Eğitim Reformu Girişimi 19. Milli Eğitim Şurası ile ilgili bilgi notu yayınladı

MİLLİ EĞİTİM ŞURASI’ NIN İŞLEVİ
Milli Eğitim Şurası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın en yüksek danışma kuruludur ve eğitim
alanındaki en köklü kurullardan biridir. Yasal tanımı gereği, Türkiye’de eğitim sistemini
geliştirmek ve eğitimin niteliğini yükseltmek için eğitim ve öğretim ile ilgili konuları
incelemekten ve öneri niteliğinde kararlar almaktan sorumludur. Bu bilgi notu, Eğitim Reformu
Girişimi tarafından, bu yıl 19’uncu kez gerçekleştirilecek olan şuranın Türkiye’de eğitimin
yönetişimindeki işlevini sorgulamak ve bu konuda öneriler paylaşmak amacıyla hazırlanmıştır.
Milli Eğitim Şurası, yasal dayanağı 1933’te hazırlanan ve 1939’dan bu yana uygulanan köklü bir
gelenek olmasına rağmen geçmişten bugüne belirli aksaklıklarla gerçekleşmektedir. 1933 tarihli
yönetmeliğe göre şuranın her üç yılda bir toplanması, 1995’te çıkarılan yönetmeliğe göre ise
dört yılda bir toplanması gerekirken; bu takvime her zaman sadık kalınmamış, kimi
dönemlerde iki şura arasında sekiz yıla varan süreler geçmiştir. Örneğin 1962’den 1970’e dek ve
1999’dan 2006’ya dek şura toplanmamıştır. Şura, 2006’dan bu yana ise dört yılda bir
toplanmaktadır; bu, eğitimin paydaşlarıyla danışma sürecinin algısı ve istikrarı için olumlu bir
gelişmedir.

ŞURA KARARLARI EĞİTİM POLİTİKASINI NASIL ETKİLİYOR ?

Geçmiş şuralarda tartışılan konular ve alınan kararlar okulöncesi eğitimden öğretmen
yetiştirilmesine kadar oldukça geniş kapsamlıdır. Şura kararlarının eğitim alanındaki yasal
düzenlemeleri ve uygulamaları etkileyebildiği de bilinmektedir. Örneğin, 1940 yılında köy
ilkokullarının 3 yıldan 5 yıla çıkarılmasına ilişkin karar 1939 yılında yapılan 1. Şura’da
alınmıştır. 1996 yılında, 15. Şura’da alınan ilköğretimin 8 yıl, zorunlu ve kesintisiz olması kararı,
1997 yılında yasalaşmıştır. Şura kararlarının eğitim politikasına etkisinin en güncel örneği ise
2012 yılında yasalaşan kesintili 12 yıl zorunlu eğitime ilişkindir. “4+4+4” olarak da bilinen
değişikliğin, 2010’daki 18. Şura’da alınan bir karara dayandığı sıklıkla vurgulanmaktadır.
Ancak Şura’da alınan karar bir yıl okulöncesi eğitim de dahil olmak üzere 13 yıl zorunlu ve
kesintili eğitimi öngörmekteydi. Diğer bir deyişle, karar uygulamaya kısmen yansımış, bir yıl
zorunlu okulöncesi eğitim yasa koyucularca benimsenmemiştir. Ayrıca Şura’da çıkan karar da,
komisyondan farklı çıkmış olmasına rağmen genel kurulun son toplantısında verilen bir öneri
ile şekillenmiştir.
Okulöncesi eğitim, şura kararlarının yasa ve uygulamalara her zaman etki etmediğini
göstermek için iyi bir örnektir; çünkü okulöncesi eğitim 1981’den bu yana şuralarda tartışılan bir konudur. Ayrıca, şura kararları her zaman uygulanabilir ve eğitimin kalitesini artırabilir
nitelikte değildir. Örneğin, 18. Şura’da okul binalarının Türk mimari sanatının özelliklerini
yansıtarak öğrencilerde milli kimliğin oluşumuna katkı sağlanması kararı da alınmıştır. Sözü
edilen kararın eğitimin niteliğini artıracak politikalar geliştirmeye katkı koyma potansiyeli
belirsizdir.
Şuraların Türkiye’de eğitim politikası geliştirme süreçlerindeki yerinin ne olduğu açık değildir.
2014 yılında yapılan yönetmelik değişikliği ile “Bakanlık, şura kararlarına önemi ve önceliğine
göre Şura Kararlarını Uygulama Programı’nda yer verir” ifadesi “şura kararları tavsiye
niteliğindedir. Genel Sekreterlik, şura kararlarını ilgili birimlere gönderir” olarak
değiştirilmiştir. Şuralarda alınan kararların Bakanlık tarafından neden benimsendiğinin ya da
neden benimsenmediğinin açıklaması ise eksik kalmaktadır. Bakanlık’ın şura kararlarından
nasıl yararlanmayı hedeflediği belirsiz görünmektedir. Şuraların eğitim politikası geliştirme
süreçlerine olumlu katkı yapacak biçimde kurgulanmasının yolları aranmalıdır. Şuraların
Bakanlık’ın stratejik plan çalışmaları ile ilişkilendirilerek yürütülmesi, bir seçenek olabilir. Böyle
bir yöntem tercih edilirse, Bakanlık şurayı strateji geliştirme süreçleri için bir ön çalışma olarak
kabul edebilir ve şuralarda gerçekleşen tartışmalardan ve alınan kararlardan stratejik planları
geliştirirken yararlanabilir. Başka bir seçenek de, var olan stratejik planın şura için tartışma
zemini sağlayacak bir girdi olarak kullanılması ve şuranın stratejik plana ilişkin görüşünün
alınmasıdır. Bu türden bir yaklaşım, Şuranın eğitim politikası geliştirme süreçlerinde daha açık
bir konuma sahip olması ve bütünlüklü bir eğitim stratejinin parçası olması anlamına gelir.

KATILIMCILIK SORUNLARI
Şuranın “tabii üyeler”i “Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonu Başkanı ve üyeleri, Bakan Yardımcısı, Müsteşar ve Bakanlık merkez teşkilatı birim
amirleri”nden; davetli üyeleri de “Bakanlık, bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, yerel
yönetimler, üniversiteler ile yurtiçi ve yurtdışından meslek odaları, sivil toplum kuruluşları,
özel sektör, basın ve yayın kuruluşları, öğrenci ve veli temsilcileri ile eğitim alanında şura
konusuyla ilgili çalışmalarıyla tanınmış uzmanlar”dan oluşur.
Şura öncesi çeşitli illerde yapılan hazırlık toplantıları, eğitimin farklı paydaşlarının politika
süreçlerine katılımını artırmak için önemli bir fırsat sunabilir. Ancak bu süreçlerin yeterince
katılımcı ve eşitlikçi biçimde işletilmediği gözlemlenmektedir. Toplantılara kimlerin katılacağı
konusunda belirsizlikler söz konusudur; davetlilerin hangi ölçütlere göre belirlendiği kamuoyu
ile paylaşılmalıdır. Öğrenci, öğretmen ve veli katılımında okul türlerine göre dengeli bir
dağılım olması sağlanmalıdır; azınlık okulları ve farklı türde meslek liseleri de dahil olmak
üzere çeşitli okulların bu toplantılara katılımı önemlidir. Ek olarak, sivil toplum örgütleri ve
sendikalar bakımından da benzer bir dengesizlik göze çarpmaktadır; toplantılara davet edilen
katılımcılar, alanda var olan çeşitliliği yansıtmamaktadır. Bu durum tartışmaların çok yönlü
ilerlemesine, etkin bir tartışma ve diyalog ortamının ortaya çıkmasına engeldir. Hazırlık
toplantılarında kadın katılımcı oranının da düşüktür: gerek hazırlık toplantılarında gerekse
şurada kadınların katılımını artıracak önlemlerin alınması gerekmektedir.
Geçmiş şuralarda ve 19. Şura için yapılan hazırlık toplantılarında tartışmaların kanıt temelli
ilerlemesinde güçlükler yaşandığı gözlemlenmiştir. Oysa sürecin kanıt temelli ilerlemesi
katılımı güçlendirebilir. Sivil toplum örgütlerinde, düşünce kuruluşlarında, araştırma
merkezlerinde veya üniversitelerde eğitim politikaları alanında çalışan uzmanların katılımını
artırmak, tartışmaların kanıt temelli ilerlemesine belirli ölçüde katkı koyabilir. Şuraların kanıt
temelli ilerlemesi için buna elverişli bir tartışma zemini yaratılması ise önceliklidir. Var olan
durumda katılımcıların şura ve hazırlık toplantıları öncesinde yeterince bilgilendirilmediği
gözlemlenmiştir; bu durum paydaşların fiziksel katılımın ötesinde anlamlı bir katılım
göstermelerini zorlaştırmaktadır. Şuralarda tartışmaların kanıt temelli ilerlemesi için
katılımcıların daha fazla desteklenmesi gerekir.
Hazırlık toplantılarında ve şurada katılımda çeşitlilik sorununun yanı sıra, alınan kararların var
olan çeşitliliği yansıtmada yeterli olup olmadığı da sorgulanmalıdır. Katılımcılara eşit söz hakkı
tanınması, görüş ve önerilerin raporlaştırılmasında tarafsız davranılması güvence altına
alınmalıdır. Toplantı başkanları ve raportörler tarafsız bir tutum sergilemelidir. Hazırlık
toplantılarında ve şurada kararlar oyçokluğu ile alınmaktadır. Bu durumun yaratabileceği,
oyçokluğu ile kabul görmeyen görüşlerin dikkate alınmaması riskinin saydam bir raporlama
süreci ile ortadan kaldırılması gerekmektedir ve sonuç raporları katılımcılar ile paylaşılmalıdır.
Şuranın, karar alma yerine çok yönlü bir diyalog ve tartışma ortamı yaratma hedefine
odaklanması verimliliği artıracaktır.

ŞURA BİR İYİ YÖNETİŞİM ÖRNEĞİ OLABİLİR Mİ ?

Türkiye’de Milli Eğitim Şurası geleneğinin olması, eğitim yönetişiminde katılımcılık açısından
önemli bir fırsattır. Ancak şuranın bir iyi yönetişim örneği olabilmesi için atılması gereken
adımlar vardır:
– Şuranın eğitim politikası geliştirme süreçlerindeki yerinin ne olduğu açıklık
kazanmalıdır.
– Katılımda eşitlik ve saydamlık ilkelerine önem verilmelidir. Toplantılarda, eğitimin
farklı bileşenlerini temsil edecek çeşitlilik sağlanmalıdır. Davet edilen üyelerin hangi
ölçütler ile belirlendiği kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
– Şura ve hazırlık toplantılarında kanıt temelli tartışmaların yapılması desteklenmelidir.
– Anlamlı katılımın sağlanabilmesi için katılımcılar şura gündemi ve çalışma gruplarının
konuları hakkında daha iyi ve yeterli bir süre önce bilgilendirilmelidir.
– Katılımcıların görüş ve önerilerini paylaşmalarına eşitlik ilkesine uygun olarak olanak
sağlanmalıdır ve görüşler tarafsız biçimde raporlanmalıdır. Kararların oyçokluğu ile
alınıyor olması, azınlıkta kalan görüşlerin dikkate alınmasına ve raporlanmasına engel
olmamalıdır. Raporlama süreci saydam olmalıdır; raporlar katılımcılar ile
paylaşılmalıdır.
Yurttaş katılımı, eşitlik, saydamlık, hesap verebilirlik ve verimlilik ilkeleri gözetilirse, Milli
Eğitim Şurası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın en yüksek danışma kurulu olarak daha işlevsel
duruma gelebilir ve eğitim yönetişiminde katılımcılığı artıran bir düzenleme olarak kabul
edilebilir. Ancak şuranın var olan aksaklıklarının bütünüyle giderilmesi için, şuranın amacının,
kompozisyonunun, işleyişinin ve sisteme girdi sağlayış biçiminin topluca gözden geçirilmesi
gerekmektedir.

Bu bilgi notu, ERG tarafından 1 Aralık 2014 tarihinde yayımlanmıştır.

http://erg.sabanciuniv.edu/