Çocuğunuz sorunlu mu?

İki büyük ebeveyn korkusu vardır. İlki “ya çocuğum benim gibi olursa” korkusu, ikincisi “ya çocuğum benim gibi olamazsa” korkusudur.

Her ne kadar her iki korkunun sahibi olan ebeveyn grubunun sosyo-ekonomik düzeyleri farklı olsa da çocuk yetiştirmede uygulamaya çalıştıkları yöntem birebir aynıdır. Bu yöntemin doğal sonucu da “sorunlu” çocuklardır.

Sorunlu (utangaç, zorba, yalan eğilimli, hırçın, inatçı, hantal, kıskanç, küfürbaz, düşük akademik başarılı, yüksek kaygılı) diye tabir edilen bütün çocukların asıl sorunu sahip oldukları ebeveynlerdir.

İstisnai durumlar dışında yukarıda belirtilen tüm sorunların asıl kaynağı ne yazık ki aileden gelir. Okul bu sorunların gün yüzüne çıktığı, rüyanın bittiği, ebeveynin gerçeğe uyandığı mekândır. Öğretmense ne yazık ki rüyayı uzatabildiği ölçüde başarılı, uyandırdığı takdirde kötü sayılmaktadır.

Çocuk doğar doğmaz hem ebeveynin hem de aile ile ilişkili diğer bireylerin sürekli övgüleri ile karşılaşır. O çok tatlıdır, cicidir, onun elbiseleri hep güzeldir, gülüşü güzeldir, gözleri güzeldir… Bugün bir arkadaşınıza “ya senin gözlerin ne güzelmiş” deyin ve izleyin. Muhtemelen gözlerini sizden kaçırıp başka bir yere bakmaya çalışacaktır. Bu övgünüz onda utanma hissini tetikleyecektir. Çocuklar için de durum bundan farklı değil. Yıllarca her fırsatta övülen bir çocuk yeni tanıştığı bir akrabasının yüzüne bakamaz. Yetişkinler için de durum böyle değil midir? Cem Yılmaz’dan daha komik arkadaşlarınız vardır muhakkak ya da Sezen Aksu’dan daha güzel sesli olanlar. Ama onları sahnede göremezsiniz. Grupta kendisine komik rolü biçilmiş ve öyle kabul görmüş birisi sahneye çıkarsa komik olmadığını düşünenler olabilir. Bu durumdan kaçınmak zorundadır. Bu nedenle komikliğini belli ortamlar dışında saklamalıdır. Şimdi böyle yetiştirilmiş bir çocuk cevval mi olur, utangaç mı?

Yine birçok ebeveyn, özellikle az çocuklu olanlar, kendi çocuklarının çok zeki ve yetenekli olduğunu düşünür. Öyledir belki de… Ama çocuk okula başladığında aile nispeten daha hızlı öğrenen çocukların varlığını fark eder ve bu durum onları rahatsız etmeye başlar. Bu acilen önüne geçilmesi, önlem alınması gereken bir durumdur! Hemen henüz 6 yaşında olan bu çocuk için takviye kurslar aranmaya başlanır. Çünkü aile, o güne kadar dünyanın en zeki çocuğuna sahipti ve bunun böyle devam etmesini istiyor. Bu kıyaslanmayı fark eden çocuk sizce bu durumdan ne öğrenmiştir? Başarıyı ve başarılıyı alkışlamayı mı, kendi yeteneklerini ve kapasitesini fark etmeyi mi? Yoksa kıskançlığı mı? Kaybedince mızıkçılık yapmayı mı? Başarılı olana çamur atmayı mı? Daha ortada bir yarış bile yokken kaybeden kim olmuştur?

Karşı taraftaki için durum bundan daha vahimdir. Onun hata yapma şansı yoktur. Duramaz, dinlenemez. Başarılı olduğu sürece takdir edilecek, aferin alacak, övgü duyacaktır. Ama ilk başarısızlıkta belki de diz çökecek… Belki de başarısını korumak adına hileler yapacak, yalan söyleyecek, bahaneler üretecek, öfkelenecek.

Yıllardır IQ puanı 130 üstü olan özel yetenekli çocuklarla çalışıyorum ancak çocuğunu yeterli gören çok az veli ile karşılaştım. Hep akıllarında şu soru vardı.

“Çocuğum için ekstradan ne yapmalıyım?”

Ne yaparsanız yapın, size rağmen, bize rağmen bu çocuklar başarılı olacaklar.

Bu gün durup geçmişe baktığınızda en büyük pişmanlıklarınız “keşke onu (anne, baba, eş, arkadaş vb.) dinlemeseydim” dediklerinizdir. Her zaman kendi tercihlerinizden daha az huzursuzluk duyarsınız. Ebeveynler çocuklarına huzurlu bir gelecek vermek istiyorlarsa kendi tercihlerini yapmalarına fırsat vermelidirler. Kendi hayallerini çocukların bedenlerinde gerçekleştiremezler.

Ebeveynler çocuklarının bu uzun hayat yolculuğunda bazen trafik polisi olacaklar, bazen lastikçi, bazen ilk yardımcı, bazen benzinci… Ama asla şoför olmaya kalkışmayacaklar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.