BİR BİLİM OLARAK TARİHİN YÜKSELİŞİ

BİR BİLİM OLARAK TARİHİN YÜKSELİŞİ

Hepimizin okul sıralarında kimi zaman uyuyarak,kimi zaman bir masal dinler gibi öğretmenimizin yüzüne bakarak dinlediği ders nedir diye sorsam hep bir ağızdan TARİHHHHHHH dersiniz diye ümit ederek bu yazıyı kaleme alıyorum. Peki gerçekten de salt bir kitabı okumak yada bir filmi,bir belgeseli izlermiş gibi Tarihi yorumlamak bu kadar basit mi?biraz derinlemesine düşünmenizi istiyorum. Dünyada tarih yazıcılığının gelişimine baktığınız zaman,Hikayeci tarih yazıcılığından başlayarak,araştırıcı tarih yazıcığılığına kadar bir çok türün gelişim gösterdiğini görürüz. Hatta öyle ki tarih geçmişi konu alan bir bilim dalı olduğu için uzun bir süre bilim olarak kabul edilmek bile istenmedi. Neden oldukça basittir. Çünkü bilimlerin en temel özelliği kanıtlanabilir bilgileri bize sunmalarıdır. Yani tekrarı mümkün olan ve gözlemler sonucunda aynı verilere kesinlikle ulaşabileceğimiz veriler… Halbuki tarihin bu konuda eli ne yazık ki zayıftır. Şöyle ki Yüzyıl savaşlarını(1337-1453) tekrar gözlemleyebilmeyi başarabilen varsa icat ettiği zaman makinesini bana da tavsiye etmesini rica edeceğim çünkü böylelikle benimde işim kolaylaşır. Öğrencilerime bir çok bilgiyi anında kanıtlayabilirim.

Peki ne oldu da Tarih bir bilim olarak insanoğlunun hayatına sızdı…? Bilgiler efsane olmaktan çıktı ve belgelerle kanıtlarla tarihsel metodolojinin temeli atıldı? Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur yani insan herşeyi unutma yetisine sahiptir. Ancak esas paradoks burada ortaya çıkıyor çünkü insanoğlu aynı zamanda hatırlanmakta istiyor. Şöyleki hepimiz prehistorik dönemlerde mağara duvarlarına resimlerin çizildiğini gayet iyi biliyoruz. Bunu haberleşme,iletişim ve ilkel sanatın ilk örnekleri olarak görebilmek mümkün olduğu gibi en çok hatırlanmanın ve iz bırakmanın etkisiyle olabileceğini de düşünmeliyiz. Çok uzağa gitmeyelim.. Oturduğu banka ‘Ali was here’yazanlara şahit olmadınız mı ya da ağaca ismini kazıyanlar duvarlara duygularını haykıranlar gibi….. Zarar görmemiş olsa ve koruma altına alınsa bu bilgiler de birkaç nesil sonra kaynak niteliğine geçer bizler için.. Yani biz vardık yaşadık nefes aldık devletler kurduk,imparatorluklar yarattık,kültürler inşa ettik demenin yolu bırakılan maddi ve manevi kalıntılarla ölçülür biz tarihçiler için.. Evet deney yapamayız ama kaynaklardan yola çıkarak bir çok bilgiye ulaşabilir ve bunu kitlelere sunabiliriz. Bizler hatırlanmayı çok seven varlıklar olduğumuz gibi bunu aktarmayı da seviyoruz.Yani birileri yaşayacak birileride hem yaşayacak hem kaydedecek hem de aktaracaktır. Burada ise öznellik hassasiyeti ortaya çıkar.Yani aktarıcılar olayları olduğu gibi aktaracaklar mıdır?Objektiflik ilkesi… Dünya tarihinin en büyük lideri olan M.kemal Atatürk ’Tarih yazmak,yapmak kadar önemlidir’ diyor… Yani yazan yapana sadık kalmalıdır. Bunu yapabilmenin en sağlıklı yolu bir çok kaynağın elden geçirilmesi ile mümkün olduğu gibi,Yaşanılan olayı olayın geçtiği günün koşulları ile değerlendirmek gerekiyor. Sonuç olarak Tarih dünyanın hafıza kartıdır.Bütün bilimlerin soy ağacını bizden dinleyebilirsiniz. Ne dersiniz bir bilim olarak daha değerli olmayı hak etmiyor mu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.