İstanbul Güvenlik Konferansı

İstanbul Güvenlik Konferansı

Birinci Dünya Savaşı’nda şekillenen ilk formu ile “güvenlik”, uluslararası çalışmaların temelinde
yer almaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda güncellenen bu çıkarımlar en son Soğuk Savaş ile
nihai hâlini almış; uluslararası sistemin, üzerine kurulduğu ve yönetildiği güvenlik şablonu
kurumsallaşmıştır. Geleneksel güvenlik anlayışının son hâli ise 11 Eylül Saldırıları sonrası ABD’nin
küresel terörizm ile mücadele stratejisini duyurması ve sistem içerisinde var olan tüm
paydaşların bu stratejinin parçası ve uygulayıcısı olması ile anlamlandırılmıştır.
1990’lardan sonra uluslararası sistemde yaşanan köklü değişimler ve küreselleşmenin
beraberinde getirdiği teknolojik gelişmeler modern dönemde yeni tehditlerin ortaya çıkmasına,
mevcut tehditlerin ise şeklen değişime uğramasına sebep olmuştur. Uluslararası sisteme devlet
dışı aktörler ve askerî olmayan tehditlerin de dâhil olmasıyla günümüzün güvenlik ortamı çok
boyutlu bir hâl almış, buna paralel olarak mücadele yöntemlerinin de güncellenme ihtiyacı hâsıl
olmuştur.

“Savaş”, “güç” ve “barış” terimleri, Soğuk Savaş sonrası döneme kadar güvenlik ortamının
anlaşılmasında en etkili tanımlamaları içermektedir.
Geleneksel güvenlik anlayışının öncüleri; geçmişin şiddet eğilimli anlayışının gelecekte de devam
edeceğini varsaymaktadır. Bunun yanında geleceğin güvenlik ortamı ile başa çıkmanın geçmişten
çıkarılan derslerle mümkün olacağını düşünmekte, gücü maksimize etmenin güvenliği de
maksimize edeceğini değerlendirmektedirler.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bu dönemin güvenlik algısını oluşturan konsept ve kalıplar
da dönüşüme uğramış, küreselleşme ve yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte geleneksel
anlayışın güvenlik tanımlamasında kullanılan terimler değişime uğramıştır.
Geleneksel güvenlik anlayışının ordu, cephe, silah, muharebe alanı kavramları olağanüstü
değişim ve dönüşüme maruz kalmış, mücadele alanı adeta tüm dünya hâline gelmiştir. Söz
konusu durum, “güvenlik” olgusunu; kaynağı, zamanı ve şekli önceden tahmin edilmesi güç,
hatta neredeyse imkânsız, asimetrik tehditlere açık ve çok boyutlu bir alan hâline getirmiştir.
Yeni güvenlik anlayışı ile birlikte; uluslararası terörizm, organize suç örgütleri, devlet-dışı silahlı
aktörler, siber terör, saldırma amacı güden devletler, konvansiyonel ve kitle imha silahlarının
yaygınlaşması gibi riskler, ulusal fiziki varlığa yönelen tehditler arasına girmiştir.
Savaşı Clausewitz’in tanımı ile “politikanın başka araçlarla devamı” olarak ele aldığımız zaman
bahsedilen şekilde evrim geçirmiş olsa da çatışma ve savaş ortamının, siyasal alan var olduğu
sürece devam edeceği kanaati ortaya çıkmaktadır. Savaşın evriminde hiç şüphesiz teknoloji en
belirleyici rolü oynamıştır. 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısında elektronik, iletişim ve malzeme
teknolojilerindeki gelişmeler, askerî alanda da önemli atılımlara vesile olmuştur. Bu gelişmelerin
21. yüzyıla yansımaları, savaşın icrasını kökünden değiştirmiştir.

İletişim teknolojilerinin gelişmesi, jeopolitik gelişmeler ve ulus devletlerden ziyade devlet-dışı
aktörlerin (örgütler, mikro milliyetçilik, terörizm vb.) ön plana çıkması; savaşın yeni usül, taktik
ve sistemlerle icrasını doğurmuştur. “Dördüncü Nesil Savaş” olarak adlandırılan bu yeni
yaklaşımda çok daha küçük, hareket kabiliyeti yüksek, ağ merkezli bir yapıda birbirine bağlı
birlikler; siyasi, ekonomik ve sosyal harekâtların bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Dördüncü Nesil Savaş’ın ilk açık örnekleri olan Libya Harekâtı, Suriye İç Savaşı, Afganistan gibi
örneklerde devletlerin siyasi ve askerî hedefleri için devlet-dışı aktörleri kullandıkları, savaşların
meydanda ya da açıkça ilan edilmiş bir şekilde değil “vekalet savaşı” (proxy war) şeklinde
yürütüldüğü görülmektedir. Gerilla harbi, gayrinizami harp stratejileri öne çıkmaktadır. Taktik ve
stratejik sonuç için psikolojik harp, elektronik harp, siber harp gibi yöntemler kullanılmaktadır.
Teknolojinin henüz insan faktörünü devreden çıkarmadığı günümüzde, güvenlik faaliyetlerine
destek hizmeti konusunda geldiği noktada, insanların sahip olduğu gücü on katına çıkarabilen
teçhizatlar, gözlem sırasında tehdidi atlamayan kombine tesisler ve insan kullanımındaki
sofistike imha araçları, insani stratejiler ile insanlara karşı planlanan, aslında çok eskiden beri
olagelmiş durumun sürekli güncellenmiş hâli olarak görülebilir.

Günümüzde ilk örneklerini gördüğümüz insansızlaştırılmış güvenlik alanı ise gelecekte en çok
karşımıza çıkacak olgudur. Önce araçların insansızlaşması, arkasından muharebelerin ve en
sonunda tüm güvenlik ve savunma çerçevesinde değerlendirilecek alanların bu şekilde değişmesi
ile olgular, hedefler, yollar ve hatta sonuçların farklı şekillerde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Geleceğin güvenliği aslında gelecekte var olan ihtiyaçların ve genelleşmiş hayat şartlarının çizdiği
çerçevede şekillenecektir. Günümüzde hayatımızın parçası olan internet üzerine yapılan
çalışmalarda, henüz 1996 yılında hazırlanmış bir yayımda bile “lidersiz, devlet dışı aktörlerden
oluşan bir ağ yapısının (internet gibi) bilgi devrimindeki avantajı ele geçireceği ve kuruluşlara
yönelik biçimsiz, düşük yoğunluklu sürdürülecek yeni tip bir toplumsal çatışmanın yükselmekte
olduğu” tezi ortaya atılabilmektedir.

Bir süredir tartışılagelen ve küreselleşmenin getirdiği güvenliğin temel öznesinin birey-toplumdevlet
skalasında konumlandırılamayan yeri de gelecekte daha keskin şekilde belirecektir.
Teknoloji ve bireysel ihtiyaçların, bu konumlandırmaya etkisi bilinse de hangi noktaya getireceği
konusu açıklık kazanmamıştır. Yüksek/alçak siyaset (high/low politics) kavramlarının toplumsal
ve kamusal kabullerindeki değişimin de kavramların bir parçası olan güvenliğin kapsam ve
araçlarını belirleyeceği görülebilmektedir.

Gelecek olgusunun güvenlikleştirilmesi ise; fütürist bir hayal gücü üzerine inşa edilen
yaklaşımların ötesinde aslında öngörülen gelecek şartlarının insan-toplum-devlet nezdinde
güvenlik olgusu içinde değerlendirilmesidir. Olgusal olarak, geleceğin söz konusu özneleri
önceleyecek şekilde planlama ve şekillendirme noktasını nitelemesi konusunda değerlendirmeye
alınmalıdır.

Günümüzde günü kurtarma, günceli kovalamanın güvenlik kavramında yeri olmadığı açıktır. Bu
sebeple “Geleceğin Güvenliği” ana teması ile İstanbul Güvenlik Konferansı 2018; TASAM, Millî
Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından gerçekleştirilecektir. Tam bir açık görüşlülük, çift
yönlü ve multi-disipliner değerlendirme ile sosyal ve fen bilimlerinden akademisyenler, devlet
temsilcileri, politika yapıcılar, uzmanlar, düşünce kuruluşları mensupları, güvenlik kurumları
mensupları, bürokratlar ve diğer ilgililerin geniş katılımı beklenen Konferans için tasarlanan
gündem başlıkları aşağıdaki gibidir.

Ana Tema
Geleceğin Güvenliği

Alt Temalar (Paneller)
Geleceğin Güvenliğinde Endüstri 4.0
Geleceğin Güvenliğinde Yapay Zeka
Robotik ve İnsansı Robotlar
Geleceğin Balistik, Konvansiyonel Savunma ve Uzay Sanayi
Geleceğin Güvenlik Örgütlenmesi ve NATO
Geleceğin Güvenlik Örgütlenmesi ve ŞİO
Geleceğin Güvenlik Örgütlenmesi ve Yeni Ordular
Geleceğin İstihbarat Yönetimi
Veri Ekolojisi, Ağ Güvenliği ve Siber Tehditler
Siber Ordu Yarışları
Dijital Ekonomi ve Geleceğin Güvenliği
Gelecekte Sınır Problemleri Yönetimi
Güvenlikte Gelecek İkilemi
İnsansız Araçların Meydan Muharebesi: İHA, İKA, İDA
Güvenlikleştirilen Gelecek
Yeni Medya, Veri Ekosistemi ve Güvenlik
Geleceğin Akıllı Şehirleri ve Güvenlik Yönetişimi
Geleceğin Yumuşak Güç Bileşenleri

Konferans tarihi : 07 – 09.11.2018

http://www.istanbulguvenlikkonferansi.org

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.