BİR AKIL ÇAĞI KÂFİRLİĞİ

“Bir akıl çağı kâfirliği; doğruyu görür ve onaylarım ama yanlışı yaparım.”
Anthony Burgess

Merhaba Sevgili Okuyucu
Yazma duygumun önüne geçmek biraz uzun sürdü ama sonunda bitti. Yazar dostlarla oturmuş hasbihal ederken (onların yazdıklarını okurken) çok değer verdiğim, içinde bulunduğum toplumun en kıymetli bireylerini (öğrencilerimi) ve kendimi yozlaşan hastalıklı bireylerden korumak istediğimi söyledim. Dediler ki;

-“Senin yazar olman için öğrenmen, yaşaman ve hissetmen gereken şeyler var Ayşe Hanım. Biz bu işe gönlümüzü, ruhumuzu ve ömrümüzü verdik. Yine de düşündüklerini bizlerden aldığın cümlelerle ifade et ki, ruhun huzura ersin. “ Bende dostlarımın sözlerini dinledim. Peki dedim ve Farid Farjad eşliğinde başladım yazmaya 🙂

Dinlemek isterseniz diye linki bıraktım 🙂

Güzel insan Saik Faik’i şu sözleri ile anımsarken “söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmakta hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Kâğıt kalem aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” meğer ne kadar da haklıymış. Tüm benliğimde hissettiğim yanlış bir çağda ve bu çağın getirdiği yanlış algılarının ortasında yaşıyorum. Akıl Çağı Kâfirliği.

Düşüncenin köreldiği, insan yaşamının (hümanizmin) kağıtlar üzerinde kaldığı, bireyselliğin ve menfaatlerin ön planda olduğu, iyilerin sessiz kalarak kötüleri cezalandırmaya çalıştığı ancak bu durumu fark edemeyen zavallı kötülerin cesaretlenerek hunharca ve saygısızca iyileri ezmeye başladığı, bilginin değil kör cahilliğin, sosyal medya platformları ile bir kangren hücresi gibi acımasız bir hızla, geniş kitlelere yayılmaya devam ettiği ve radikalliğin getirdiği kişisel çöküşlerin yaşandığı bir çağdan sesleniyorum.

Toplum olarak öyle bir yerdeyiz ki; özgürleşmeye çalıştıkça özgürleşemiyoruz ve birbirimize sarıyoruz, her şeyi reddederken reddettiğimiz şeyin başrol oyuncusu oluveriyoruz. Hayat ne ki zaten, keşke tecrübelerimiz kalsa elimizde diyorum bir de bakıyorum ki bırak ders almayı bir sonraki hatada dönüşü olmayan yollara girilmiş çoktan. Kendi iş hayatımdan bir durumu örnek vereyim (o kadar kolay söyleniyor ki tüm anormal durumları normalleştirdik); öğrencisi tarafından adice öldürülen meslektaşım bir hiç uğruna ölmüş, kimse akıllanmamış, herkes itina ile “doğruyu görür ve onaylarım ama yanlışı yaparım” kafasında. Ben yine de hayata tutunmak için tepkimi koyayım elimden gelenin en iyisini yapayım diyorum, “köyün delisi muamelesi” görüyorum. Biz şahsiyetli ve onurlu kültürümüzün ve yaşam tarzımızın dibini sıyırdığımız dönemlere girmiştik lakin her şeye ve herkese rağmen vazgeçmemiştik.

Sapere Aude, “aklını kullanma cesaretine sahip ol” diye söyler. Bu aydınlanmanın temel felsefesidir. Toplum olarak; bırakın aydınlanmayı insanlık için cılız bir mum ışığı kadar dahi aklımızı kullanma cesaretine sahip değiliz. Aklını iki bacak arası ile sınırlandırmış ve bozmuş, uyuşmuş bir beyinden çıkan sözleri dinlemek yerine kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için kötü niyetlerini anlamaya çalıştığımız bireyler var karşımızda. Sanalla gerçeğin, doğru ile yanlışın birbirine girdiği hastalıklı bir toplum.

Sonuç olarak; artık insanlar kafalarının içinde bir beyin olduğunu hatırlamalı ve kullanmalı, başka etkilerle değil, gördüğünü, duyduğunu ve yaşadığını kendi aklı ile anlamlandırmalı ve salt akıllarıyla hareket etmeliler. Bu şekilde her türlü bencil ve sadist ruhlu insansılardan sıyrılmış ve aydınlanmış insanların olduğu bir toplumda yaşayabileceğiz. Anı yaşamayı yanlış anlayanlarla dolu bir gezegendeyiz. Anın bir bütün olduğunu, anınınsa bir ömür olduğunu öğrenin/öğretin, önemseyin/önemsetin, dalgaya alarak, gereksizmiş gibi geçiştirmeyin artık. İnsan hayatı şakaya gelmez bugün önemsemediğiniz durumlar yarın sonunuz olur. Eyvah kelimesi o zaman sadece bir kelime olur.
Ne acıdır ki, ilk defa değişmekten korkuyorum. İçimdeki hümanist, yardımsever ve çalışkan çocuk her an ölebilir!
Ne için yaşıyorum diye sorgulamanın zamanı gelmedi mi ?

Kaliteli bir yaşam dilerim…

“Dünyayı değiştirmek istemiştik ama perişanca yenildik. Şimdiyse değişmemek için ben dünyaya direniyorum.”
Noviembre

1 Yorum

  1. “Bir akıl çağı kâfirliği; doğruyu görür ve onaylarım ama yanlışı yaparım.” Yanlış yaparsan bunun sonuçları olur. Kabul mü? 🙂 Halen bilerek ve isteyerek yanlış yapmayı düşünüyormusun! bu yanlış sana muhakkak dönecektir. Ve faturanın vergiler dahil olmak üzere ödemesini yapabilecekmisin. Akıl çağı kafirliği, seni ne kadar var edebileceğini düşünüyorsun. Söz konusu akıl(sızlık)sa bunun muhakkak ki bir dönüşü olacaktır. Payına düşeceğini iyi hesap etmelisin. Dur daha sadece sana değil senden sonrakilere de pay düşecektir. Mesela iklim değişikliği….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.