FARELER VE İNSANLAR

FARELER VE İNSANLAR

Dr. Bahar Eriş

(BERKİN’E VE ÖLDÜKTEN SONRA BİLE SEVGİDEN YOKSUN BIRAKILAN TÜM ÇOCUKLARA İTHAFEN…)

“Çocuklar Nasıl Başarılı Olur” (How Children Succeed) diye ilginç bir kitap okuyorum* (Kitabı okumam için bana veren arkadaşım Özüm Arzık Erzurumlu’ya çok teşekkürler).

Kitapta ilginç bulduğum bir çok bölüm var ama şimdilik birini paylaşayım.

Bundan 10 yıl önce McGill Üniversitesi’nden Michael Meany adında bir sinirbilimci ve arkadaşları farelerle araştırma yaparken ilginç bir şey dikkatlerini çekiyor (Bu arada, neden fareler sorusunun cevabı şu; fareler ve insanların beyin yapıları birbirine yakın olduğu için birçok deney fareler üzerinde yapılır):

Laboratuvarda, anne ve yavru fareler aynı kafesin içinde yaşıyorlar. Araştırmacılar yavru fareleri arada ölçüp tartmak için kafeslerinden çıkarıyorlar. Sonrasında, fareleri kafese tekrar koyduklarında, bazı anne fareler yavru farelerin yanına sokulup birkaç dakika boyunca yalıyor, bir nevi yavrularını tımar ediyor.

Bazı anne fareler ise pek oralı olmuyor, yavruları kafese girmiş mi girmemiş mi pek umursamıyorlar.

Annelerin yaklaşımındaki bu farkın yavru fareler üzerinde fizyolojik bir etkisi olduğu keşfediliyor.

Yapılan testlerde, sevilip yalanan yavru farelerin stres hormonu (kortizol) düzeyleri diğer farelere göre daha düşük çıkıyor; yani anne farenin yavru fareye sokulup sevgisini göstermesi anksiyeteyi azaltıyor ve stres hormonlarını yatıştırıyor.

Araştırmacılar durumu ilginç bularak ilgi ve sevginin ne gibi bir etkisi olduğunu araştırmaya başlıyorlar. Haftalar süren gözlemlerin ardından, yavruları kafes dışına alınsın ya da alınmasın, farklı anne farelerin farklı yalama davranışı sergiledikleri görülüyor.

Bunun üzerine araştırmacılar (her seferinde bir saat olmak üzere) günde sekiz kez fareleri kafesten çıkarmadan sadece gözlem yapıyorlar ve annelerin yalama davranışını saniye saniye kaydediyorlar.

10 günün sonunda iki farklı anne fare kategorisi beliriyor: Yavrularını yüksek düzeyde yalayan anne fareler ve bunu az yapan anne fareler.

Araştırmacılar bunun uzun vadedeki etkilerini merak ediyorlar. Fareler 20 günlük olduğunda annelerinden ayrılıyor ve ergenlik dönemlerinin geri kalanını aynı cinsiyetten kardeşleriyle aynı kafeste geçiriyorlar. Fare olmak da zor.

100 günün sonunda olgunluğa eriştiklerinde, annelerinden ayrılmadan önce çok yalanan farelerle az yalananları karşılaştıran testler yapılıyor.

“Açık alan testi” denilen bir testte, farelerin hepsi, beş dakika boyunca büyük, daire şeklinde, üzeri açık bir kutuya yerleştiriliyor ve ortamı istediği gibi keşfetmelerine izin veriliyor.

Acaba ne oluyor?

Erken dönemde annelerinin pek de ilgi göstermediği stresli fareler, duvardan bir türlü ayrılamıyor. Diğer gruptaki daha cesur fareler ise duvardan ayrılıp bütün alanı keşfe çıkıyorlar (Hatta bir tanesi Paris’e gidip şef aşçı oluyor, bkz. Ratatouille filmi ).

Gergin fareler en fazla beş saniye keşifte bulunurken, cesur ve stressiz fareler iç alanda en az 35 saniye, yani 7 kat daha fazla zaman geçiriyor. Başka bir çok test daha yapılıyor ve hepsinde erken dönemde annesi tarafından yalanan farelerin daha meraklı, daha sağlıklı, daha atılgan, daha öz kontrollü oldukları ve daha uzun yaşadıkları ortaya çıkıyor.

Yani erken dönemde annenin sevgisi ve ilgisi, ileri yaşta inanılmaz davranışsal ve biyolojik farklar yaratıyor. Beyin araştırmalarında da, beynin stresi yöneten kısmının annelerinden ilgi ve sevgi gören farelerde daha gelişmiş olduğu görülüyor.

Acaba bu genetik bir geçiş mi diye de testler yapılıyor ve belirleyici olanın biyolojik annenin davranışı değil, fareyi yetiştiren annenin davranışları olduğu ortaya konuyor.

Yani durum genetik değil, çevresel. Sizi kimin doğurduğundan çok, sizi yetiştirenin size ne kadar ilgi ve sevgi gösterdiği asıl önemli olan. Yani fareye.

Farelerde durum bu. Ama tabii insanlarla yakın bir bağlantısı olmasaydı, buraya kadarki 529 kelimemi farelere ayırmazdım.

Meaney ve arkadaşları geçtiğimiz 10 yıl içinde genetik bilimcilerle ortaklaşa araştırmalar yürüterek, benzer durumun insanlarda da geçerli olduğunu ortaya koyuyorlar.

İntihar eden bireylerin beyinlerinde yapılan beyin dokusu analizlerinde stres tepkisiyle ilgili alanlar inceleniyor ve farelerdekine çok benzer bir örüntü ortaya çıkıyor:

Çocuklukta taciz edilen ya da kötü muamele görenlerin beyinlerinde, ilgi ve şefkatin yarattığı etkinin tam tersi bir etki görülüyor; yani yavru farelerde yalanmanın getirdiği sağlıklı stres tepkisinin onlarda var olmadığı görülüyor.

Devam araştırması niteliğinde başka bir araştırmada, NYU’dan Clancy Blair 1200 bebeği doğumdan itibaren takibe alıyor. 7 aylıktan itibaren her yıl, bebeklerin stresli durumlardaki kortizol düzeyleri ölçülüyor. Bu şekilde bebeğin stresle nasıl başa çıktığı gözlemleniyor.

Çevresel riskler, aile içinde çalkantılar, yoksulluk gibi olayların çocukların kortizol düzeyi üzerinde büyük etkisi olduğu görülüyor.

Ama sadece anneleri ilgisizse.

Annenin ilgili olduğu senaryoda, bu etkiler neredeyse tamamen ortadan kalkıyor.

Cornell Üniversitesi’nden Gary Evans da konuyu 20 yıldır araştıran kişilerden biri olarak tamamen aynı sonuçlara ulaşıyor; olumsuz durumların yarattığı olumsuz etkinin annenin ilgisiyle birlikte neredeyse tamamen ortadan kalktığını ortaya koyuyor.

Kitabın yazarı Tough şöyle diyor: “Diğer bir deyişle, anneniz siz bir oyun oynarken, örneğin Jenga oynarken, içinde bulunduğunuz duygusal duruma karşı özellikle duyarlı davrandıysa, hayatta karşılaştığınız kötülükler sizde neredeyse hiç bir olumsuz etkiye yol açmıyor.

Fiziksel tacize ya da şiddete uğrayan bir çocuğun, ilgiden yoksun ya da cesareti kırılmış bir çocuğa göre daha kötü durumda olacağı varsayımında bulunuyoruz. Çocuğunu oradan oraya, bir aktiviteden diğerine koşturan süper annenin çocuğunun, “normal” düzeyde sevgi ve ilgi gören bir çocuğa göre çok daha iyi durumda olacağını varsayıyoruz.

Ancak araştırmalar, abartılı olma gereği olmadan, sadece iyi bir anne baba olmanın, yani çocuğun duygusal durumunun farkında olup, ona sevgisini ve ilgisini esirgemeyen bir anne baba olmanın uzun vadede çocuğun hayatında çok büyük farklar yarattığını ortaya koyuyor.”

Bir taraftan bu büyük şans: Eğitimin çoğunlukla ticarete döndüğü şu dünyada ve ülkede, bu kadar büyük fark yaratan aile sevgisi ve ilgisini kimse parayla satamaz ya da satın alamaz.

Bir taraftan, sevgi ve ilgiyi çocuğa istediği her şeyi alıp istediği her şeyi yapmakla karıştıranlar var…

Bir taraftan her türlü ilgi ve sevgiden yoksun büyüyen çocuklar var…

Bir taraftan annesiz babasız büyüyen çocuklar var; etraflarında ilgi ve sevgi gösteren birileri belki var belki yok…

Bir taraftan ekmek almaya giderken vurulan ve hiç büyüyemeyen çocuklar var… Hatta öldükten sonra bile onlardan sevgi ve saygıyı esirgeyen, bir fare kadar bile merhamet taşımayan alçak yaratıklar var.

Anne ya da babaysanız ya da çocuk yetiştirmek sorumluluğunu üstlenmiş bir yetişkinseniz ve bu yazıyı okuyorsanız, çocuğunuzun/çocuklarınızın hayatta olduğunu ve bir çoğuna göre şanslı olduğunu(zu) varsayabiliriz. Çünkü çocuğum için neyi daha iyi yapabilirim sorusuna cevap arıyorsunuz.

Zaten sağduyu sahibi olan herkes de aynı şeyi savunur diye düşünüyorum ama bilimsel araştırmalara göre de, yapabileceğiniz en iyi şey, çocuğunuzu sevmek ve ona yanında olduğunuzu hissettirmek gibi görünüyor. Bunu yapıyorsanız, işin en önemli kısmı hallolmuş demektir. Strese gerek yok.

* Paul Tough, How Children Succeed, 2012, Houghton Mifflin Harcourt Publishing Co.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.