Çocuk Yetiştirme Süreçlerinde Ebeveynlere Tavsiyeler

Ebru Candaş Güleç
Ebru Candaş Güleç Davranış Bilimleri Uzmanı - Yazar

Okul Öncesi Eğitimini bireyin eğitim-öğretim hayatına ilk adım attığı aşama olarak değerlendirdiğimde, temel bilgi ve yaşam becerilerinin kazandırıldığı, bilişsel, duyuşsal ve psiko- motor ve özbakım becerilerinin de şekillendiği çok önemli bir dönem göze çarpmaktadır.

Dolayısıyla önemli olan bu alanın programlı ve konu alanı uzmanları ile yürütülmesi gereken bir aşama olduğu görüşündeyim.

Programlı ve konu alanı uzmanları ile yürütülmesi gereken bir aşama olduğu görüşündeyim.

Eğitim etkinliklerinin de buna bağlı olarak, kazandırılması gereken kritik davranışları kazandıracak ve öğrenme süreçleri sonucunda bu kazanımları değerlendirecek bir müfredatın işin içinde olması gereklidir. Bu programda değerlendirmenin, çocuğun gelişiminin bütün gelişim alanlarında hem ayrıntılarıyla hem de bütünsel olarak gözlenmesi, gözlem sonuçlarının raporlanması, hazırlanan ve uygulanan planların, bütün boyutları ile değerlendirilmesi ve okul öncesi eğitimde görev alan personel kadrosunun da bu tespitler ölçüsünde kendini değerlendirmesi ve geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. İlköğretim aşamasında ise; Daha çok birey merkezli öğrenmelere önem verilmeli, ezbere öğretimden ziyade, araştıran, sorgulayan ve grup çalışmalarına sevk edecek öğretim tekniklerine öncelik verilmelidir.

Müfredat programları içerisinde daha çok bilişsel alanın bilgi ve kavrama basamağına yönelik kazanımlara yer verilmekte ancak uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme basamaklarına yönelik olarak davranış kazanımı gerçekleştirilmemektedir.

Eğitim Sistemimiz, değişen devlet yönetimleri ile yaz- boz tahtasına dönmektedir.
Milli Eğitim, ülkenin bireylerinin psikolojik, sosyolojik değerlerine hitap edebilmelidir. Basma kalıp olarak ülkelerden alınıp sisteme uygulanma yoluna gidilmemelidir.

Çocuğun;Eğitim öğretim hayatı öncesi ilk eğitimini aldığı aile kurumu ve yaşamının her noktasında etkilerini görebileceğiniz rol model alınan anne- baba ve aile büyüklerinin çocuğun üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçektir.

Çocuklar yaşamlarında kazandıkları tutum ve davranışları, taklit yoluyla edinirler.
3 yaşından itibaren başlayan bu davranış edinimleri, ilerleyen yaş dönemlerinde çocuğun girmiş olduğu aile, çevre ve toplum içerisinde ise örnek alarak devam etmektedir.
Özellikle rol model olan ebeveynlerin sergiledikleri tüm davranış kalıpları çocuklarında da kendisini göstermektedir.

Günümüzde özellikle değerler eğitimi kazanımları;
Anne-babaların rol model olarak yansıtmaları gereken davranışları içermelidir.

Nedir bu değerler?
Saygı, sevgi, vicdan, merhamet, adil ve adaletli olma, hoşgörü, huzur, mutluluk, iyi niyet, sabır, dürüstlük, yardımlaşma, güven, alçak gönüllülük, sorumluluk, sadakat, cesaret, özeleştiri, nezaket, kardeşlik, iyi niyet ve güleryüzdür.

Her çocuk yaşamını bu değerler ile şekillendirdiğinde kelebek etkisi olarak nitelendirebileceğimiz bu durum, toplumun geneline de yansıyacaktır.

İlk Çocukluk döneminde çocukların yaşadığı ortam ve karşı karşıya kaldığı ebeveyn tutumları, bu yaş dönemi sonrası kendini gösterecek olan;Ergenlik döneminde anne ve babalar ile ergen arasında iletişim süreçleri ve aile içi ilişki süreçlerinde problemler yaşanmasına sebep olabilmektedir.

Kuşak Çatışması olarak bilinen bu konu da şunu noktaya vurgu yapmak istiyorum: Hiçbir kuşak kendisinden sonra gelen kuşakların gelişiminden hoşnut kalmamış, o kuşak ilgili olumlu duygu ve düşünce geliştirememişlerdir.

Bunun başlıca sebebi, ebeveynlerin zamanında kendilerinin de genç oldukları gerçeğini unutuyor olmalarıdır.

Bu değerlendirmede ölçüt olacak bir başka gerçekte, anne-babaların gençleri, kendi dönemlerinin değerleri ve dünya görüşleri ile değerlendirme hatalı davranışını yapmış olmalarıdır.

Bu konunun çözümünü kanımca, gençlere, aile bireyi olarak değer vermek ve ebeveynlerin onlarla iletişim içinde olduklarında etkin dinleme eylemini gerçekleştirebilmeleri ile sağlanacaktır.

Anlayış, saygı ve sevgi kültürü ile şekillenen ilişkilerde çatışmaların en aza indirilmesi mümkün kılabilir.

Günümüzde değişen dünya ile teknolojik gelişmelerinde etkisi ile çocukların ve gençlerin iç içe oldukları bir dünya olduğu aşikar olunca, bu tablonun kimi zaman ailelerin sıkça dile getirdiği, özellikle okul ortamı ve eğitim- öğretim süreçlerinde karşılaştıkları dikkat eksikliği ve odaklanma problemlerine de değinmek gerektiği görüşündeyim.

Dikkat eksikliğinin neden oluştuğu tam olarak bilinmemekte ve bu konu üzerine araştırmalar devam etmektedir.

Dolayısıyla, bazı çoklu faktörlerin bileşiminin dikkat eksikliği oluşumuna sebep olduğu söylenebilir.6 yaşından itibaren kendini göstermeye başlayan bir durumdur.

Öte yandan aileler üzerinde yapılan çalışmalar, dikkat eksikliğinde genetik faktörlerin rol alabileceğini düşünülmektedir. Bunlara ek olarak, bazı çevresel faktörler ve merkezi sinir sistemi sorunları da dikkat eksikliği oluşmasına sebepolabilmektedir. Dikkat eksikliği temelde iki farklı sorunu kapsamaktadır. Bunlar dikkatsizlik ve hiperaktivite-dürtüsel davranış durumlarıdır. Dikkat eksikliğinin belirtileri; Odaklanma ve konsantre sorunları, huzursuzluk, dürtüsellik, verilen görevleri tamamlama da yaşanan güçlükler, düzensizlik, hayal kırıklığına karşı düşük toleranslı olmak, ruh halinde sık sık değişmeler, öfkelidavranışlar, stres ile mücadelede sorunlar yaşamak ve ilişkilerde dengesizlik ve kararsız davranışlar göstermek gibi sorunlarla adlandırılabilir. Birçok anne-baba, çocuklarında dikkat eksikliği sorunun olduğunun farkında olmayabilir. Bu konuyu tespit etmek istediğimizde gözlemlememiz gerekenler şu şekilde sıralanabilir: Genellikle unutkanlık, verilen işleri geciktirmek gibi olumsuz davranışlar gözlenmektedir. Dürtüsel davranışlardan dolayı ise, bu kişilerde, anne-baba ve aile bireyleri, okul ve arkadaş ortamları içindeiletişim halinde iken sinirlenmek, beklemek zorunda kalındığı durumlarda sabırsızlık göstermek gibi ani ruh hali geçişleridir. Dikkat eksikliği sorunun aşılabilmesi için olabildiğince erken davranmak gerekir. Gecikmeler mevcut sürecin aşılabilmesini zorlaştırabilmektedir. Erken dönemlerden itibaren çocuk çok iyi takip edilmeli ve iyi gözlenmelidir.

Tabi bu konuda en önemli görevler ise; Anne-baba ve okul işbirliğine düşmektedir. .
Böyle bir durum varsa derhal önlem alınmalı ve çocuğa gerekli profesyonelyardım sağlanmalıdır. Öte yandan özellikle anne ve babalar çeşitli önlemler alarak bu durumu kontrol altına alabilirler. Çocuklar aşırı hareketli olabileceği için ev içinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınması yerinde olacaktır. “Çocuk bu yaramaz olacak” şeklindeki yanlış anlamlandırmalar ileride daha büyük sorunlara sebep olabilmektedir.

Çocuğa mümkün olduğunca küçük yaşlardan itibaren düzenli olması aşılanmalı ve bu yönde davranması için teşvik edilmelidir. Bazı şeyleri kendi başına yapmaları için cesaretlendirmeli ve başarılı davranışları desteklenmelidir.

Bu dönemi yaşayan anne-babaların çocukları ile iletişimde kullanmış oldukları sözlerin; özellikle yargılar yapıda olmamasına çok dikkat etmeleri gerektiği kanısındayım.
Ayrıca çocuğu öfke ve stresini en aza indirecek ve kendisini psikolojik olarak rahat hissedebileceği bazı şeyler de yapılmalıdır.

Anne ve babaların çocuklarını, sosyal faaliyetler olarak adlandırabileceğimiz spor etkinlikleri, resim ve müzik çalışmalarına yönlendirmelerinin yanı sıra, dikkat ve odaklanma sorunlarını aşamada fayda sağlayacak, akıl ve zeka gelişimine yönelik zeka oyunlarına özellikle de beynin sağ ve sol loblarını etkin kullanmasını sağlayan aktivitelere yönlendirmelerini öneririm.

Çocukların toplumsal yaşam içinde bir birey olarak var olma süreçleri içinde
Özgüven sahibi olabilme ve bu davranışa uygun tutumlar göstermesi önemlidir.

Çocuk her zaman sıcak, sevecen ve tutarlı ilişkilerin ve davranışların hayata geçirilmiş olduğu bir aile ortamında huzuru bulur.

Kendi kendine yetebilmeyi, kendinden hoşnut olmayı ve en önemlisi de kendine saygı duyabilmeyi aile ortamında edinir. Özgüvenli olmak da çocuğun çevresine karşı güven duymasını sağlar.

Anne ve babaların yaptıkları en büyük hatalardan birisi çocukların “Cam fanus” içinde hayata hazırlamalarıdır.

Dünyayı keşfetme ve tanıma girişimleri desteklendiği ve teşvik edilmesi ile, çocuk kendi kendine yetebilmenin farkına varacaktır. Okul öncesi dönemde kendi başına yapabileceği, giyinebilme-soyunabilme, kendi başına yemek yiyebilme ve oyuncaklarını toplayabilme psiko-motor becerilerini uyguladığın da, İlköğretim ve sonrası eğitim- öğretim süreçlerinde ise; Ödevi ile ilgili sorumluluklarını tek başına yerine getirme alışkanlığını kazanmalı ve uygulamalıdır.

Bu yaş döneminde özellikle sorumluluk alma duygusunun Çocuğun aile ve okul işbirliği ile kazandırılmış olması da ileriki yaşamında gerekli olacak doğru kazanımlardan birisidir.

Çocuklar başlı başına bir değerdir ve asla diğer yaşıtları ile kıyaslanmamalıdır.
Çocukların mevcut yetenek ve yeterlilikleri üzerinden hareket edilerek çocukların bu açıdan güven duyguları her zaman pekiştirilmelidir.

Ebeveynlerin şunu bilmelerini isterim: Biz eğitimcilerin her zaman bir sihirli değnek etkisi olarak gördüğümüz “koşulsuz sevgi” ile, çocukları arasında kopmayacak bir bağ oluşacaktır.
Çocukları ile arkadaş olmayı değil, anne baba olarak tutarlı davranışlar gösteriyor olmayı seçerlerse ve 3 yaşından itibaren çocuklarına kız olsun, erkek olsun bir birey olarak değer gösterip, onlara bu değeri hissettirdikleri zaman, o çocuklar toplum içinde hem yerlerini daha kolay bulacaklar, en ufak bir olumsuzlukta yıkılmayacaklar hem de kendini seven bireyler olmuş olacaklardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin

5 × four =