İÇİMDEKİ YANGIN

İÇİMDEKİ YANGIN

Bazı filmler geleneksel hikâye izlenimi vermelerine rağmen, sonuyla yıkıp geçer ve seyirci üç gün kendine gelemez ya işte İçimdeki Yangın da o tür filmlerden. Çok bilindik bir sonu olacağını düşünürken, son 10 dakikasında ekrana bağlıyor ve nasıl sorusunu sormaya zaman bile bırakmadan bıçak gibi kesiyor nefesi.

Orijinal ismi Incendies olan film, Kanada yapımıdır. Savaşın en kötü ve acı yüzünü gözler önüne seriyor. Filmin verdiği mesajlardan en korkunç olanı ise seyirciyi iki kat ürpertiyle filmin sonunda bekliyor. Film, başlangıç sahnesiyle içine çekmeyi başarsa da 20 yıl öncesine gittiğimizde, Hıristiyan Müslüman savaşının insanlık dışı durumuyla bizi karşı karşıya getiriyor. Özellikle, filmin içinde geçen otobüs sahnesi ve otobüsün yakılış sahnesi seyircinin yerinden kıpırdamamasına sebep olurken, çocukların ölümü ve insanların çığlıkları kafamızın içinde silinmeyecek bir yere sahip oluyor.

Naval Marvan’ın hayatı çok zor ve savaşlarla geçmiştir. Bir Hıristiyan Arap olarak, 20 yılın yükünü omzunda taşırken, yılların verdiği arayış bir gün kızıyla havuza gitmesiyle son bulur. Hayattaki en büyük gerçeğiyle yüzleşir ve o günden sonra da bir daha kendine gelemez. Sonu olur. Yakın bir dostu olan notere bazı mektuplar bırakarak; kızı ve oğlunun çözmesi gereken 20 yıllık bir gerçekle ölür. Artık, çözmeleri gereken iki büyük sır ve bu sırlarla bağlantılı iki mektup vardır. Kızına verdiği zarf babalarına verilmeli, oğluna verdiği zarf ise ağabeylerine verilmelidir. Fakat ikisine dair hiçbir iz ve kanıt yoktur. Önlerinde çözmeleri gereken karışık bir bulmaca ve zorlu bir yol vardır. Bu iki sır çözülmedikçe annelerinin mezarına taş koyamayacakları gerçeği ise çocukların ne yapmaları gerektiğine karar verememelerine sebep olmuş fakat kızı kafasını kurcalayan bu soruları çözmek için adım atmaya karar vermiştir. Önünde, Ortadoğu’ya doğru giden bir yol ve çözmesi gereken bir sır vardır.

Araştırmalar sırasında 20 yıl öncesine geri dönüyoruz. Marvan, gençken Müslüman bir gençle ilişki yaşamış ve genç, Marvan’ın ağabeyleri tarafından öldürülmüştür. Anneannesine hamile olduğunu söylediğinde ise çocuğun gizli doğması gerektiğini ve Marvan’ın çocuğundan ayrılacağını anlıyor aynı zamanda da çocuğun topuğuna yapılan dövmeyi görüyoruz. Marval yıllar sonra oğlunu topuğundaki dövmeden tanıyacaktır. Naval, 4 yıl sonra çocuğunu aramak için, dayısının yanından kaçar ve verildiği yetimhaneye gitmek ister. Fakat savaş başlangıcına denk gelmiştir. Yetimhanenin bulunduğu Hıristiyan köyü bombalanmış, yetimhaneden eser kalmamıştır.

Naval’ın aklında ise tüm bunlara sebep olanı bulmak ve yok etmek vardır. Aklındakini yerine getirmiş ve Hıristiyan lideri öldürmüştür. Yakalanır ve işkencelerle dolu 15 yıl geçirir. İşbirlikçilerinin kim olduğunu söylemesini isterler. Söylemez. Konuşmaz. Konuşması için ülkenin bir numaralı işkence uzmanı getirilir. İşkence uzmanı Ebu Tarık, Naval’a defalarca tecavüz eder. Fakat Naval konuşmaz, ağzından tek kelime çıkmaz. Hamile kalır ve hamileliğini fark ettiğinde karnına vuruşlarını izler seyirci. Sessizliğinin ardındaki çığlıkları görürüz ve ikiz çocuklarını dünyaya getirir. İkizlerin babası Ebu Tarık’tır. Daha ilk çocuğunu bulamamışken, iki çocuğu daha olmuştur.

Naval’ın kızı kardeşinin de Lübnan’a gelmesini ve ona yardımcı olmasını ister. Kendi misyonunu tamamlamış ve babalarını bulmuştur. Ama ağabeyleri kimdir? Araştırmaları devam eder ve yavaş yavaş gerçeklere ulaşmaya başlarlar. Öncelikle, yetimhanede Nihad adını aldığını ve yetimhanenin Müslüman lider Şemsettin tarafından bombalandığını öğrenirler. Sırada Şemsettin’i bulmak vardır ve Şemsettin onlara yetimhanenin boşaltıldığını, çocukların kendileri tarafından yetiştirilmek üzere alındıklarından bahseder. Nihad o kadar ünlü bir işkenceci olmuştur ki herkes ismini duymuş ve o da ismini değiştirmiştir. İsmi ise artık Ebu Tarık’tır. İnanmak istemesek de, yalan olmasını dilesek de annesine yıllarca işkence etmiş olan Nihad, sadece işkence değil, hayatının belki de en büyük hatası diyeceği ve yıllar sonra öğrendiğinde taş kesileceği bir suç işlemiştir.

Naval ise, yıllar sonra kızıyla havuza gittiği bir gün, ayağında dövmesi olan birini görmesiyle ve onun yanına gidip yüzüne bakmasıyla acı gerçekle yüzleşir. Ona yıllarca işkence eden ve tecavüz eden kişi kendi öz oğludur. Çocuklar gerçeği öğrenmiş ve Ebu Tarık’ı bulmuşlardır. İki mektup da sahibine teslim edilmiştir. Mektupları okuyan Ebu Tarık ise hayatı boyunca bir daha huzura eremeyeceğinin izlenimini biz seyirciye sunmuştur.

Filmin başında, çok sıkılacağımı ve filmi bitiremeyeceğimi düşünsem de birden değişime uğradı ve olaylar birbirinin ardından gelişti. Ne kadar kaçmaya çalışsak da yazılmış olandan kaçılamayacağını ve insanı yıllarca kovalayacağını görmüş olduk. Hiç böyle bir son beklemiyordum, fark ettiğimde ise uzun süre kendime gelemedim. Filmin sonu, Nihad’ın mektupları okuyuşuyla o kadar duygusal bir hal aldı ki gözyaşlarımı tutamadım. Çekimlerin de çok iyi olduğunu ve karakterlerle bütünleştiğimizi belirtmek isterim. Gerçekten çok etkileyici ve içine çeken bir film olmuş. Naval’ın içindeki yangın, ölürken bile peşini bırakmamış.

Umarım siz de benim kadar beğenirsiniz.
İyi seyirler…

Şeyda Bilgin 1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Karabük Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. 2012 yılında öğrenci değişim programı (Erasmus) ile Polonya'da eğitim aldı. Amerikan Edebiyatı ve Rus Edebiyatıyla ilgileniyor. En sevdiği yazarlar ise James Joyce ve Fyodor Dostoyevsky. Medya ve İletişim bölümü öğrencisi olup; TED Karabük Kolejinde İngilizce öğretmeni olarak görev almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin