CİNSEL VE CİNSEL OLMAYAN İSTİSMAR

Bu makalemde insan vicdanını kanatan günümüzün en büyük problemlerinden biri olan   çocuğun cinsel istismarı ve cinsel olmayan istismarını masaya yatırmak istiyorum. Konuya ilk olarak istismarın tanımıyla başlamak en doğrusu olacaktır.

Çocuğun cinsel istismarı, psikososyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı 18 den küçük olan kız ve erkek çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel stimülasyon için kullanılmasıdır. Çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel doyum için kullanılması cinsel istismarın kısa bir tanımıdır. 

               Çocuğun cinsel olmayan istismarı ise, çocuk ve gençlerin, kendilerini olumsuz etkileyen tutum ve davranışlara maruz kalarak ya da gereksinim duydukları ilgi, sevgi ve bakımdan mahrum bırakılarak toplumsal ve bilimsel standartlara göre psikolojik hasara uğratılmasının yanı sıra çocuğa bakmakla yükümlü kişinin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesidir. Beslenme, giyim, tıbbi gereksinimler, duygusal ihtiyaçlar veya gereken ilgiyi göstermeme şeklinde tanımlanmaktadır.

               Yaşanılan olaylar göstermiştir ki cinsel istismar olaylarının faillerini şöyle ya da böyle bir insandır diye ayırmak çok zordur. Bu insan kitlesi içine bürokratlardan yargı camiası mensuplarına, din görevlilerinden ebeveynlere, patronundan işçisine kadar birçok farklı insan ve makamdaki kişiler girebilmektedir. Medyada duyduğumuz olaylar bizi bu konuda yanıltmamalıdır. Kişinin nüfuzunun boyutu ve maddi gücü nispetinde bu konular medyaya ve adli makamlara yansımaktadır.

Cinsel istismarın birçok nedeni olabilmektedir. Ama genellikle ortaya çıkma nedeni ailelerin çocuklarına mahremiyet eğitimini, hangi insanlarla hangi düzeye kadar yakınlaşabileceği ve ne tür durumlar karşısında bunu ebeveynlerine bildireceği noktasında yetersiz bilgilendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Tabii bu arada yanlış anlaşılmak istemem, fail her zaman en büyük suçludur. Onun suçunu hiçbir hata azaltamaz, hiçbir eksik eğitim mazur gösteremez. Ailelerin çocuklarına veremediği güven ise bu durumun erken teşhisini engellemektedir. Anne babasına ya da yakın çevresine güvenmeyen ve istediği güven duygusunu alamayan ya da kendisine karşı alakasız ve ilgisiz olduklarını düşündüğü kişilere problemlerini anlatmamaktadır. Problem çözme yetisinin daha gelişmemiş olması ve başına gelen olayın üzüntüsü üzerine hata üstüne hata yapmakta ve olaylar artık çözülemeyecek boyutlara gelmektedir. Bu nedenle ailelerin gerekli eğitimi çocuklarına vermiş olmasının yanı sıra onlara sığınılacak bir liman olduklarını da iyi hissettirmiş olmaları gerekmektedir.

İstismar olayları her zaman eksik eğitim ya da mahremiyet alanına dikkatsizlikten kaynaklanmaz. Hayvandan daha aşağı bir kişiliğe sahip bir insanın kime nerede ne zaman musallat olacağını bilemeyiz, bu olaylar bir anda da cereyan edebilir. Bu noktada çocuğumuzun da yapacağı hiçbir şey olmayabilir. İşte bu ihtimale karşı verilen mahremiyet eğitimi ya da verilmesi gereken tepkileri bilmesi işe yaramayabilir. Bu nokta da işe yarayacak çözümlerden biride çocuğumuzun ne zaman nerede bulunduğu noktasında bilgiye sahip olmamızdır.

Ayrıca cinsel istismar edilen çocukların ileride birer cinsel istismarcı olma eğilimleri de araştırmalarda gayet yüksek bir oranda tespit edilmiştir. Hem istismar edilmişlerin tedavisi hem de bu eğilimde olabilecek çocukların ve yetişkinlerin tespit edilip önlemler alınması ayrı bir öneme sahiptir. Günümüzde hemen her ağızdan duymaktayız idam ya da hadım meselesini. Şahsi kanaatim bu tür cezaların bu suçu önlemede yetersiz olacağı yönündedir. Cinsellik ile ilgili işlenen suçlarda cezanın pek bir öneminin olmadığını bu suçu işleyenlerin her eğitim düzeyinden ve her türlü kültüre sahip kişilerden oluşmasından anlamaktayız. Bu yapıdaki insandan bozma varlıklar bu tür bir fiile kalkışma esnasında heveslerinden başka her şeye kendilerini kapatmakta ve adeta hedefe kilitlenmiş bir füze gibi hareket etmektedir. Sonuçlarını hesap edebilecek bir değer yargısından tamamen uzaktırlar.

Yukarıda ki durum Stefan Zweig’in “Amok Koşucusu” kitabında da ele aldığı üzere bu tarz insanlar adeta büyülenmiş gibi hiçbir şeyi umursamadan hareket ederler. Bütün gayretlerinin tek bir amacı vardır ve bu amaçtan onları caydıracak pek bir şey de yoktur. Onun içindir ki bu kişiler için ceza şarttır fakat cezanın caydırıcılığı ise tartışma konusudur. Hakiki, samimi ve ilkeli bir eğitim ise son derece önemlidir. Bu eğitim ne sadece evde verilebilir ne de sadece okullarda verilebilir. Bu problemin çözümü evde başlayan daha sonra sokağı kapsayan ve nihayetinde de okulla son bulan bir eğitimdir. Medya ise bu eğitimin olmazsa olmaz bir parçası olarak yer almaktadır. Yapılan araştırmalar istismar haberlerinin medya da sıkça gösteriminin olaylara çözüm değil, vakıaların artmasına sebep olduğu yönündedir.

Çocuğun sadece cinsel değil ruhsal istismarına da dikkat etmek gerekmektedir. Duygusal olarak ezilen, hakaret edilen, başka çocuklarla kıyaslanan, bütün başarıyı derslerden alınan yüksek puanlarla ya da yerleşilen liselerle, üniversitelerle değerlendirmek, ona yeterli zamanı ayırmamak, hak ettiği sevgiyi ilgiyi vermemek, ihtiyacı olan araç gereçleri imkan ölçüsünde karşılamamak ya da başkalarına gösteriş için ihtiyacından fazlasını almak, duygusal olarak tatmin edilmeyen duyguları madde ile tatmin etmeye kalkmakta bir tür istismardır. 21. Yüzyılın en büyük kazanımı olan dijitalleşmeyi yanlış anlayıp çocuklarımızı telefona, oyunlara ve tabletlere bağımlı hale getirmekte hem istismar hem de geleceğimizi tehlikeye atmaktır. Unutmamalıyız ki duygusal olarak tatmin edemediğimiz her çocuğun karşılığını gelecekte olumsuz bir olayla alma ihtimalimiz her zaman olduğundan daha yüksektir. Yetiştirdiğimiz ya da yetiştiremediğimiz her çocuk bir gün gelecek birinin annesi, babası, patronu, işçisi, hakimi, savcısı, idarecisi veya arkadaşı olacaktır.  

Tabii ki de birçok olumsuzlukta olduğu gibi kurtuluş da kendi elimizdedir. Sağlam ahlaklı, bilinçli ve nerede durması gerektiğini bilen, en önemlisi de vicdanının sesini duyan bir çocuk yetiştirdiğimizde toplum kendiliğinden düzelecektir. Bir tek benim yetiştireceğim çocuktan ne olur demeyin. Cengiz Han’ın dediği gibi ‘ Sakın bir çiviyi küçümseme. Bir çivi bir nalı, nal bir atı, at bir komutanı, komutan bir orduyu, ordu koca bir ülkeyi kurtarır.’’

               En az bir iki kitapta anlatılabilecek bu konuyu bir iki sayfada anlatmanın konuyu yeteri kadar izah etmeyeceğini biliyorum. Ancak bütün amacım bir nebze olsun bu probleme dikkatleri çekebilmektir. Unutmayalım ki dünya cinsel istismar istatistiklerine bakacak olursak şu an şu saatte bir çocuk istismara maruz kalmakta ve bir çocuğun daha dünyası karartılmaktadır. Bilinçli ve duyarlı olmak için sıranın bizim çocuğumuza gelmesi şart değildir. Duyarlı ve bilinçli olmak insaniyetimizin gereğidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.