EĞİTİM VE ŞİDDET

EĞİTİM VE ŞİDDET

Günümüzde şiddet karşımıza sıkça çıkan kavramlar arasında yer almaktadır. Aile içi şiddet, kadına şiddet, arkadaşlar arasında şiddet ya da okulda şiddet ne yazık ki hayatın bir parçası haline gelmiştir. Konuşmanın sorunları çözebileceği bilindiği halde bu yönteme başvurmak yerine şiddeti seçmek yanlıştır. Her şeyden önce sorunları bu şekilde aştığımızı sansak da şiddet hiçbir sorunu çözmez. Aksine onları aşılması daha da zor bir boyuta getirir. Ulus olarak bu duruma nasıl geldiğimizi eğitime gönül vermiş bir insan olarak okulda şiddet başlığı altında dile getirmek istiyorum; ama bu durumu sadece bir yönden değil birkaç yönden incelemek gerektiği düşüncesindeyim.

Okulda şiddet tek yönlü bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü bu söz söylendiğinde akla sadece öğretmenin öğrencisine dayak atması gelmektedir. Öğrencilerin okul içinde birbirine şiddet uygulaması ya da daha vahimi öğrencilerin öğretmenlerine karşı şiddet uygulamasıdır. Kimi zaman da velilerin öğretmenlere şiddet uyguladıkları görülmektedir. Bütün bu alt kategoriler okulda şiddet başlığının büyük bir sorun olduğunu göstermektedir.

Benim üzerinde durmak istediğim kategori ise öğretmenlerin öğrencilerine şiddet uygulamalarıdır. Aslında bu konuyu günümüz koşullarıyla değerlendirmeye başlamadan önce eğitim tarihimize kısa bir göz atmamız gerekir. Örneğin; Osmanlı döneminde falakanın eğitimde bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığı bilinen bir gerçektir. “ Osmanlılar falakayı mahalle mekteplerinin dışında medreselerde ve özellikle daha sıkı bir disiplin gerektiren askeri okullarda kullanmışlardır.”(2008) Kısaca Osmanlılardan günümüze kadar dayak bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Hatta atasözlerimize kadar girmiştir. “Dayak cennetten çıkmadır.” , “ Öğretmenin vurduğu yerde gül biter.”  bunun örnekleridir. Günümüzde ise şiddet kavramı sadece fiziksel olarak öğrenciye zarar verme anlamına karşılık gelmemektedir. Psikolojik olarak öğrenci üzerinde baskı oluşturma ya da sözlü saldırı okulda şiddet başlığı altına girebilir. Burada akla gelebilecek ilk soru neden böyle bir yola başvurulduğu ya da niçin sonuçların her iki taraf için de düşünülmediğidir. Sonuçların neler olabileceği ise ayrıntılı olarak incelenebilecek bir diğer noktadır. Bu yüzden bu durumu sade bir açıdan değerlendirmemek gerekir. Olaya öğretmen, öğrenci ve toplum açısından bakmak daha derin düşünmemizi sağlar.

İnsanlar bir öğretmenin öğrencisine şiddet uygulamasına farklı açıdan bakmaktadırlar. Çünkü bu olay sadece tek bir yönden değerlendirilmemelidir. Öncelikle bu durumda öğretmenin açısından bir bakış açısı geliştirmeliyiz. Ülkemizde öğretmenler çok rahat koşullarda çalışamamaktadırlar. Örneğin; bir öğretmenin aynı anda altmışar kişilik iki sınıfa bakması çok yadırganan bir durum değildir. Bu yüzden disiplini sağlamak onlar için daha zor hale gelmiştir. Sınıf yönetimini sağlamak için çoğu zaman böyle yanlış yollara başvurmakta ve öğrencilerine psikolojik ya da fiziksel şiddet uyguladıkları görülmektedir. Ne yazık ki bu taktikleri sınıf yönetimi konusunda uzun süreli olmamakta aksine öğrencileri okuldan soğutmaktadır. Üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer faktör de yapılan araştırmalar sonucunda öğrencilerine şiddet uygulayan öğretmenlerin çoğunun çocukluklarında ailelerinden şiddet gördüğü gerçeğidir ( Hymann & Snook; 1999) . Aslında bu durum şiddetin ailede başladığının bir göstergesidir. Bastırılmış ve ezilmiş bir çocukluk yaşayan öğretmen, mesleğe başladığında bilinçaltına ittiği bu durumu canlandırarak içinde yatan şiddet dürtüsünü ortaya çıkarabilir. Ayrıca, her insanın bilinçaltında şiddet dürtüsü barındırdığı Freud tarafından savunulmaktadır. ( Carlson,Heth & Miller vb; 1997). Bu yüzden, okullarda görülen bu şiddet olayları da bastırılmış saldırganlığa örnek olabilir.

Önceden de belirttiğimiz gibi duruma farklı perspektiflerden bakmak hassasiyeti idrak edebilmek açısından önemlidir. Bu yüzden öğrenci tarafını inceleyecek olursak burada değinmemiz gereken tek nokta öğrencinin hissedebileceği duygular olmalıdır. Her şeyden önce öğretmen tarafından öğrenciye dayak atılma kavramı insana son derece kötü duygular hissettirmektedir. Kendimizi dayak yiyen bir öğrencinin yerine koyarsak bu durumu daha iyi anlayabiliriz. Üzüntü, korku, hayal kırıklığı ve umutsuzluk öğrencilerin yaşayabileceği hissedebileceği duygulardır. Eğer öğrenci, arkadaşlarının gözü önünde şiddet görmüşse hissettiği duygulara küçük düşme ve arkadaşlarına karşı mahcubiyet de eklenir. Derslere ve okula karşı bir isteksizlik ya da depresyon ve kendine güvenin çöküşü gibi durumların görülmesi son derece olağandır (Hymann & Snook; 1999). Ayrıca, öğretmenlerin öğrenciler için bir model rol oluşturduğu unutulmamalıdır. Herhangi bir şiddet olayında öğretmenin model rolü çöker ve o, öğrenci için sıradan bir insana dönüşür. Bu yüzden öğrenci karşısındakine güven duygusunu da yitirebilir.

Okulda şiddete sosyal açıdan bakacak olursak toplumun ikiye ayrıldığını görebiliriz. Çünkü toplumun bir kesimi bunu tamamen reddederken diğer bir kesimin bunu hoş görebileceği söylenebilir. Birinci kategorideki kesim dayağın hiçbir zaman eğitimde yer almaması gerektiğini düşünür. İkinci kategorideki insanların bakış açısını biraz genişletecek olursak da “eti senin kemiği benim” mantığının bu gruba hakim olduğu fark edilmektedir. Bu mantığı savunan kesim genelde öğretmenin haklı olduğu görüşünü savunur; ama çocuk büyük zarar gördüğünde yargılayıcı konuma dönüşür. Çünkü toplum hiçbir şekilde çocuk üzerinde kalıcı hasar istemez. Özellikle maddi açıdan yoksun kesimin çocuklarının bu tür olaylarda adı geçmekte ve bu durum yapılan bir araştırmada ekonomik ve duygusal açıdan yoksun ve okul idaresine başvuracak cesarete sahip olmayan ailelere bağlanmaktadır. (Hymann & Snook;1999). Aslında bu olayın farklı bir boyutudur. Çünkü işin içine ekonomik sebepler de girmektedir; ama ne olursa olsun hiçbir aile çocuğunun şiddet görmesini istemez. Öte yanda yukarıda bahsi geçen yanlış mantıktan arınılmazsa şiddet vakalarından kurtulmak bir hayal olarak görülmektedir.

Sebep ne olursa olsun öğretmenin öğrencisine şiddet uygulaması kabul edilemez. Bu suçun engellenebilmesi için ciddi önlemler alınmalıdır. Bu nasıl olabilir diye bir soru sorulduğunda cevap olarak ne verebiliriz? Öncelikle ailelerin bilinçli olması ve gereken her koşulda çocuklarını savunabilmeleri gerekmektedir. Her ne kadar ekonomik faktörlerin ve gücün bazen durdurucu olabileceğini söylesek de bu bir bahane olamaz. Her aile çocuğundan ve onun geleceğinden sorumludur. Ayrıca okul idarelerinin tutumu da önemlidir. Bazen haber metinlerinde karşımıza çıkan okulda şiddet olaylarında idarelerin sessiz kaldıkları göze çarpmaktadır. Bu durum kabul edilemez. Her şeyden öte öğretmenlerin bir birey olarak bu olgunun ne kadar ağır ve yaralayıcı olduğunu sürekli hatırlarına getirmeleri ve gerektiğinde kendilerini kontrol edebilmeleri gerekmektedir.

Son olarak şiddetin hayatımızın bir parçası haline geldiğini belirtmek benim için üzücü bir durum olmaktadır. Özellikle okulda şiddet kabul edilmesi daha da zor bir olgudur. Aslında bu olguyu farklı açılardan düşünmek oluşturulabilecek çözüm yollarını artırmaktadır. İnsanların değerlendirmelerini yaparken bu büyük suçun arkasında yatan nedenleri ve yaratabileceği travmaları düşünebilmesi belki de bu olguyu ortadan kaldırmada atabileceğimiz ilk adım olacaktır.

 Başak Çalık

 

KAYNAKÇA

Hymann, Irwin A. & Snook, Pamela A .Dangerous Schools :What can we do about the Physical and Emotional Abuse of our Children. San Francisco, Josse_Bass Yayınları,1999

Carlson N. R., Heth C. D. & Miller H. ,Donahoe vb. Psyhology: The Science of Behavior. Blackwell Yayınları,1997

Falaka. Web site: http:// www.tarihoğretmeni.net  ,2008.

Resim: http://www.guncelegitim.com/haber/3055-egitim-sen-okullarda-artan-siddet-olaylarina-tepki.html