Dilfiruz

Dilfiruz
Dilfiruz

Aşkın sanata dönüşmüş halidir benim için Mihrimah Sultan Camii. Avlusunda oturup etrafı seyreden yaşlı amcalarını yani camii dedelerini ayrı bir severim. Yapı, ibadethane olmaktan çok daha fazlasını barındırıyor içerisinde. Aslında bir külliye olarak yapımına başlamış Mimar Koca Sinan (1546/47). Sanırım hayatta en çok istediğim şey Mimar Sinan’nın bir gün için çırağı olmak ya da onun zihniyle düşünebilmek çünkü benim için kendisi aynı zamanda çok iyi bir mühendis, zaten hiç anlamam inşaat mühendisliği eğitiminin bu kadar tarihten ve sanattan uzak sadece fizik ve matematik disiplinleriyle hesap kitaba dökülmesini. Ruhlarını kaybetmiş, kendi kültüründen uzak, üretmeyi unutmuş ve sözleşmelere dayalı bir mesleki hayat yaşayan mimarlar ve inşaat mühendisleri her yerde artık.

Güneş ve Ay ın Sultanı için yapılmış bu eserde kaliteli taş işçiliği, mukarnaslı ve baklavalı klasik sütun başlıklarında ve paye başlıklarında karşımıza çıkıyor. Camideki taş işçiliğinin en seçkin örneği, geometrik mermer şebekelerinin bolca kullanılması ile hafif bir görünüm kazanan minberdir. Tarihi bir camii olmasına rağmen bulunmayışı garip gelen bezeme türü ise çinilerdir. 16.yüzyılın ortalarında, Türk çini sanatının dorukta bulunduğu bir sırada, bu büyüklükte bir camide hiç çini bulunmaması, sadeliğe ne kadar önem verildiğine işaret olarak düşünülmekte. Yapıda günümüzde bulunan kalem işleri ise orijinal değildir ve çok yakın tarihli bir restorasyon sürecinin eseridir. Camideki en sevdiğim kısım ise her yapıda karşımıza çıkmayan bir bezeme türü olan cam vitraylar. Cami mekanına karakteristik rengini veren bu süslemeler yapının üst kat pencereleri ile alttakilerin alınlık kısımlarında bulunuyor. Tamirlerle tamamlanmış olmakla beraber, 16. yüzyıldan kalan orijinal örneklerin en önemlileri arasında sayılırlar.

Yazımı çok teknik bilgiye girmeden bitirmek istiyorum. Yazılarımı yazma sürecimde yaptığım araştırmaların belki de çok az bir kısmını sizlere yansıtıyorum çünkü amacım direkt bilgiyi sizlere taşımak değil, endişelerimi farklı yapılarla yazılarımda sizinle paylaşmak. En büyük endişem tarihi yapılardan yani özünden uzak yetişen bir mühendis olmak, onları sadece bir yapı olarak görmekten çok taşıdıkları ruhu fark etmemekten korkuyorum. Boş zamanlarınızı bu yapılarla buluşarak geçirip ülkemize âşık olup Mimar Sinan gibi aşk ile kalmanızı dilerim. Vaktiniz için teşekkür ederim.

Fatmanur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here