Eğitimi Nasıl Oyunlaştırabiliriz? (2)

Benim kafamdaki gizli soru “Eğitimi nasıl oyunlaştırabiliriz?” sorusuydu. Bu şekilde cevap yazanlar olduğunu gördüm.
Ama amacım “yazıyı yazdığı için otorite sahibi” olan kişi olarak kendi doğru cevabımı empoze etmek değildi. Yapmak istediğim “tek bir doğru cevap var ve ben onu arıyorum” şeklinde anlaşıldıysa benim hatam. Öyle olsaydı yazıda savunduğum görüşlere karşı gelmiş olurdum. Çünkü bu egzersizde önemli olan benim kafamdaki sorunun ne olduğu değildi. Tek doğru cevap, keşif fikriyle örtüşmezdi: Keşif, öngörülen cevaba değil beklenmedik bir cevaba ulaşmaya olanak tanır. Önemli olan, okurda düşünce sürecini tetiklemekti. Okuyan kişinin kendi anlayışı ve çıkarımları çerçevesinde, tabii ki konuyla ilgili olacak şekilde, kendi yorumunu yaparak bir soruya ulaşmasıydı. Amaç, yazıyla kişisel ilişki kurdurabilmekti.

Farklı cevaplar gelmesine sevindim.

Bence eğitim de buna benzer olmalı. Cevaplar üzerine değil sorular üzerine kurulmalı. Çocuklara cevapları bilinen sorular sormak yerine, cevapları bilinmeyen sorular sorup ya da sordurup onlara keşif imkanı tanımak üzerine kurulmalı. Elbette bunu yapabilmek için de bir bilgi birikimi gerekiyor, bunun değerini yadsımıyorum. Ancak öğrenim, daha çok keşfe ve sorgulamaya dayalı yürüdüğünde, daha kişisel, daha kalıcı, daha derin, daha anlamlı ve daha eğlenceli diye düşünüyorum.

Bana “iyi de, eğitimi nasıl oyunlaştıracağız?” diye soranlar oldu. Bu güzel bir soru.

İyi de, eğitimi nasıl oyunlaştıracağız?

“World Peace Game” (Dünya Barış Oyunu) diye online bir oyun var. John Hunter’ın geliştirdiği oyunda, 4. Sınıf öğrencileri, gerçek hayattan senaryoları (örneğin küresel ısınma sorununu çözmek gibi) simülasyon yoluyla canlandırarak geleceğin liderleri olmayı öğreniyorlar. Bu oyunla John Hunter, Time Dergisi tarafından yapılan değerlendirmede 2012 yılının en önemli 12 eğitim aktivisti arasında yer aldı.

Bu, bilgisayar bazlı bir oyunlaştırma örneği. Elbette teknolojinin gelişmesiyle birlikte müfredat konuları da bu şekilde oyun programlarına dönüştürülerek öğrencilere aktarılabilir.

Bu güzel ve etkili bir yöntem, oyunlaştırmaya iyi bir örnek. Ama oyunlaştırma sadece bilgisayar oyunları aracılığıyla öğrenmekşeklinde dar anlamıyla ele alınmamalı.

En basitinden “soruya soruyla cevap vermek” bile,oyunlaştırmaya basit ve güzel bir başlangıç.

Mesela çocuğunuz size geldi, “Anne/ Baba/ Öğretmenim/ Babaanne/ Anneanne/ Hala/ Amca/ Dede, muhalefet ne demek?”dedi.

Böyle bir durumda tepkiniz ne olur?

a) Anlatayım yavrum. Bak şimdi…
b) Sence ne demek?
c) Birlikte araştıralım mı?
d) Kafanı bunlarla meşgul edeceğine git matematik ödevini bitir.
e) İşim var şimdi.
f) Muhalefet mi? Bu ülkede öyle birşey mi var?

Bunların hepsi olası ve var olan tepkiler. Kiminin haklı gerekçesi de olabilir. Ama amaç çocuğun merakını körüklemek ve düşünme sürecini aktif hale getirmekse, “Sence ne demek?”, doğrudan cevabı vermekten daha faydalı ve eğlenceli olacaktır. “Bilmiyorum, birlikte araştıralım” da “bilmediğimiz zaman, araştırabiliriz, farklı kaynaklara gidebiliriz, sana verilen bilgiyi kabullenmeden kendin araştır, her kaynak eşit derecede değerli olmayabilir” gibi sonuçlar getirecektir.Yani burada “muhalefet”in ne demek olduğu bilgisini doğrudan aktarmaktansa bu yöntemleri izleyerek, çok daha önemli bir alışkanlık ve düşünme biçiminin temellerini atmış oluruz.

Sınıf ortamında da aynı şey mümkün. Öğretmen tahtaya çıkıp “Güneş sistemi nedir?”i anlatmaktansa bunu nasıl oyunlaştırabilir? Bir yöntem şu olabilir: Öğrencilere soruyu sorar, küçük gruplar oluşturur, gruplar bilgisayardan ya da kitaplardan araştırma yaparlar, sonra her grup kalkıp kendi öğrendiklerini paylaşır ya da bu bir yarışmaya dönüştürülür. Her grup diğer gruplara sorular hazırlayabilir, karşılıklı sorular sorarlar (Ben bunu üniversitede de yapıyorum; hatta elimde düdükle sandalyenin üzerine çıkıp süre dolunca düdük çalıyorum ve bu şekilde yarışma havası daha da hakim oluyor). En sonunda da genel bir tartışma yapılır, eksik kalan yerleri, hataları öğretmen ve öğrenciler birliktedüzeltir.

Sonrasında verilen ev ödevi de açık uçlu olabilir. Herkes güneş sistemiyle ilgili öğrendiklerini kendi öğrenme stili, eğilimleri, düzeyi ve ilgi alanları çerçevesinde ödeve dökebilir: Biri bir oyun yazabilir, bir diğeri bir koreografi hazırlayabilir, biri bir hikaye ya da şiir yazabilir, biri 3 boyutlu bir güneş sistemi modeli hazırlayabilir, biri resim yapabilir, biri proje hazırlayabilir, biri gerçek bir bilim dergisine yazı yazabilir, biri video hazırlayabilir. ABD’de doktora sırasında en çok eğlendiğim ve araştırma yaptığım ödevlerden biri, istediğimiz herhangi bir formatta eğitim sistemini eleştirmekti. SamuelBeckett’in “Godot’yu Beklerken” oyununu uyarlayarak bunu yapmıştım. Müthiş zevkliydi.

Sonra bu projeler sınıfta, bloglarda, inşallah kapatılmazsa Facebook’ta, inşallah tekrar kapatılmazsa Twitter’da, inşallah tekrar açılırsa YouTube gibi sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılabilir. Gerçek bir izleyici kitlesiyle buluşmak ve gerçek geri bildirim almak bile kendi içinde motive edici değil mi?

Ya da tarih dersinde Birinci Dünya Savaşı hangi tarihlerde kimler arasında oldu diye sorduktan sonra, belki sınıfı ikiye bölüp bir tarafı kazanan bir tarafı kaybeden rollerine büründürmek,tartıştırmak, buradan derslerçıkarmak daha eğlenceli ve öğretici olmaz mı?

Bugün artık cevabını Google’da arama yaparak bulabileceğimiz bilgileri ezberlemenin ve sınavda sormanın ne alemi var?

Öğretmen ve aile “bilen”, “öğreten” rolünden sıyrılıp, “araştırmaya sevk eden, öğrenmeye aracılık ve rehberlik eden”, “kolaylaştıran”, “çerçeveyi organize eden” gibi rolleri benimsediğinde, oyunlaştırma için çok temel bir adım atılmış olacaktır.

Şimdi ödüle gelelim. Bana toplam 10 cevap gelmiş. 1’den 10’a kadar rakamları küçük kağıtlara yazdım ve kura çekerek bir yerine iki isim belirledim. Bunu gerçekten yaptığımı resimlerle belgeledim J.

Kitap ödülü iki kişiye gidecek. 2. ve 10. yorumu yazan okurlar lütfen bana isim ve adres bilgilerini göndersinler.

Dün 23 Nisan’dı. Çocukların çocukluklarına ve hak ve özgürlüklerine saygı gösterilen 23 Nisanlara…