İçimdeki Çocuk Metaforu

Ayşe Dudu Tuncel
Ayşe Dudu Tuncel

Sus! Konuşma… Sen, anlamazsın… Sen, bilmezsin… Git! Oyuncaklarınla oyna…

 

“Yetişkinler her şeyi bilirken çocuklar hiçbir şey bilmezler,” diye düşünülür. Oysa hayatımıza biraz geç dahil oldular diye saygıyı hak etmiyorlar mı sizce de? Hangimiz çocukluğumuzda bu cümleleri duymadık ki?

(Zira duymayan varsa burada okumayı bırakabilir. Çünkü mevzu derin ve biz duyanlar çayı demleyip, sil baştan başladık hayata:) )

Sevgili Doğan Cüceoğlu’nun deyimi ile bu cümlelerin mimarları sayesinde hayatının gizli öznesi olan yetişkin çocuklar ortaya çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Geçmişte yoklukla sınanan ailelerin çocukları, şuan kendi çocuklarını varlıkları ile sınava tabi tutuyorlar. Araçlar değişti, cümleler değişti, sosyal öğreti değişmedi.

Önce ailede başlarız bu cümleleri duymaya, sonra akrabalarda, sonra arkadaş çevresi, sonra iş çevresi, eşlerde bir yerinden tutar ayıp olmasın diye… Eee ne kaldı bizden geriye? Haklarını yemeyelim ama herkes aynı üslup ve yöntem ile sınırlandırmaz yaşamımızı, farklı yollardan aynı kapıya çıkma gibi sözleşmeleri vardır.

Sabah yukarıdaki gazete manşetini okudum. Bunlar istismarın farklı bir boyutu… Bir de ruhların sıkıştırıldığı elalem hapishanesi boyutu var. Kaç yaşında olursanız olun sizi zayıf bir noktanızdan kıskıvrak yakalar ve geçmiş olsun… Eğitiminize, statünüze, kişiliğinize, yaşınıza da bakmaz. Önde gidersin, önde gitti. Arkada gidersin, geride kaldı. Atlı gidersin, hayvana eziyet ediyor. Hayvanı koruduğundan değil ha! Maksat yeşillik olsun… Laf çok, icraat(!) neyse… Yaya gidersin uzay çağında, yürüyor enayi… Canım Nasrettin, ruhun şad olsun. Ellerimizle verdiğimiz tavizler sonucunda nur topu gibi hapishanemiz oldu. Kar tanesi kartopuna dönüştü çoktan…

Yazarın Notu;

Şimdi kendimizi puzzle gibi düşünelim. Kayıp bir parçamız vardı. Hani gizli özne olmaya zorlanan, işte bu süreç o parçayı bulmak için yaşanıyor fikrimce. Ya diğer parçalarla  geri kalan yaşamı idare etmeye devam edeceğiz ya da içimizdeki sindirilmiş çocuğa ruh üfleyerek sıfırdan başlama zamanı…

Kimse kusura bakmasın, biz insanların acemi birliği değiliz, herkes kendini iyileştirmek  ve kendi sevgi dilini bulmak zorunda. Rüşdünü ispatlamak için türlü aksiyonlar alarak dikkat çekmek yerine;

*İletişim kurmayı öğrenmeli,

*Aidiyet duygusunu geliştirmeli,

*Yukarıdaki videoda izlediğiniz gibi içindeki çocukla aynada yüzleşmeye cesaret etmeli. İçindeki çocuk ne söyleyince değil, ne yapınca mutlu oluyor( O çocuğun tek bir derdi var aslında kendini güvende hissetmek),

* Tek başına kalmayı yalnızlık değil, kendi özel alanı olarak kabul ederek; kendi ile vakit geçirebilen iyileşmiş, sağlıklı bir birey olmayı öğrenmeli,

*İnsanlarla iletişim kurarken her alanına giren insana bluetooth gibi duyguları olumsuz da olsa bağlanmak yerine, reddetmeyi bilmeli. Bir zamanlar en sık yaptığım hataydı. İnsan özünde iyidir, felsefesi ile yaklaşır, iyileştirmeye çabalardım, lakin enerji vampiri oldukları için beni zihnen ve ruhen tüketmek en büyük öncelikleriydi. (Eğer doktor hastalanırsa; kimseyi iyileştiremez, bu ilk kural. Kendinize haksızlık etmeyin),

Bana göre diğerlerine nazaran en önemlisi ise kendisine ve doğrularını ters olan bir durum ve olayla karşılaşmışsa “Hayır! Dur!” diyebilme özgürlüğünü sonuna kadar kullanmalı. Seçici olmak kalitedir. Sizin kalitenizi tercih ettiğiniz kişilerin kalitesi belirler. Slogan belli:) Dikkat edin kalite düşmesin…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin