HATA YOKSA TEHLİKE VAR

“Sahneye çıkmadan önce kendimi evinde davet veren bir ev sahibi olarak düşünüyorum… Ev sahibi olarak yapabileceğiniz en kötü şey, misafirlerinize endişeli olduğunuzu hissettirmektir. Çünkü bu herkesi rahatsız eder.

Çelloyu da işte böyle çalıyorum. Konser sırasında yaptığım ilk hatayı kucak açarak karşılıyorum. Omuz silkip gülüp geçiyorum ve beynimin her şeyi yargılayan kısmını kapatıyorum. Endişe fikrini kafamdan atıyorum. Sadece müziğin duygusu içinde kendimi kaybediyorum ve işte en iyi performansımı da bu zamanlarda ortaya koyuyorum.“*

Bunlar dünyaca ünlü çello virtüözü Yo Yo Ma’nın sözleri. Müzik yolculuğuna 5 yaşında başlayan, çocukluğundan itibaren “dahi” olarak bakılan Yo Yo Ma, bugüne kadar sayısız başarıya imza atmış, 70’i aşkın albüm çıkarmış, birçok ödül almış, dünyanın en önemli orkestralarında çalmış bir müzisyen.

Yo Yo Ma için dönüm noktası, başarısız bir konser deneyimi olmuş: 19 yaşında verdiği bir konserde bütün notaları doğru çalarken, birden kendini kötü hissetmeye başlamış. “Her şey izleyicileri sıkacak derecede hatasızdı. Ben neden buradayım, ben bile sıkıldım diye düşündüm” diyor. O noktada, hatasız olmaya çalışmanın gerçek iletişimi engellediğini, sürekli hata yapma endişesi içinde, hiç bir duygusunu aktaramadan çaldığını fark etmiş. O noktadan sonra rahatlamaya ve her şeyi akışına bırakmaya karar vermiş. Onu Yo Yo Ma yapan da bu. Müziğinin asıl amacı dinleyenlere birşey hissettirmek, hata yapmamaya odaklanmak değil…

Hata yapmamaya çalışırken duyguyu aktaramamak, yeni bir şey denememek, hatta hiçbir şey yapmamak… Bu ciddi bir sorun. Öyle ki, iş dünyasında da, “hata yapmıyorsa birşey yapmadan oturuyordur” diye düşünerek hata yapmayan elemanlarını işten atan dünya devi şirketler var.

Sınavda hata yapmadınız diye sizi okuldan atan bir okul sistemi düşünsenize… Ya da “Ne olacak senin bu halin, bütün soruları doğru yapmışsın” diyen bir öğretmen… Bunu dese dese kopya çektiğini düşündüğü için der. Ya da “Bütün notaları doğru çaldın. Çok sıkıldım” diyerek seni eleştiren bir müzik öğretmeni… Korku, itaat ve ezber kültürünün hakim olduğu bir iklimde bunları duymak da zordur.

Çocuk hata yapma korkusunu genellikle önce aile ve çevreyi model alarak ya da onların başkalarının hatalarına tepkilerinden yola çıkarak öğrenir. Okula başladığında, okul da çocuğa genellikle “hatasız olduğun kadar başarılısın” mesajını verir. Neyi iyi yaptığına değil, nerede hata yaptığına odaklanır, ama amaç birşey öğretmek değil, sana verilen bilgiyi ne kadar iyi ezberlediğini görmek ve o bazda sana bir değer biçmektir. Öğrenciler birbirilerine hep “sınavdan kaç aldın?” diye sormaz mı? “Nerede hata yapmışsın, doğrusu neymiş, ne öğrendin?” diye soran var mı? Yok, çünkü sınavın amacı o değildir.

Karnesi zayıf olduğu için maruz kalacağı şiddetin korkusuyla intihar eden öğrenciler bile var bu ülkede. Bir kağıt parçası üzerindeki rakamlar yüzünden canına kıyan küçücük çocuklar… Kendi değerlerini sadece o kağıt parçasından ibaret sandıkları için, kendilerine öyle hissettirildiği için…
Marina Semyonova adında Rus bir dans hocası, öğrenci seçmelerinde öğrencilerin ne kadar hatasız olduklarına bakarak değil, ne kadar çabaladıklarına ve ne kadar zoru seçtiklerine bakarak karara varıyormuş: Kolayı değil, zoru seçenleri takdir ediyor ve sınıfında ‘Bu zor, yani eğlenceli’ cümlesini sık sık tekrar ediyormuş. (Her Çocuk Üstün Yeteneklidir, Bahar Eriş).
Böyle bir ortamda korku değil, olumlu duygular ve öğrenme ön planda olur.
Öğretmenler ve anne babalar olarak okulda ve evde nasıl bir iklim yaratıyorsunuz? Kendi hatalarınıza veya çocuklarınızın hatalarına nasıl yaklaşıyorsunuz? Dünyanın sonu gibi mi, utanılacak birşey gibi mi, gülünecek bir şey gibi mi, önemsenmeyecek bir şey gibi mi, kutlanılacak bir şey gibi mi?

Mesela bu yazının başlığında eksik olan “E” harfine nasıl, hangi duyguyla tepki verdiniz? Hatayı görünce beyniniz birden harekete geçmedi mi? Belki de bu yazıdan en çok aklınızda kalacak olan şey bu olacak.

Elinizde hata yapmak gibi muhteşem bir öğrenme aracı var. Üstelik Yo Yo Ma örneğinde olduğu gibi, hatalar monotonluğu kırarak eğlenmemizi de sağlayabiliyor: Okullarda olmasını istediğimiz iki şey de eğlenmek ve öğrenmek değil mi?

Hatayı eğlenmek ve öğrenmek için nasıl “kullanıyorsunuz”?

Bu sorunun cevabı bir çocuğun hayatında çok şeyi değiştirebilir.

*Jonah Lehrer, “Imagine: How Creativity Works”

Dr. Bahar Eriş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.