İNSAN SEVİYORUM !!!

“Hayatın her mevsiminin tadını çıkar, kışın beyaz güzelliğinin de yazın sıcak ve nemli günlerinin de zevkine var. Her mevsim, her gün, her an gelir geçer ve hiçbiri asla birbirinin aynı ya da tekrarı değildir. Kış soğuğunun ortasında yazı, yazın bunaltıcı sıcağında kışı özlemek yerine, her mevsimi kendi güzelliğiyle kabul et.”Dan Millman

Merhaba Sevgili Okur :)

21. yüzyılda “İnsan Kalabilmek” garip, insan olarak özünü korumaya çalışmak güzel ve bir o kadar dehşet verici. Öyle bir yüzyıl ki, “İnsan taklidi” yapanlar arasında sakin kalmaya çalışılan, insan doğası gereği şelale gibi çağlaman gerekirken su birikintisi gibi durağan olmaya itilen, kitap gibi suskun kalmak zorunda bırakılan olmak ne acı… Hiddetli, şiddetli, gürültülü patırtılı yanlarını törpülemek yerine bencilce ve cömertçe dağıtanlardan hak etmediğin halde nasibini aldığın yüzyıl… Kendi acizliğini mazlum üzerinde gövde gösterisine çevirenlere çaresizce ve acıyan gözlerle bakmak zorunda bırakıldığın yüzyıldan bahsediyorum sevgili okur. Sözlerle düşünceliyim mesajları satarken, davranışlarda düşüncesizliğini ortaya koyanlara gülüp geçmek zorunda kalınan yüzyıl. Kendi akılsızlığını bile bile başkalarına akıl satanların bolca gezindiği bir yüzyıldan sesleniyorum sana. Unutulan değerlerin, verilen emeklerin bozuk para gibi küçük menfaatler için harcandığı bir yüzyıl. İşte böyle bir yüzyılda hala insan kalabiliyorsan ve insan sevebiliyorsan ne mutlu sana…

21. Yüzyılda İnsanı Nasıl Asimile Ettiler Hiç Düşündün Mü?

Kabul ediyorum “İnsan” bu, garip. Ancak suçun tek sorumlusuna “İnsan “ demek ne kadar doğru tartışılır. Ben bugün başka bir şeyden bahsedeceğim. Resmin detayına takılıp bütününü kaçırdığımız nokta belki de tam burasıdır.
Ne dersin sevgili okur ?

Hani derler ya; “ Bir şeyi kırk kere söylersen o olur” bir nevi “ Kendini gerçekleştiren kehanet”. İşte insanın kaybetmeye başladığı nokta burası bana göre. İnsan, akıllı bir varlık olmasına rağmen bir hayvan gibi içgüdüleri ile hareket eder hale geliverir. Ne yaptığını, ne yapacağını tahmin etmek güçleşmeye başlar, bazen öyle bir hal alır ki davranışlarını yorumlamak imkânsızlaşır. Ortada hiç sebep yokken kırıp dökmeye, duyarsızlaşmaya başlar. En saçma sanal şeyler için duygulanır, acı çeker, ağlamaya başlar; en olmayacak durumlarda şımarıklık yapar, söz dinlemez, patavatsızlaşır… Akıl devre dışı kaldığı için, kendisini tanıması zordur, anlamlandıramaz davranışlarındaki bozukluğu. Bu durumu anlamaya da ömrü yetmez, derdi bitmez. Çatık kaşlıdır, dedikoducudur. Güvenilmez, inanılmaz bir yaratık haline dönüşüverir. İnsan aldığı sorumlulukları kadar sorunludur artık. Menfaati söz konusu ise girişken “insanlık” söz konusu olduğunda ise tembeldir. Sebepsiz yere sinir stres sahibi oluverir, çünkü diğer insanların ilgisini böyle daha kolay çeker. Teknoloji bağımlılığı ile beraber bir de yorgun, kırgın, dargın, sevimsiz, ne olduğu belirsiz bir nesneye dönüşmüştür artık. Kimseyi sevmeyen, narsist kişiliklere dönüşen potansiyel işkenceciye dönüşmüştür. Sözlerine güven olmaz, korkaktır, korkutucudur, istismarcıdır, sapıktır, adaletsizdir, günahkârdır, masumdur, inatçıdır, kibirlidir, sevimlidir, sıkıcıdır, araştırmacıdır, meraklıdır…

Velhasılıkelam yaratılışı gereği onun tek görevi “İNSAN” olmak iken bir sürü olumlu/olumsuz sıfat tamlamaları ile görevlendirilmiş, kendini güçlü ve dünyanın hakimi zanneden acizden başka bir şey olmayı becerememiştir.

21. Yüzyılda İnsan Nasıl Sevilir?

İnsanların yetenekleri, kendilerinden çıkan bitkilere benzer, okuyarak budanmaları gerekir. Francis Bacon

1.Öncelikle içinden geçtiğimiz dünyayı ağzı açık seyrederek değil, zihni açık yorumlayarak sevebiliriz.

2.İnsanları açık, kapalı, ikoncan diye ötekileştirmeden benimsersek daha kolay sevebiliriz.

3.Siyasi görüşü ne olursa olsun özünde insan olduğunu unutmadan yaklaşarak ve önemseyerek sevebiliriz.

4.Her harekete, her söze savunmacı, küçük düşürecek cevap vermek ve eleştirmek için hazır ol da beklemezsek bir şey kaybetmeyiz. Aksine bir insan daha kazanmış oluruz. Böylece daha da güzel sevebiliriz.

5.Sokakta karşılaştığımız bir insana “Merhaba” kelimesini çok görmeden ve sanal dünyanın sahteliğinden uzaklaşarak sevebiliriz.

6.Sudan, mavilikten, güneşten ve topraktan ümidimizi kesmeden her anı hissederek selamlayarak sevebiliriz.

7.Kafamızda canlandırdığımız kusursuz insan modellerini bir kenara bırakıp, yaşamda iletişim içinde olduğumuz insanları kusurları ile kabullenmeyi öğrenmeye çalıştığımızda bambaşka sevebiliriz.

8.Eğer insanın özüne inecek cesareti gösteremiyorsak, bilmediğimiz yerden ahkâm kesme lüksüne sahip olmadığımızın da bilincinde olarak hareket ederek “İnsanı İnsan Olduğu İçin Sevebilmeliyiz”…

9.İnsanları sevmek için illa ki bir sebebe ihtiyacımız varsa Yunus Emre misali,
“Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü.” diyebilen bireyler olabiliriz.

Evet Kıymetli Okur;
Yazımı 16. Yüzyılda yaşamış olan Muhyiddin Abdal’ın şu dizeleri ile bitiyorum.
İnsan insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim…

Şiirin tamamını dinlemek isterseniz diye linki ekliyorum.
Zıtlıklar dünyasında nefretin değil, sevginin kazanması dileğiyle… Hayırlı Ramazanlar :)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.