul edilir. Zenginlik, statü, tebrik gibi değerler sizden alınabilecek ya da sizin kaybedebileceğiniz kadar geçici ve anlıktır.

Kendi benliğinizde iyiyi oluşturduğunuzda mutlak iyiye yönelmeyebilir. İnsanoğlunun doğru bir iyilik bilinci oluşturması gerekmektedir. İnsan kötülüğü kötü diye yapmaz kendi iyi bilincinin zan ettiği yönde hareket eder. İşte bu noktada bilgi devreye girer. Doğru iyilik bilincinin bulunması(keşfi) akılla var olur. Katillik, hırsızlık gibi toplum tarafından onaylanmayan ve zarar veren her şey aslında kendi içinde iyi bildiği yanlış doğrular sonucu ortaya çıkar. Bu noktada bilgisizlik ve kendini bilmemek insanı saptırandır. Bu nedenle insan kendi içinde ki “ben”in iyilik kavramlarını erdemli bir bireyin donanımlarına göre şekillendirmelidir ki; mutlak iyiliğe ulaşabilsin. “İyilik’’ kavramını erdemle oluşturmuş bir birey bilerek ya da bilmeyerek yaptığı kötülükten de rahatsızlık duyacaktır.  Oluşturduğu benlik bilinci, yaptığının doğru olmadığına karar verecek ve vicdanı(ahlakı) onu iyi olana sevk edecektir.

Kötülük eğiliminde bulunan insan başka türlüsünü bilmediği için bunu yapar. Yeni doğmuş bir bebeği düşünün ona iyilik ya da kötülük yapabilme yeteneği verilmemiştir. Ancak diğer yaratılanlardan bizi ayıran iradeye sahip olmaya başladığımızda iyilik ve kötülük ortaya çıkar. İnsanın yetişme ve hayat şartları onun doğrularının da oluşturulmasına sebep olmaktadır. Yani hayat çevresinde olanlarla bir bilinç oluşturur. Bunun doğru ya da yanlış olduğunu değerlendirmeye başlamak asıl bilinçtir.

İnsanlar doğduğu çevre ile edindiği doğruları kendi benliklerini oluşturmaya başladıkça yeniden düzenler. Kendini eğittikçe mutlak doğru bilgilerle benliğini oluşturmaya başlar. Kendini bilmeyen insan geçmişinde ona öğretilmiş doğruları ile yaşamaya devam eder. Tamamen şans eseri çevresindekiler doğru iyiliği öğretmişse doğru iyiliği, yanlış iyiliği öğretmişse (kötülük) yanlış iyiliği devam ettirir. İşte iyiliğin “ben” de başlaması aslında kendini bildikten ve kendi mutlak iyilik bilincinin oluşmasından sonra oluşmaktadır. Çevresi tarafından öğretilmiş “doğru iyiliği” yapma eğilimi göstermek; yanlış iyiliğin (kötülük) öğretildiği bir yerde yetişip, kendini keşfedip doğru iyilik yapma eğilimi göstermiş insanların iyiliği kadar anlam ifade etmemektedir. Varoluşçu filozoflara göre: insan tüm niteliklerini ve kişiliğini sonradan kendi kazanır; kendisini, sadece ve sadece kendisi inşa eder. Başkaları tarafından öğretilmiş ama insanın kendi tarafından içselleştirmediği hiçbir davranış kalıcı değildir. Birilerine bağımlı ve dışsal öğretilerin kölesi olarak fiil edilmeye devam edecektir. İyiliği benimseyen insan ise hür ve buyruksuz kendi yolunda ilerleyecektir.

Bilinçsizce yapılan ya da pişman olunan kötülük sonucu Allah kulunu affeder. Biz insanoğlu bile bir kitapta kötülük yapan birinin zulmünü okurken sinirlenir, kınarız. Kitabın sonlarına doğru neden kötü olduğunu öğrendiğimizde karakteri affeder. Hatta empati yaparız. İşte bakmamız gereken bir pencere bu kötülüğe eğilimin nedeni olsa da bir diğer bakmamız gereken pencere kendini kötülüğe yönlendiren bu nedeni kendinde fark edip iyiliğe yönelmesi de yine insanın kendini bilmesinde gizlidir.

Bizi kirleten bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bizi iyilikten uzaklaştıran bu çağda dürtülerimizi kontrol altında tutmak ancak benlik kavramımızın sağlamlığı ile yani kendimizde gerçekleşmeye devam edecektir. Bu dış değişimler iyiliği kendiyle özdeştirmiş bir birey dışsal faktörlerden etkileyemeyecek. Kendi doğrularını yapmayı sürdürecektir. Kendini fark edememiş bir kimse yaptıklarının anlamını da sorgulayamaz. İyilik yapmayı kendi bilincine doğru kabul etmiş bir insan ise yıkıcı tüm dürtülerden olabildiğine uzak kalacaktır. Bir çıkar gözetmeksizin sadece Allah rızası için yani insanın dünyaya gönderiliş amacı için eda edecektir. İyilik yapmak ya da iyi bir insan olmak maddi ve manevi çıkarların çok ötesinde evrensel bir sevgi ve kabul edişle gerçekleşir. Ucu bucağı, sınırı, ölçüsü, duru, durağı ancak “ben”de başlar ve “ben” de biter

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.