Darwin ve Einstein’ın Teorilerini Elde Edişleri Üzerine

Sevgi DENER
Sevgi DENER

Darwin ve Einstein’ın Teorilerini Elde Edişleri Üzerine

Kuramlar elde edilirken bilim insanlarının kullandığı birçok farklı yol vardır. Bu yolun aynı sırayla izlendiği düşünülse de bilim insanının benliği içinde yeniden şekil alır. Her kuramın farklı bir öyküsü vardır. Dünya tarihini yerinden oynatmış hatta belki de yeniden kurmuş “Evrim” ve “Genel Görelilik” kuramlarını hikayesi için buradayız. Aslında iki kuramın ortak birçok noktası bulunuyor. Tabii ki alan bazlı olarak baktığımızda birbirlerinden çok farklılar. İkisi de alanlarının dışına çıkmış, diğer alanları da etkilemişler.

 

Darwin 1809-1882 yılları arasında yaşamış biyolog ve doğa tarihçisidir. Doğal seçilim yoluyla evrim kuramının kurucusudur. Gemiyle dünyanın birçok noktasına gitmiş. Bu esnada topladığı verilerde kimsenin göremediği bir benzerlik görmüş: Birbirinden çok uzak kıtlarda aynı fosiller. Bu nasıl olabilir üzerine bolca düşünmüş. Canlılara çok daha yakından göz atmaya başlamış. Varyasyonun evcilleştirme ve doğa boyutuna bakmış. Güdük organlar ve melezlik de incelemeleri arasındadır. Var olan verileri -ve genelde veri yetersizliği onun kuramında daha baskın- Darwin’e evrim teorisinin kapılarını araladı. Teorisini desteklemek amacıyla daha çok veri araştırmaya koyuldu. Gezegenimizin geçirdiği değişimler, birçok canlının toprak altında kalışı veya yok oluşu işini zorlaştırdı. Jeolojik kayıtlar yetersiz kalsa da yer kürenin ve canlıların geçirdiği evrim zihninde film şeridi gibi akmıştır belki de kim bilir…
Darwin’in teorisini kendi ağızından dinlemek için okumaya başladığım Türlerin Kökeni adlı kitapta yukarıdaki satırlar ile karşılaştım. Aklıma daha önceden yanlışmacılığı ile bildiğim Karl Popper (1902-1994) geldi. Darwin burada yanlışlamacılığa işaret ediyodu ama Popper’dan önce yaşamıştı. Popper yanlışlamacılığı ortaya koyarken, Darwin’den etkilendiği bu satırlarda oldukça net görülmektedir. Peki ikisini de etkileyen asıl felsefe nedir? Elbette Kant burada bizleri selamlamaktadır. Usculuk iki kuramda da izlerini göstermektedir. Darwin kuramını oluştururken dış dünyadan veriler almış ve bunu zihinsel süreçlerinden geçirerek kuramına ulaşmıştır. Kuramında usculuktan daha fazlası vardır.
Einstein 1879-1955 yılları arasında yaşamış ünlü fizikçi. Hepimiz onu genel görelilik kuramı ile bilsek de Nobel Ödülü’nü fotoelektrik olayı açıklaması üzerinden almıştır. Yaşadığı dönemde evreni açıklamak için Newton’cu paradigma kullanılıyordu ve kusursuz olduğu düşünülüyordu. Einstein herkesten farklı olarak ona dayatılan sınırların ötesini görmeye çalıştı. Merkür’ün dolanışı Newton’cu paradigma ile yeterince açıklanamıyordu. Einstein laboratuvarının çok geniş olması ve dünyaya sığdıramaması sebebiyle meşhur ‘Düşünce Deneyleri’ne başvurdu. Güneş uzay-zamanı büyük kütlesi sebebiyle bükseydi, gezegenler burada oluşan kavis sebebiyle etrafında dolanırdı. Ve hatta ışık bile bu kavise göre hareket ederdi. Einstein’da dış dünyadan veriler almış daha sonra bunu zihinsel süreçlerinden geçirmişti. Usculuktan daha fazlası vardı elbette onun kuramında da. Kuramının ispatlarını matematiksel formüllerle ve en önemlisi -adı her ne kadar unutulsa da bilimin hakikatini birçok şeyden daha önemli gören- Eddington deneyi. Bilim dünyası yerinden oynamıştı.
Darwin ve Einstein’ın teorileri var olan paradigmayı değiştirip, devrim yapmışlardır. Darwin toplumun -kendi yaptıkları- dinin sınırlarını ve toplumun baskılarını aşmıştır. Einstein ise Newton’cu evrenin kusursuzluğu sınırlamasını aşmıştır. İkisinin de laboratuvarları oldukça geniştir. Darwin’in laboratuvarı yer kürenin geçirdiği 4.5 milyar yıllık geçmiş. Einstein’ın laboratuvarı ise -bizim çizdiğimiz sınırlar ile- evren. Takdir edersiniz ki bu iki laboratuvarda her istediğiniz malzemeye elinizi uzattığınız anda dokunamaz ve üzerinde istediğiniz deneyleri yapamazsınız. Bu nokta da kuramınızda eksikler meydana gelecektir ve hatta bu eksiklikler kuramınızı oluşturmamanıza sebep bile olabilir. Bu noktada bu iki büyük insan sezgilerine başvurmuştur. Salt sezgi değil akılcı bir sezgi verilerindeki eksik noktaları bakış açılarıyla, zekalarıyla ve sezgileri ile tamamlamışlardır. Sonunda ise var oluşumuzu anlamamız da bize ışık tutmaya çalışmışlardır. Eintein’ın yaptığı gibi -ki bunu da yapmak için bir noktada sezgi gereklidir- Darwin’de düşünce deneyine başvurmuş olabilir. Bu benim şu an ortaya attığım gibi dünyanın geçmişini film şeridi gibi izleme düşünce deneyi olabilir ama bunu yapmak için öncelikle verilere ve akıl süreçlerine ihtiyacınız vardır zaten bu doğrultu da sezgileriniz oluşur. Kuramlarını bir takım küçük veriler (fosillerin benzerliği, Merkür’ün dolanışı) ile sezinleyip daha sonra destekleyici ve doğrulayıcı veriler aramaları (güdük organlar, Eddington deneyi) sebebiyle benzerlik gösterirler. Eintein, Newton’cu evreni yanlışlamıştır. Darwin içinde benzer bir yanlışlama söz konusudur.
İnsanın var oluşunun nasıl olduğuna dair soruların cevabını araması halen devam etmektedir. En azından genel görelilik anlamında hikayenin devamını merak edenler için Evrenin Yüzde Dördü- Richard Panek kitabını tavsiye edebilirim. Heyecan verici, uzun, sabır ve bol emek dolu bir yolculuk…
Sevgi Dener
02/05/2021

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin