BİR NAZİ KAMPI GÜNCESİ – THERESİENSTADT-LA VİE EST BELLE!!!!!!!!!!

BİR NAZİ KAMPI GÜNCESİ – THERESİENSTADT-LA VİE EST BELLE!!!!!!!!!!

II.Dünya Savaşı’nın (1939-1945) karanlık ve vahşetini minik oğluna hissettirmemeye çalışan ve bunun için yaşananları tıpkı bir oyun gibi sunan bir babanın dramını anlatan müthiş bir film… Sizi daha fazla bekletmeden adını söyleyeceğim ‘Hayat Güzeldir’…. Bu filmin bir bölümünün çekildiği bu kampa bundan 5 yıl önce bir grup öğrenci ile katıldığım bir kültür gezisinde adım attım. Bilmeyenler için küçük bir hatırlatma kamp Çek Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alıyor.

Hayat güzeldir sloganı ve kampın atmosferinin nasıl bir bütünlük sağladığına kampa gitmeden önce bir anlam veremiyordum. Yani nasıl bir kamp nasıl bir savaş ve çaresizlik ortamı  insana hayatın güzel taraflarını düşündürtebiliyordu. Emin olun kampta bir gün geçirdikten sonra bu hissi iliklerime kadar hissettim. Yazımın sonunda nedenini sizlere açıklayacağım. Şimdi dilerseniz bir Tarihçi olarak önce kampın kurulma hikayesinden başlayayım…

 

1941 yılında Nasyonel Sosyal hükümet tarafından kurulan bu kamp 1945 yılına kadar açık kalmıştır. Kamplar içerisinde özellikle Auschwitz (Polonya) ile kıyaslandığında bir ölçüde de olsa farklılık arz ettiği söylenebilir. Zira burası daha çok bir aktarma istasyonu ve bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir nokta olarak kullanılmış. Prag’a 1 saat kadar uzaklıktaki kampa Vaclav meydanından turlar gidiyor. Kampın girişinde oldukça geniş bir alana yayılan hristiyan ve yahudi mezarlıkları sizi karşılıyor. Mezarlıkları incelerken farklı dokularda ve büyüklükteki taşlar dikkatimi çekiyor. Bu taşların hayatlarını kaybedenlerin kendi topraklarından getirilen yani köklerinden getirilen taşlar olduğunu öğreniyorum.

Havanın neredeyse dondurucu soğukta olduğu bir gündeyiz. Ve beni yalnızca soğuğun ürperttiğini düşünmem yürümeye devam ettikçe büyük bir yanılgıya dönüştü. Zira koğuşları adım adım gezdikçe nefes alamayacağım alanları gördükçe Tarihçi kimliğimi bir kenara atıp kendimi 1943 yılında oraya getirilen bir esir gibi hayal ettim. Sabah kahvaltısında nohut kahvesi ve sadece o da her zaman değil bir dilim ekmek yediğimi, Sıkışık ve balık istifi tadında ranzalarda uyuduğumu, kalabalıkların içerisinde temel ihtiyaçlarımı karşıladığımı, Nazi Kamplarının meşhur karşılama sloganı olan ’ARBEİT MACHT FREİ-ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR’ ibaresini okurken bir gün gerçekten özgür olabilecekmiyim diye kendimi umut ederken yakaladım. Birden rehberimizin sesiyle irkildim bir tünelden geçeceğimizi belirterek, öğrencilerimle birlikte tünele doğru bizi yönlendirdi.Ben o ana kadar hayatımın en uzun tüneline gireceğimi bilmiyor ve çıkışta içeceğim kahvemi düşünüyordum.

Tünelin dışına çıktığımda soğuktan kaynaklı gelen basit ve otomatik bir şeyler içme dürtümden utandım. Zira çıktığımız alan esirlerin idama çıkarıldıkları geniş bir düzlüktü. İnsanlar hayatlarının son yolculuğuna böyle yürüyorlardı.Karanlık,basık ve ürpertici bir tünelden geçerek…

Şimdi gelelim yazımın başında ‘Hayat Güzeldir’ filmine bu ismin ne kadar yakıştığını duygularımla anlatmaya…Bir kere gündelik hayata dair en basit ihtiyaçlarımız,uyumak,yemek yemek,duş almak,giyinmek,kitap okumak kimi zaman bize monoton gelir neredeyse keyif almadan bazende söylenerek  yaptığımız eylemlere dönüşür. Bunun kıymetini bin kez daha anladım.Özgürlüğün gerçekten ne olduğunu, bunun bir kamp mottosunun kandırmacası asla olamayacak kadar vazgeçilmez bir his olduğunu anladım. Dili,dini,ırkı ne olursa olsun herkesin ama herkesin aynı gökyüzüne bakarak umutlanan bir kalbi olduğunu,insanca yaşamanın herkesin hakkı olduğunu teoride kalmadan bir kez daha öğrendim ve öğrencilerime öğretmek için yemin ettim. Umudun,çaresizliğin beklemenin ne olduğunu ta içimde hissederek döndüm LA VİE EST BELLE!!! Diyerek öğrencilerime sarıldım. Ve onları sevgiyle kucakladım.Haydi sıra sizde…Kucaklayın bu hayatı çünkü gerçekten çok ama çok güzel…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.