BİLİNCİNİN ALTINDAKİNİ ÇIKAR

blog
Hatice Hazal İlgar

Bilinçaltı insanın Pandorası gibidir. Zihnimiz de bu kutuya hapis ettiğimiz şeytanlar ve meleklerle yaşar, hayatımıza bilmeden yön veririz. Aklımızdan geçen birini bir anda yolda görmemiz tesadüf değil bilinçaltına verdiğiniz görevle sizin için var olmaya başlayan gerçeğinizdir.

Bilinçaltını yönetmeyi başarmış birçok yazar, şair, mucit bulunmaktadır. Zihinlerini yoğunlaştırdıkları sorular yavaş yavaş cevap bulmaya başlar.

BİLİNÇALTI NE ZAMANLAR DAHA AÇIKTIR?

Bilinçaltı, bebeklik yıllarımızda en açık durumdadır. Birçok psikolojik etki bu yüzden çocukluk döneminde oluşmakta ve çözümü yine o zamanlarda ki durumu çözümlemek, o kara kutuyu açıp kendimize sahip çıkmamızla düzelmektedir. Anne baba tutumları, kişisel ihtiyaçların zamanında karşılanması hatta Freud’a göre tuvalet eğitiminin dahi insan psikolojisine etkileri ömür boyu farkında olmadıkları ve bilinçaltına yerleştirdikleri kodlarla devam ederler. Bu kritik dönemler tesadüftür ki hep bebeklik ve çocukluk dönemlerine denk gelmektedir. Buradan yola çıkarak da bilinçaltının en açık zaman diliminin bu aralığa denk geldiğini gözlemleyebiliriz.

Bilinçaltı bize sonsuz bir hazine hem de  çöl kuraklığı gibi dönüş verebilir bu ise bizim zihnimizi harmanlamamızla mümkündür. Bu yaşımıza kadar getirdiğimiz kalıplar, zincirler ya da parmaklıklar aslında sizin zihninizde olduğunuz bir ürün olduğunu görmeniz gerekmektedir. kötü düşünceler fazlaysa kötü, iyi düşünceler fazlaysa iyi bir hayat yaşamanız olasıdır.

Bilinçaltınızın çocukluk dönemi sonrasında en çok açık olduğu zamanlar uykuya dalmadan önce 5 dk. ve uyandıktan sonra ki zamanlar olduğu söylenmektedir. Güzel uyandığınıza inandığınız gün, güzel ve keyifli geçireceksiniz oysa ki dünün bu günden tek farkı sizin inancınız ve beyninize verdiğiniz mesajdır.

BİLİNÇALTINIZ NASIL ÇALIŞIR?

Beyniniz, sizin söyledikleriniz ve inandıklarınızdır. Siz kendinize ne söylerseniz ona inanır ve o olur. Beyniniz şaka nedir, kinaye nedir bilemez o yüzden zihninizi olumsuz kelimelerden arındırın. Beyninizi hem küçümseyin hem de çok önemseyin sizin siz olmanızı sağlayan tüm donanımları o oluşturmakta. Sizin sayısal becerileriniz ya da ustaca kullandığınız sözcükler değil beyninize verdiğiniz mesajlar ve inandıklarınız sizi yaratıyor.

Bir öğrencimin Stanford Hapishanesi Deneyi’ni sunarken fark ettim ki bu konuya daha güzel örnek olamaz.

1971 yılında Philip Zimbardo isimli bir sosyal psikolog, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenleme kararı aldı ve Stanford Üniversitesi’nin Psikoloji Departmanı’nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkûmlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deney için 24 kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. Fakat Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 15 dolar (2012 parasıyla 85 dolar) alacakları bildirildi.

Zimbardo, 14 Ağustos 1971 günü, “mahkûm” konumunda olacakları kendi evleri önünde ansızın, beklenmedik bir zamanda tutuklayarak deneye dâhil etti. Daha sonraları gardiyanlar gizili gizli bir zaman sonra açık açık mahkûmlara şiddet uygulaya başlamıştır.

Mahkûmlar ise saldırgan tavırlar göstermeye başlamışlardır. Başta isyan eden ve aynı statüde olduklarının farkında olan mahkumlar. Gardiyanların şiddet ve baskı ile müdahaleleri sonucunda korkak ve bastırılmış bir role bürünürler. Herkes rolüne kendini fazlaca inandırmıştır ve roller ve benlikler birbirine karışmıştır. Yani zihnimiz de yarattığımız kimliğe dönüşmemiz için bilinçaltımız olan gücüyle çalışır ve ona dönüşürsünüz. Hatta bu deneyde Zibardo’nun hapishane müdürü rolüne kaptırıp. Gardiyanların,  mahkûm isyanlarını bastırmaları amacıyla şiddet uygulamalarına izin veren emirler verdiği ortaya çıkmıştır.

Kendimize döndüğümüzde ise siz kendinizi başarılı gördüğünüz kadar başarı çevrenizde dolaşmaya başlar. Bilinçaltının Gücü adlı kitapta Murphy  zenginlik kavramından şöyle bahsediyor. Sürekli zenginlikler içinde bir hayat dileriz. Fakat neden gerçekleşmez? Madem inanmak işe yarıyor o zaman zengin olmak isteyen herkes de zengin olmalıdır. Murphy ‘e göre siz bu zenginliği istiyor olabilirsiniz fakat kendinizi bu zenginliğe ait hissetmiyor olabilirsiniz ya da aşırı çalışmadan bu amaca ulaşılamayacağına inanıyorsanız çokça çaba sarf etmeniz gerekeceğini söyler. Dini öğretileriniz ya da yetiştirilme tarzınız parayı fark etmeden sevmemenize, azla yetinebilmenin onurlu bir davranış olduğuna kanaat getirmiş olabilirsiniz ve bu yüzden de bilinçaltınızla bilmeden bu getiriyi ittiğinizi söylemektedir.

Eğer bir şeyin gerçekten olmasını istiyorsanız gerçekten inanmanız ve gerçekten bu rolü oynamanız gerekmekte. Siz çok çalışkan olduğunuzu söyler ve bu doğrultuda hareket ederseniz o zaman çalışkan birine dönüşürsünüz. Bence kendini gerçekleştiren kehanet dediğimiz kavramın altında da bilinçaltının görevi bulunmakta. Bu kavrama göre kişi “Ben yağmurlu havalarda sınavlardan düşük alırım .“diyorsa ve o sınavdan düşük alırsa buna kendini gerçekleştiren kehanet diyoruz. Peki, yağmuru görür görmez tüm bilinç noktamız yağmur ve başarısızlık rolüne kendimizi var etmemizin eşleşmesi olamaz mı?

Gerçekten içinden geçirdiğinizi insanın sizi araması ya da çözemediğiniz bir konuyu kendinize sorup dururken sabah uyandığınız da cevapların aklınız da parlaması hepsinin bilinçaltının sizin için gece gündüz mesaisinden başka bir şey değildir.

Bizim halkımızca kullanılan kelimeler, kalıplar, sohbetler genel de karamsarlık ve olumsuzluk içermektedir. Kelimelerimizi değiştirmeliyiz. Senden nefret etmiyorum diye bir olumlama olamaz. Karşınızdakinden nefret ettiğinizi sürekli kendinize hatırlatır ve bunu doğrulayacak bir şey aramaya başlarsınız. Bunu yerine daha motive eden ve olumlu cümleler seçmelisiniz. “ben tembel değilim.” yerine  “ Ben çalışkanım.”  gibi olduğunuz ya da olmak istediğiniz cümleler kurun.

 

“Bir şeyi 40 kere söylersen olurmuş” denir. 40 kere söyleyince olduran, ruhani olaylardan ziyade sizsiniz. Size sürekli çok agresif olduğunuz söylenirse bir süre sonra agresif tavırlar göstermeye başlarınız.

Günümüzde siber zorbalık dediğimiz sorunda da karşılaştığımız durum buna benzemekte. Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarına gelen yorumlarının etkisiyle kendini ruhsal olarak yıpratan bireyler daha sonraları buna inanarak bu doğrultuda tepkilerde bulunmaya başlamakta. Bu iki türlü olabilir mesela: Çirkin olduğuna dair aldığı yorumlarla kendini güzelleştirmek için estetik yaptıran gençlerin sayısı günümüzde çok üst noktalara ulaşmıştır ya da çok güzel olduğunu söyleyenler için daha güzel olmak için çabalamaları doğrultusunda da estetik yaptırmaktalar. İki olayda da bilinçaltında inandırdıkları kimlik uğruna gösterilen bir edim ve dönüşüm vardır.

Kendimizin farkına varmamız gerekmekte ne istediğimizi veya neler hayal ettiğimizi bilmemiz bizi oluşturan çamurumuz. Bunun farkına varmamız gerekiyor. Geçmişten gelen sosyal ilişkilerimiz, ahlak kurallarımız ve niceleri bizim yolumuzu belirleyen unsurlardır. Ailesinde paylaşmayı ahlaklı bir davranış olarak öğreten anne-babanın çocuğu ile durduk yere bu paylaşıma gerek olmadığını söyleyen anne-babanın ahlak algısı bir değildir. Bu iki insanın da edimi aynı olmayacaktır. Ta ki kendini öğrenip kim olmaya kendi karar verene kadar. Belirli bir zihin olgunluğuna eriştikten sonra insan kendi kendine sahip çıkar kendi doğrularını sorgular ve yeniden yapılandırır. İşte o olgunlukta kendi bilinçaltımızı da yeniden yapılandırmanın yollarını buluruz. Bu sefer kendi kendimizin kaderini tekrar yazarız.

Hani denir ya “Ben en dipteydim.  O gün kendime bir söz verdim… O gün bu gündür… yim.” gibi çok hikâye dinlersiniz. Bu dönüşüm aslında kedine ve dolayısıyla bilinçaltına “yeni beni” inandırması ile var olmaktadır. İnsan zihni hem olmadığı bir şeye inanacak kadar basit, hem de seni sen yapabilecek güce sahip en komplike yapı. Önemli olan harmanlanması zihninin zihninle yönetilmesidir.

Sen farkında olmadan zihnindeki soruları gece gündüz sana cevaplayan aslında bilinçaltın, rüyalarına odaklan sana neler anlattığını anlamaya çalış. Aslında  rüyaların, kendi zihninde var edip sonuca ulaştırmaya çalıştıklarının cevabı olabilir.

Kendine dön kendini revize et ve doğrularını gözden geçir. Gerçekte olduğun kişi gerçekte olmak istediğin kişiden çokta farklı değil sadece ona öğretilenler onun yolunu değiştiriyor kendine yeni bir yol çiz ve olmak istediğin kişiye ulaş. Unutmayın atalarımız “Fikrin neyse zikrinde odur.” demiş. Korkuların, kaygıların senin en büyük prangansa kendine inancın ise seni her yere götürebilecek kanatların. İnancın kanatlarına olsun prangalarına değil.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
lütfen isminizi buraya girin