GELİNİM MUTFAKTA: Bir Yarışma Malzemesi Olarak Gelin-Kaynana Çatışması

Gelin-kaynana çatışması, Antik Yunan’dan bu yana süregelen bir olgudur. Tarihte bunun ilk örneğini Yunan Mitolojisi’nde yer alan Tanrıça Afrodit ile gelini Psike arasındaki ilişkide görmek mümkündür. O tarihten günümüze uzanan süreçte; sosyo-kültürel yapısı ve eğitim düzeyi fark etmeksizin gelin ve kayınvalide arasında yaşanan, paylaşılamayan erkek (kadın için koca, kaynana için oğul) nesnesi üzerinden bir güç savaşına dönen bu durum, aslında o erkek üzerinden bir iktidar kazanma mücadelesini ifade eder. Bu mücadelede kaynana oğlunun gözündeki iktidarını kaybetmemek için direnç gösterirken, gelin de kocasının annesinden devraldığını düşündüğü tahtındaki ve kocasının gözünde görmek istediği iktidarı korumak için direnç gösterir. Evlilik yoluyla oluşan bu yeni akrabalık bağı ile kadının toplum içindeki rolünün yanına aile içindeki rolü eklenir. Böylece her iki pozisyondaki kadın da, içselleştirdikleri kadın rollerinin yanına bir de toplumun bu yeni konumlarından beklediği “gelin” ve “kaynana” rollerini eklerler. Bu roller öncesinde gelin, daha önce kendileri de birer gelin olmuş diğer kayınvalidelerden ve anneden, kayınvalideye karşı dik durmak, kendini ezdirmemek üzerine ders alırken; kayınvalide de geliniyle iyi geçinmenin zayıflık olduğu inancı ve söylentileri üzerinden kendi konumunu sağlam tutmaya çalışır. Her iki taraf da bu inançlarla bir araya geldiklerinde, çatışmaya götüren süreç başlar. Bugüne kadar birçok dizi, film ve programa konu olan bu gelin-kaynana çatışması, son yıllarda kendini bir de yarışma programlarında gösterir olmuştur.

Gelinim Mutfakta

2018 yılı Mart ayında televizyon ekranlarında yayınlanmaya başlayan ve halen devam eden “Gelinim Mutfakta” adlı yemek yarışması, reklâmlar gibi yarışma programlarının da sosyal ilişkilerin ve toplumsal rollerin izleyiciye sunulduğu programlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Gelinlerin yemek yapması ve kayınvalidelerin de kimin yaptığını bilmeden lezzetlerine göre bu yemekleri puanlaması üzerine kurgulanmış olan yarışmada gelinler bir yandan yemek yaparken diğer yandan birbirleri, eşleri, kayınvalideleri hakkında fikir ve beyanlarını açıklar; o sırada kayınvalideler de ayrı bir odada birbirleri, oğulları ve gelinleri hakkında söylemlerde ve eleştirilerde bulunur. Yemekler hazır olduktan sonra kayınvalideler tek tek yemekleri tadarak kendi gelinlerinin yaptığı yemeği bulmaya ve en yüksek puanı ona vermeye çalışırlar. Böylece en çok puanı toplayan gelin-kaynana çifti hafta sonunda çeyrek altın, ay sonunda da 5 bilezik ile ödüllendirilir.

Temelde bir yemek yarışması formatında olan bu program, toplumumuzda yaygın gelin-kaynana çatışmasının normalize edilerek sunulması açısından dikkat çekicidir. Kayınvalidesine kendini ezdirmediği mesajını izleyiciye gerek cümleleri gerek tutumları ile gösteren gelin modeliyle, evlense de oğlunun biriciği olduğu ve gelininin kendi yerini alamayacağı mesajını veren kaynana modeli bu yarışmanın başrolünü paylaşır. Aslında her biri kendi algısındaki hikâyenin başrolü olan bu kadınlar, aynı zamanda diğer çiftlerin (gelin-kaynana) yarışma içindeki ilişkilerinin de yardımcı oyuncularıdır. Programın ilişkiler bağlamında dikkat çeken bir özelliği ise; ikili iletişimleri çatışma üzerine kurulu olan gelin-kaynana çiftlerinin yarışmayı kazanmak için kurdukları ittifak sürecinde diğer gelin-kaynana çiftlerine yönelik suçlamalar ve hakaret boyutuna varan eleştirilerde bulunmasıdır.

Yemek yaparken hakimi olunan mutfak tezgâhının yanında diğer gelinlere karşı da üstünlük sağlama yarışının net bir şekilde görüldüğü programda, kadınlar arasındaki rekabet çok net biçimde ekrana yansır. Popüler kültürün yemek yarışması formatı üzerinden yansıttığı bu gelin-kaynana anlatısı, kadın rollerine ilişkin algıların zihinlerde bu şekilde kodlanmasını da destekler niteliktedir. Kısmen ya da tamamen kurgu olma ihtimali olsa dahi birçok ailede var olan çatışmaya dayalı bu kalıplaşmış ilişki biçimi, bu sayede kendini temsil ortamı bulur ve bu bağlamda topluma hakim değerler sistemi, varlığını izleyiciye hatırlatma fırsatı yakalar.

Evlilik yoluyla aileye katılan kadının adı artık “gelin”dir. Bu ünvan adı, mesleği, sosyal statüsü, eğitim durumu ne olursa olsun kadının tüm ünvanlarının tepesine yerleşir. Kadın gruba (kocanın ailesi) sonradan dahil olduğu gibi, bu grup tarafından koca ile annesinin ilişkisini bozma potansiyelini taşyan da kişi pozisyonundadır. Programdaki diyaloglarda gelinlerin “eşlerinin anneleriyle olan ilişkilerine karışmadıklarını”, kayınvalidelerin de “oğullarının arada iyi bir denge kurduklarını” söylemeleri bu durumu örneklendirir. Genel söylemlerde ve sunucu tarafından aralarındaki ilişkiler üzerine sorulan sorulara yanıtlarda gelinler de kayınvalideler de iyi anlaşmaları gerektiğini, kimi zaman da iyi anlaştıklarını belirtmelerine karşın; konu çatışma nesnesi olan erkeğe (koca/oğul) geldiğinde ayrışma kendini gösterir. Aynı ayrışma puanlamalarda gelinin kendi kayınvalidesinden, düşük puan aldığında verdiği tepkide de görülür. Kayınvalide sorguya çekilir, kendi gelininin yaptığı yemeği tanımaması eleştirilir, damak tadı olmaması ile değerlendirilir. Az önce ayrı odada diğer kayınvalidelerle birlikte iken dik duruşundan ödün vermeyen kaynana ise, ya yarı güvensiz bir ses tonuyla kendince savunmaya geçer ya da gelinini (diğer kayınvalideler tam puan vermiş olsa dahi) lezzetsiz yemek yapmış olmakla itham eder. Evlenirken sadece eşle değil ailesi ile de evlenildiği söylemi bir kez daha “ben buradayım” der.

Yine ataerkil sistemin bir gerekliliği olarak ortaya çıkmış olan evlilik sistemi içinde istenen, alınan, soyadı değiştirilen kadının girdiği aileye uyum göstermesi, bunu yaparken de gerekirse kendinden ödün vermesi beklentisi; bu yarışmada kimi kayınvalidelerin gelinlerine kurdukları, belki bir zamanlar kendilerine de söylenen “elbette bana saygı göstereceksin, benim oğlumla evlisin” cümlesi ile hayat bulur. “Eşinin ailesi tarafından seçilen gelin, daha sonra seçen konumuna geçerek sistemin devamlılığında önemli bir rol oynar” (Yakalı-Çamoğlu 2017: 36-37). Gelin bu cümleyi duyduğu an kendi birey oluşunu hatırlatarak saygısının gerekçesini kameralara ve dolayısıyla eş, dost, akrabaya açıklarken, belki zihninin ve duygularının reddettiği bu tutumu farkında olmadan, kayınvalide olduğunda kendi gelinine yansıtmak üzere içselleştirir.

Atasözleri ve deyimlerde de kendine çokça yer edinmiş olan gelin-kaynana çatışması, bu atasözlerinin bu programda kimi zaman kayınvalideler tarafından dillendirilmesi ile pasif bir çatışma olarak da varlığını sürekli korumaktadır. “Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse, gelinin başını yarar”, “Oynamak istemeyen gelin, yerim dar dermiş” söylemlerini başarısız buldukları yemekler sonrasında gelinlerine söyleyen kayınvalideler, böylece kendi içlerinde eleştirilerini haklı gerekçelere dayandırırlar.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından, sürekli karşılıklı suçlamalar ve tartışmalara yer vererek olumsuz örnek oluşturması gerekçesiyle ceza almasına karşın bu programın, hem bu çatışmayı canlı tuttuğu hem de sistematik duyarsızlaştırma yöntemi[1] ile bu çatışmanın normal olarak algılanmasını desteklediği söylenebilir.

Yapılan arkeolojik kazılara dayanılarak gelin-kaynana arasındaki ilk anlaşmazlığın dört bin yıllık bir geçmişi olduğu ve çivi yazısı bir tablette genç bir kadının, kendinden binlerce kilometre uzaklıktaki eşine “Gel beni bu annenden kurtar, yoksa öleceğim” dediği (İspirli, 2004: 19) düşünüldüğünde, bu çatışmanın aile içinde nesilden nesile aktarılmasının, kırılması zor bir döngü olduğunu söylemek mümkündür. Ancak toplumun algı sisteminde önemli rolü olan medya aracılığı ile bu döngünün kısır bir döngü olduğu farkındalığı yaratılmasının yerine bu döngünün sürdürülebilir hale gelmesi sağlandığı sürece, kadının toplumda ve ailede kendini anlatması daha da zorlaşacaktır.

[1] Psikiyatr Joseph Wolpe tarafından geliştirilen sistematik duyarsızlaştırma yöntemi, kaygı verici bozuklukların tipik kaygı yanıtlarını ve kaçınma davranışlarını bitirmeyi amaçlar. “Duyguların köreltilmesi” olarak tanımlanabilir. Bu noktada medyanın da sistematik duyarsızlaştırmada önemli rol oynadığı söylenebilir.

Kübra Karahanoğlu
Psikolojik Danışman, Eğitimci

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin